Eğitim-Bir-Sen, YÖK'ün Çağrısına Destek Verdiğini Açıkladı

Eğitim-Bir-Sen, YÖK'ün Çağrısına Destek Verdiğini Açıkladı
Eğitim-Bir-Sen, YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar'ın üniversitelerde aşırı ders yükünün azaltılması ve müfredatın sadeleştirilmesi yönündeki çağrısını destekledi.

Eğitim-Bir-Sen'den yapılan açıklama:

Yükseköğretim, bireylerin mesleki ve kişisel gelişimleri için kritik bir basamak olmasının yanı sıra yaşam fırsatlarını genişleten ve toplumların uzun vadeli kalkınma kapasitesini belirleyen temel kurumsal alanlardan biridir.

Bu nedenle yükseköğretimdeki yapısal dönüşüm, yalnızca niceliksel büyüme göstergeleri üzerinden değerlendirilmemelidir. Erişim, müfredat, kalite, fırsat eşitliği, proje temelli öğrenme, sosyal ve kişisel gelişim, öğrenci yetiştirme modeli, istihdam uyumu, akademik üretkenlik ve ülkenin sorunlarına çözüm gibi çok boyutlu ölçütler üzerinden değerlendirilmelidir. Dolayısıyla yükseköğretim politikalarımızın öncelikli alanları bu çok boyutlu ölçütler olmakla birlikte bu politikalar, tüm yükseköğretim kurumlarımızın da önceliği olmalıdır. Bu sayede yükseköğretim sistemimizin niceliğinin yanında niteliğinden de söz etmemiz mümkün olacaktır.

YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, son günlerde çeşitli platformlarda yaptığı açıklamalarda; üniversitelerdeki aşırı ders yükünün ve tekrar eden içeriklerin azaltılarak müfredatların sadeleştirilmesi, nicelik yerine eğitimin niteliğine ve derinlemesine öğrenmeye odaklanılması, uygulamalı eğitime daha fazla yer verilmesi gerektiğini ifade etmiştir. Özvar, ayrıca yoğun ders programlarının lisans öğrencilerinin araştırma, proje, sosyal ve kültürel faaliyetlere yeterince zaman ayırmasını engellediğine dikkati çekerek üniversitelerde birlikte çalışma, problem çözme ve üretime dayalı yeni bir eğitim yaklaşımının benimsenmesi çağrısında bulunmuştur.

YÖK Başkanı Erol Özvar’ın bu düşüncelerine katılmakla birlikte aşağıdaki görüşlerimizin de dikkate alınarak yükseköğretim politikalarına katkı sunmasını ve dolayısıyla sistemin niteliğinin artırılmasını muhtemel görüyoruz:

Daha az dersle nitelikli ve kalıcı öğrenme sağlanmalıdır

Yükseköğretimde nicelikten ziyade nitelikten daha fazla bahsedebilmesi için yükseköğretim sistemimizin öğretim odağında, daha az ders yüküyle birlikte daha nitelikli, kalıcı ve derinlemesine öğrenme olmalıdır.

Mevcutta lisans öğrencilerine çok fazla ders dolayısıyla da çok fazla bilgi yüklenmeye çalışılmaktadır. Türkiye’nin Avrupa Yükseköğretim Alanı (AYA) standartlarıyla uyum yakalayabilmesi için, Avrupa’daki lisans programlarında ders sayılarının ülkemizdeki lisans programlarıyla rasyonel bir biçimde mukayese edilmesi ve acilen yeniden ele alınması şarttır.

Sadeleştirme, bir müfredat reformuna dönüştürülmelidir

Ders sayısının azaltılması tek başına çözüm olarak görülmemelidir. Süreç; disiplinler arasındaki farklılıklar dikkate alınarak alan uzmanları, ölçme-değerlendirme ve program geliştirmecilerin yanında kamu ve özel sektör temsilcilerinin de katılımıyla tamamen bilimsel veriler ile iş gücü piyasasının gerçeklerine dayalı bir müfredat reformu şeklinde tasarlanmalıdır.

Farklı derslerde tekrar eden içeriklerin ayıklanıp birleştirilmesi, öğrencilerin sınav odaklı ezbercilikten kurtulmasını da sağlayacaktır.

Araştırma, proje ve uygulamalı eğitim için öğrenciye zaman açılmalıdır

Müfredatların bu şekilde sadeleştirilmesi ve esnetilmesi, öğrencilerin bağımsız öğrenmeye, araştırmalara ve projelere ayırdıkları zamanı artıracaktır. Haftada 10-13 arasında ders ile yoğun ders programları yüzünden bilimsel çalışmalara, sosyal ve sportif faaliyetler ile kültürel etkinliklere zaman bulamayan gençlerimize bu fırsatlar tanınmalıdır. Proje bazlı uygulamalı öğrenme etkinliklerinin artırılması, teorik bilginin pratik sahaya aktarılmasını hızlandıracak; böylece öğrencilerin problem çözme, birlikte çalışma ve üretme kabiliyetleri en üst düzeye çıkarılması sağlanacaktır. Bu sayede teorik bilginin yanında uygulamalı eğitimin, saha uygulamalarının ve okul dışı öğrenmenin daha pratik ve uygulanabilir hale gelmesinin de önü açılmış olacaktır.

