Daha 3 gün öncesine kadar devletin icracı bir bakanıydı...

 Yaklaşık 20 milyonluk bir kitleyi yönetiyor, 85 milyonun merakla beklediği twitler atıyordu.

 Evet Ziya Selçuk'tan söz ediyorum, namıdiğer Ziya Öğretmen.

 Sayın Cumhurbaşkanından affını isteyerek bakanlık görevinden ayrıldı.

Buraya kadar her şey sizlerin bildiği gibi ...

Peki bundan sonra ne olacak ?

   Sayın Bakanın etrafında olanlar, her dediğine koşturanlar ,O'nun için güzellemeler yapanlar, Ziya Hoca'nın vedasından sonra sosyal medyada bir kaç kelam bile edemediler.

Güle güle diyemediler.

 Gözler yeni bakana çevrildi. Bürokrasideki klasik alışkanlıkla bürokrat kendi özüne evrildi.

Genel müdür ,il müdürü, ilçe müdürü toto tahminleri başladı. Eller ovuşturulmaya makam için referanslar kovuşturulmaya başladı.

 Şaşı bak, şaşır.

  Makam gider, makam dostları da gider.

  Şaşırma!

Makam sarhoşları başlarına gelmeden aşağıdaki öykümüzü hatırlasınlar;

Eski bir bakandan bir konferansta konuşma yapması istenmişti.

Elinde kağıt kahve bardağı ile kürsüye çıktı ve konuşmasına başladı. Ama kafasının başka yerde olduğu sanki anlaşılıyordu.

Daha bir iki cümle söylemiş iken durdu, kahve bardağından bir yudum aldı ve sonra bir süre bardağı kaldırıp baktı.

Derin bir nefes aldı ve “Biliyor musunuz ne düşünüyorum?” diye sordu, 

"Bu konferansta geçen yıl da, hem de aynı kürsüde konuşmuştum. Tek bir fark vardı; o zaman hala bakanlık görevim sürüyordu.

Buraya gelirken bana business class bileti alınmıştı, hava alanında beni bir limuzin ve eskort araba bekliyordu.

Beni önce bir otele götürmüşlerdi. Otel müdürü beni otelin kapısında karşılamış ve kral dairesine çıkarmıştı.

Ertesi sabah lobide benim odadan inişimi bekleyen bir heyet vardı. Beni yine aynı limuzinle bu salona getirmişlerdi. Özel bir kapıdan içeri almışlardı.

Çok şık bir bekleme odasında konferansı beklerken porselen bir kapta kahve ikram etmişlerdi. Sonra da beni salona aldılar ve en ön sırada ayrılan yerime geçmiştim.”

Eski bakan derin bir nefes aldı, seyircilere gülerek bir süre baktı ve devam etti... “Fakat bu yıl karşınızda bir bakan olarak bulunmuyorum.”

Bir an durdu ve sonra “Dün buraya kendi ödediğim uçak bileti ile uçtum.

Beni hava alanında kimse karşılamadı. Otele taksi ile geldim. Kendi odama kendim çıktım.

Bu sabah buraya otelden yine taksi ile geldim. Kapıdan girerken güvenlikten geçtim, hüviyetimi alıp listede olduğuma emin olmadan salona almadılar bile. Sonra da bulabildiğim yerde oturdum.

Canım kahve istedi ve görevliye sordum; bana dışarıda kahve makinesi olduğunu söyledi.

 Ben de çıktım ve şu gördüğünüz kağıt bardağa kahveyi kendim doldurdum.”

Seyirciler acı acı gülmeye başlamıştı...

“Sanıyorum geçen yıl porselen bardak bana sunulmamıştı.

Makamıma sunulmuştu. Benim asıl bardağım işte bu.”

Konuşmanın bu noktasında gülüp alkışlayan seyircilere kahve bardağını kaldırıp gösterdi.

 Alkışlar bitince de şunları söyledi:

“Size verebileceğim en iyi ders bu işte. 

Bütün o övgüler, hizmetler, avantajlar rütbeniz, rolünüz, makamınız içindir. 

Size ait değildir. 

Ve bir gün makamınızı görevinizi bitirdiğinizde porselen bardağınızı halefinize verirler. 

Çünkü aslında hep layık olduğunuz kağıt bardaktır.

Simon Sinek’in "Leaders eat last" (Liderler en son yer) kitabından alıntıdır.

  Son söz; Dün ağacın üst dallarına tırmanırken dalımızı kıranlar da unutmasın ki saygı, ihtimam, hürmet kendilerine değil temsil ettikleri makamlaradır.Oradan inerken kırdıkları dalları bulamayacaklar. İniş düşüşe dönüşebilir, aman dikkat.

* Contritionem praecedit superbia.

Gurur, düşüşün bir adım önündedir.*

Vesselam.