Eski Milli Eğitim Bakanı Ziya SELÇUK’un ‘‘Kırk Kere Söyledim’’ kitabından alıntılar sunacağım sizlere bu yazımda.

Değerli bir insandı kendisi.

Ama Türkiye’nin halihazırdaki siyasi atmosferinde ve koşullarında Sayın Ziya SELÇUK, bize çok bol geldi.

Şunu gördük: Evet, daha olmamışız. Hazır değiliz bazı güzel şeylere. Hamız. Ve olmamız için belli bir süre geçmeli. Belli deneyimleri yaşamalıyız. Görüp geçirmeliyiz. Daha sonra böyle insanlar bize iyi gelecektir kanaatindeyim.

Ziya Hoca’ya saygı ve selamlarımı gönderiyorum.

Hoca’nın yukarıdaki söz konusu kitabından kesitleri ya da pasajları sizlerin hassas ve ince fikirlerinize ya da hislerinize havale ediyorum.

Şöyle:

‘‘(…) Şunu rahatlıkla söylemek mümkün: Mükemmel olmaya çalışmak akan bir nehri borularla akıtmaya çalışmak gibidir. Hatasız olma hırsına kapılmak beyhudedir. Her nesil kendi hatalarını yapar.

(…) Ancak bir yandan da okul, aile ve medya içine sıkıştırılmış, tüm deneyim alanları daraltılmış bir çocukluk öne çıkıyor. Adeta ‘‘seyreltilmiş bir çocuk’’ yetiştiriyoruz.

(…) Çocuğuyla yeterince ilgilenmeyenler onun potansiyelini dikkate almayarak; çok ilgilenenler ise başarı, rekabet, aşırı etkinlik yapma konularına yoğunlaşarak seyreltmeye katkı sunabiliyor.

(…) Çocuğun büyük olmaya yönlendirilmesi, ‘Büyü artık!’ denilerek büyümeye teşvik edilmesi ve hatta zorlanması, onların küçükken doğal olan birçok davranışı ileriki yaşlarda olmadık ve istenmedik biçimde yaşamak zorunda kalmalarına sebep olabiliyor.

(…) O sadece tabağına konan yemeği görüyor. Emek, alın teri ve masraf kavramlarına yabancılaştırılmış durumda.

(…) İnsan fidelerinin boyca büyüğü ve kudretlisi olan yetişkinler doğayı hükmedilmesi, yenilmesi, sömürülmesi gereken bir varlık olarak değil; içinde bulundukları ve bir parçası oldukları ihtişam olarak görmeliler.

(…) Zoraki bir yatkınlığı özde varmış gibi gösteren popülerlik kalıpları ayağımızı sıktığında, kendimizi ait hissetmediğimiz bir geleceğe aceleyle koşarken ayağımız kaydığında ya da kaydırıldığında, dengemizi yitirdiğimizde yine bizi kurtaracak olan doğamızda var olan güçlerimiz, arayışlarımızdır.

(…) Oyun anlık üretilen, yürekle oynanan, teknikten bağımsız, şimdiyi yaşatan ve ayrıca bunu yaparken de hayal edebilme yeteneğini geliştiren bir etkinliktir. Oyun, çocuğun eseridir.

(…) Çocuğun yerle, toprakla ilişkisini kısıtlamak yaşamla bağını kesmek gibidir oysa.

(…) Hayalleri gerçekleştirmek çaba, zorlanma, disiplin gerektirir. İbn Haldun’un Mukaddime’de ifade ettiği gibi ‘Talip olan galiptir.’

(…) Yunus Emre’ye atfedilen sözde olduğu gibi ‘Kader, gayrete aşıktır.’ Hayal ve hayatın buluşması da çabaya bağlıdır.

(…) Keza Edward Anthony Jenner ‘İnsanlar neden suçiçeği oluyor?’ sorusuna cevap verirken değil, ‘İnek sağan kişiler neden su çiçeğine yakalanmıyor?’ sorusuna yanıt ararken suçiçeği aşısını buldu.

(…) Çocuklar merak ve ilgileri doyurulduğunda farkındalıkları, odaklanmaları artıyor ve derinleşiyorlar. Doğadaki ve mevcut çevrelerindeki her şeyden etkilenip kafa yormaya başlıyorlar. Prizma, baloncuklar, çamur, vakum, olta, misket ve daha niceleri (…)’’

Özellikle öğretmenlerimizin ve ebeveynlerin bu kitabı okumalarını tavsiye ediyorum.

Saygılar…

Yusuf SEVİNGEN