Yükseköğretimde elverişli lisans programlarının öğretim süreleri yeniden değerlendirilebilir

Yükseköğretimde diğer önemli bir konu ise lisans eğitim süresinin diğer ülkelere göre daha uzun olmasıdır. UNESCO verilerine göre ülke ve bölgeler arasında yükseköğretimde okul yaşam beklentisi en fazla olan Yunanistan (7,7 yıl)’dan sonra Türkiye (5,2 yıl) olmakla birlikte ilk beş ülke arasındadır. Dolayısıyla Türkiye’de yükseköğretime gidecek gençlerin ortalama olarak yükseköğretimde 6,5 yıl öğrenim görmesi beklenmektedir. Bunun birçok nedeni bulunmakla birlikte en önemlilerinin başında yükseköğretimdeki lisans süresinin çoğu ülkede 3 yılda tamamlanabilmesine rağmen Türkiye’de 4 yıl olması gelmektedir. Yükseköğretimde okul yaşam beklentisi 5 yılın üzerinde olan 4 ülke, 4-5 yıl arasında olan 15 ülke, 3-4 yıl arasında olan 35 ülke bulunmaktadır. Bu veriler göz önünde bulundurulduğunda Türkiye’de yükseköğretim programlarının sürelerinin diğer ülkelere göre daha uzun olduğu söylenebilir. Dolayısıyla yükseköğretimde elverişli olan lisans programlarının öğretim sürelerinin yeniden ele alınması gerekmektedir. Bu sayede daha nitelikli bilgiyle mezun olan öğrenciler iş hayatına daha erken atılabilirler.

Öğrencilerin mesleki donanımlarının yanında sosyal ve kişisel gelişimleri de bütüncül yaklaşımla desteklenmelidir

Son olarak, bu yapısal dönüşüm süreçlerinde öğrencilerimizin yalnızca mesleki donanımları değil; sosyal ve kişisel gelişimleri de bütüncül bir yaklaşımla desteklenmelidir. Tüm bu adımlar atılırken eğitimde fırsat eşitliği ilkesinden taviz verilmemeli, yükseköğretim kurumlarımız arasındaki imkân ve kalite dengesi gözetilmelidir. İnanıyoruz ki, ders sayısından ziyade eğitimin niteliğini ve derinliğini esas alan bu vizyoner yaklaşım, geleceğin nitelikli beşeri sermayesini inşa etmek adına tarihi bir eşik olacaktır.

Bu kapsamda Eğitim-Bir-Sen olarak yükseköğretimde şu adımların atılmasını gerekli görüyoruz.

• Lisans programlarındaki aşırı ders yükü ve tekrar eden içerikler belirlenmeli; alan, ölçme-değerlendirme ve program geliştirme uzmanları ile kamu ve özel sektör temsilcilerinin de yer alacağı komisyonlarca bilimsel ölçütlere ve işgücü piyasasının ihtiyaçlarına dayanan bütüncül bir müfredat reformu gerçekleştirilmelidir.

• Türkiye’deki lisans programlarının ders sayıları ve müfredat yapıları, Avrupa Yükseköğretim Alanı'ndaki eşdeğer süre ve kredi yüküne sahip programlarla karşılaştırılmalı; disiplinlerin gereklilikleri gözetilerek ders sayılarında ve içeriklerinde rasyonel bir denge sağlanmalıdır.

• Ders sayısının azaltılması, öğrencilerin toplam öğrenme yükünün diğer derslere aktarılması anlamına gelmemeli; AKTS hesaplamaları, haftalık ders saatleri ve öğrencilerin bağımsız çalışma süreleri birlikte değerlendirilmelidir.

• Haftalık yoğun ders temposu hafifletilerek öğrencilerin bilimsel araştırmalara, projelere, bağımsız öğrenme faaliyetlerine ve erken dönem saha uygulamalarına daha fazla zaman ayırabilmelerinin önü açılmalıdır.

• Müfredat reformuyla birlikte ölçme ve değerlendirme süreçleri de yeniden yapılandırılmalı; ezber odaklı sınavlar yerine araştırma, proje, uygulama, eleştirel düşünme ve problem çözme becerilerini geliştiren değerlendirme yöntemleri yaygınlaştırılmalıdır.

• Türkiye’de lisans programlarının öğretim süreleri, uluslararası örnekler, programların öğrenme çıktıları ve mesleki yeterlilikler dikkate alınarak yeniden değerlendirilmeli; uygun programlarda eğitim niteliğinden ödün vermeden daha kısa sürede mezuniyet imkanları araştırılmalıdır.

• Öğrencilerin akademik başarılarının yanı sıra üniversite toplulukları, kültürel ve sportif faaliyetler ile sosyal sorumluluk projeleri aracılığıyla çok yönlü bireyler olarak yetişmeleri desteklenmelidir.

• Ders yüküne ilişkin düzenlemelerde eğitimde fırsat eşitliği gözetilmeli; özellikle çalışan, sosyoekonomik açıdan dezavantajlı ve öğrenme imkânları sınırlı öğrencilerin ihtiyaçları dikkate alınmalıdır. Üniversitelere arası farklılıklar gözetilmelidir.

• Öğretim elemanlarının araştırma, öğrenci danışmanlığı, uygulamalı eğitim ve nitelikli geri bildirim süreçlerine daha fazla zaman ayırabilmelerini sağlayacak akademik çalışma koşulları oluşturulmalıdır.

• Yapılacak düzenlemelerde her disiplinin özgün dinamikleri dikkate alınmalı; süreç akademisyenler, öğrenciler ve mezunlar ortak görüşleriyle şekillendirilmelidir.

• Müfredat değişiklikleri farklı üniversite ve disiplinlerde pilot uygulamalarla başlatılmalı; öğrenci başarısı, öğrenme kazanımları, mezuniyet süreleri, istihdamla uyum ve öğrenci memnuniyeti üzerindeki etkileri bilimsel yöntemlerle izlenerek değerlendirilmelidir.

HABERE YORUM KAT

Yorum yazarak topluluk şartlarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan kamuajans.com İnternet Sitesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz