Kaç zamandır hayal aleminden yazıyorum.
Bazılarınız yazdıklarımı ütopik olarak değerlendirebilirsiniz.
Bazılarınız yazdıklarıma muhtemel nazarda bakabilirsiniz.
Bazılarınız da yazdıklarımı zırva olarak görebilirsiniz.
Bunların hepsi de benim açımdan sorun ve sıkıntı oluşturmayan durumlardır.

Zira herkesin bakışı, anlayışı, penceresi, ufku, beyni farklı. Onun için yazılarıma yönelik farklı değerlendirmeler gayet normal, olağan ve doğal. Ne kadar da özlemişim bu üç sözcüğü! Keşke yaşamda da var olabilse! İnanınız, o zaman yaşam daha çekilir, yaşanır olur. Ama gelin görün ki birileri bu yaşamı anormal, olağanüstü, yapay hale getiriyor. Ve bu kıskaçta adeta insanlıktan kanırtıla kanırtıla çıkarılarak insan görüntüsü ile yaşamaya çalışıyoruz. Halbuki insanlıktan nasip almamış bir insan görüntüsü insana verilen yapay bir imajdır. Zaten insan, hep bu imajın sınırlarına takılıyor. Ve bu çizilen sınırlar içinde insanı oynuyor ama yabancı bir insanı... Bu bağlamda her insan için geçerli olduğunu düşündüğüm şöyle bir sonuç çıkıyor karşımıza:

‘HER İNSAN KENDİSİNE YABANCIDIR. TAŞIDIĞI İLE YAŞADIĞI ARASINDA KENDİ ELLERİ İLE ÇİZDİRİLEN BİR SINIR ÇİZGİSİ VARDIR.’

Biliyor musunuz yaşamda en kötü olanın ne olduğunu?
Ben, çok iyi biliyorum.
O da şu:
İnsanların kafasına girip onlara düşünce dayatmak, daha ileri gidip hayat tarzına müdahale etmek, kendi elleri ile sınırlar çizdirmek, daha da ileri gidip iradelerini kullanamaz hale getirip onları kendisi olmaktan çıkarmak ve başkası olarak yaşamda rollere soyundurmak... Resmen elini kolunu bağlamış bir şekle ve haletiruhiyeye getirmek.
Onun için yazılarımda tek amacım kafanızı karıştırmak, kafanıza karışmamaktır. Çünkü kafa karıştırmak, sorgulamaya yol açar, sorgulama da doğal öğrenme yollarına sokar insanı. Ne güzel ve özel değil mi?
Şimdi kendi kendinize soruyorsunuz.
O kadar nutuk çektin yine, buradan nereye geleceksin birader?
Şuraya:
Malum Sayın Ziya SELÇUK, bakan olduğunda umutlandık ve mutlu olduk. Tabii bir de büyük beklentiler içine girdik. Çünkü Ziya Hoca bize,  bizden birisi gibi gelmişti ve halden anlar yanı vardı. Halden anlamak eğitimde çok önemlidir. Zira halden anlamak empatinin bir sonucudur.
Bilmem anlatabildim mi?

Evet, gelinen noktada diyebiliriz ki Ziya Hoca gerçekten bizden birisi. Ama MEB gibi büyük sorunların yumak olduğu, adeta o sorunlarla bocalanıldığı ve boğuşulduğu, çözüm yollarının bile darboğaza döndüğü, bu bakımdan sorunların ve yolların içinden çıkılmaz duruma getirildiği bir kurumda, Bakan Ziya SELÇUK’un Ziya Hoca olması çok ama çok zordu. Nitekim Ziya Hoca’mız,  bir türlü beklediğimiz Ziya Hoca gömleğini giyemedi. Çünkü çevresel baskılar ve yönetim sisteminin cevaz verdiği kadar bir alan Ziya Hoca’nın kendisini göstermesine izin vermiyor. Bundan dolayı Ziya Hoca’mız bir türlü kafasındakileri hayata geçiremiyor. Yani Ziya Hoca,  habire kafasına karışan bir mekanizma içinde üstlendiği bakanlık görevini yürütmeye çabalıyor. Öyle bir mekanizma ki karışan karışana... Onun içindir ki Ziya Hoca kafası bir türlü okullara, çocuklara, öğretmenlere vs. uzanamıyor.  Halbuki Ziya Hoca kafası uzanabilse eğitimin tam göbeğine inanınız eğitim daha sade, basit, doğal, anlaşılır olacak. Ama birileri bunu istemiyor. ONLAR Kİ EĞİTİMİN İÇİNDE KAFALARINA VE KEYİFLERİNE GÖRE TAKILMANIN TADINI ÇIKARIYORLAR. HEM DE ÖLÇÜSÜZLÜK, AŞIRILIK VE SINIRSIZLIK İÇİNDE...

Değerli arkadaşlar, çevresel baskıyı, her yönden düşünebilirsiniz. Siyasi, sendikal, bürokrasi, yönetimsel vs... İşte bu baskılar yukarıda da söz ettiğimiz üzere sorunları yumak, yolları darboğaz yapmaya yeter de artar bile. Ziya Hoca’mız eğitimin sade, basit, anlaşılır ve doğal bir düzlemde seyretmesi taraftarı. Ama gelin görün ki eğitimi karışık, zor, anlaşılmaz ve yapay bir düzlemde götürmek isteyenler var. İşte eğitimin içindeki bu varlık, eğitimin doğal seyrine engel, eğitimin altından girip üstünden çıkmaya müsait ve eğitimi perperişan ederek yok etmeye o kadar hazır ve nazır ki eğitimin bir yerlerindeyseniz bunu çok rahat gözlemleyebilirsiniz. İşte bu hazır ve nazırlar Ziya Hoca’mızın nazırlık görevinde  ‘Hoca!’ gömleğini giymesine müsaade etmiyorlar. Bu müsaade elbette eylemleri, hareketleri, girişimleri, tavırları vs. ile tezahür ediyor. Şunu çok iyi biliyoruz ki Ziya Hoca bir kalıba giremez, o kalıbının insanıdır.

Bu durumda bana şu durum tespiti yapmak kalıyor:
Bakan Ziya SELÇUK’un bu düzende işi çok kolay.
Ama Ziya Hoca’nın işi çok zor.
Bu bağlamda öngörüm şudur:
Bakan Ziya SELÇUK, bu düzende yıllarca nazırlığa devam eder etmeye de Ziya Hoca devam eder mi işte orasını bilmem.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN