Köy enstitüleri, 1930'larda tasarlanmış, Atatürk tarafından;

bilahare 1940'larda hayata geçmiş, Atatürk'ten sonra;

en sonunda 1950'lerde köküne kibrit suyu dökülmüş, çok partili dönemde, eğitim kurumlarıdır. Demokrasiye kurban mı diyelim?

Onu da size bırakıyorum.

Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel ile Genel Müdür İsmail Hakkı Tonguç'un mimarı olduğu bu eğitim kurumları tarihe karışmakla birlikte faaliyet gösterdiği tarihlerde önemli görevler ifa etmiştir. En azından eğitim sahasında bir yol açmıştır. Bir bakış açısı kazandırmıştır. Bir ufuk çizmiştir. Cumhuriyetin diğer kurumları gibi... Direkt halka indirgenmiştir. Ve o dönem nüfusunun ekseriyetinin yaşadığı köyleri kendisine hedef kitle olarak belirlemiştir.

Yalnız sonu çok dramatik bitmiştir. Öyle ki bu eğitim kurumları kapanmış, bu eğitim kurumlarının mimarları kızağa çekilmişlerdir. Yani kızağa çekilme, bir nevi dışlanma, soyutlanma ya da tasfiyedir. Tecrit halini hissettiklerini düşünüyorum. Hasan Ali Yücel’in yaşadıklarına dair  bilhassa yakın çevresiyle paylaştığı serzenişleri bizi destekler niteliktedir.

Yani Hasan Ali Yücel, kendi partisinde eski günlerini mumla arar olmuştur. Kolayca harcanmıştır da diyebiliriz buna. Bunun yanında İsmail Hakkı Tonguç da normal bir okulda resim iş/el işi öğretmenliğine dönmüştür. Bu iki ismin harcanmasında, bazı siyasi saikler önemli rol oynamıştır.

Bunu külliyen DP  ya da CHP'ye yıkmak doğru bir bakış açısı değildir. Ama CHP’nin bu kurumların kapatılmasına giden yolda öncü rol oynadığını ifade edebiliriz. Bu kurumlara ve bu kurumların söz konusu mimarlarına o dönem kimse sahip çıkmamıştır. Bilakis görüş ayrılığı baş gösterdiği için işler bu kurumların kapatılmasına kadar gitmiştir. Parti içinde de aranılan destek çıkmamıştır. Aksine köstek olanların daha fazla olduğu kanaatindeyim.

Bu bağlamda İlber Ortaylı, bir konferansında bu kurumların kapatılmasına giden yolda CHP'nin öncü rol oynayışını, o kurumların oluşturabileceği muhalif bir siyasi havadan çekiniyor olabileceğine dayandırmıştı. Bence haksız da değil. Zira hem CHP'nin siyasi havasına ters oluşumlar hem de bu kurumlar üzerinden yürütülen olumsuz siyasi propaganda CHP'yi de zaruri olarak bu yöne itmiş olabilir. Hayatın ve demokrasinin bazı gerçeklerini romantik ve yanlı bakış açılarımızdan dolayı ıskalıyoruz. Bu mevzuda nesnel bakış açımız, bize daha objektif değerlendirmelerde bulunmamıza zemin hazırlayabilir. Doğru tespitlerde bulunmak ise bize geleceğe dair atılacak adımlarda doğru istikamet çizebilir. Yoksa nostaljik köy enstitüleri masalları ile avunur dururuz. Köy enstitü ayinlerinde...

Gelin görün ki ne yazık ki bu konuyu da kendi siyasi cephemizden sallayarak (goygoy) değerlendiriyoruz. Ve bu kurumların ruhunu ve özünü kavrayamıyoruz. Nedenini ve nasılını irdelemekten uzak bir lafazanlık bu. Bir kesim boyuna güzelliyor bir kesim de boyuna kötülüyor. Bu kesimler arasında gidip gelen hükümet olma hali ile de ülke sathında yürütülen eğitim faaliyetleri ülke için çok pahalıya mal olmuştur. Hatta zamana... Bir türlü bir ekol yaratılamamış. Eğitim sahası yapboza ve ideolojik gösteri alanına (resmen nümayiş) çevrilmiştir. Çevir kazı yanmasın hesabı... Nalıncı keseri gibi hükümetlere yontulmuş mübarek eğitim.

Köy Enstitüleri ardından atılan güzel nutuklar, kör ölür badem gözlü olurdan farksızdır aslında. Ya da Orhan Veli'nin dediği gibi: "Ölünce biz de iyi adam oluruz." Lakin gelin görün ki kazın ayağı hiçbir zaman ne övenlerin ne de yerenlerin anlattığı gibi değildir.

Medrese fantezisi gibidir yeniden köy enstitüsü hayali kurmak... Su akıyor, yolunu buluyor. Bizde zor buluyor ama Türk usulüne göre bir şekilde buluyor. Bulunca da ekseriyetle yolunu kaybediyor ama. Neyse o kadarı kadı kızında da olur. Yumurta kapılara dayanınca onlar da halledilir öyle ya da böyle. Yine Türk usulüne göre bir şekilde...

Demem o ki eğitim sahasında geçmişi göklere çıkarmak yersizdir ve anlamsızdır. Şu an için günümüz koşullarına uygun şekilde eğitimi tasarlayıp kurgulamak ve yapılandırmak icap ediyor. O günün çocukları ile günümüz çocukları arasında çok fark var. Öyle değil mi?

Siyasi vizyonsuzluktan ötürü geçmişe tutunarak oradan olduğu gibi hareket etmek komik olmaz mı zaten? Siyaset eğitim sahasında olduğu müddetçe de ideolojik fantezisi olanların nostaljilerine hitap eden zırvalıklarla hep karşılaşacağız. Halbuki eğitim sahası ideolojilerin tatmin edildiği değil, hakiki hayat ile yüzleşilip o hayata nokta atışların yapıldığı yerler olması gerekmiyor mu?

Köy enstitüleri de böyle bir vizyon ile kurulmuş orijinal eğitim mabetleti idi fakat bizzat bürokrasi ve siyasi atmosferden, iklimden ve çekişmelerden ötürü anlaşılamamıştır. Gerçi tarihte birçok kez cumhurbaşkanı seçemeyen siyasi iklim ve cepheler eğitim meselelerini anlar mı ki? Ya da eğitimde dikiş tutturabilir mi? Varsa yoksa kendi cepheden salla babam salla... Nerede objektif yaklaşım... Şimdi bile hak getire... Şunu bilelim lütfen: Köy enstitüleri kapatılma yoluna girerken kimsenin umurunda değildi. Bu kurumların mimarları tasfiye edilerek bir trajedi ile baş başa kalırken de o trajediyi yaşarken de...

Şimdi ise bakıyoruz ki herkes meğerse köy enstitüsü meftunuymuş. Hadi oradan...

CHP 'siyle, DP' siyle kimse oralı değildi. İkiyüzlülüğün lüzumu yok.

Herkes köy enstitülerin kapatılması tarafındaydı.

Konjonktür öyleydi ve herkes ona eyvallah diyordu bugünkü gibi.

İşin ironik yanı ise şudur:

O gün köy enstitülerin kapatılması tarafında olanlar, bugün köy enstitüsü taraftarı...

Ve köy enstitüsü hamaseti ile masal anlatıyorlar.

Biz taraftar olmadık, şükür...

Tüm bu anlattıklarımdan sonra şu soruyu sormak isterim:

Türk toplumu neden bir kimse ölünce ve bir şey yok olunca ona sahip çıkar?

Bu sorunun cevabını da size bırakıyorum.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN