"Adaletin olmadığı yerde ahlâktan bahsedilemez." diyor Montaigne..

Bakanlığımız kendi personeline güvenmiyor. Hatta konuya  eğitim yönetimi alanında tezli yüksek lisansını  yapmış deneyimli personeline, yeniden eğitim sertifikası şartı getirmesi garabeti ile başlayalım.

Her yeni yönetmelik okul yöneticilerine adeta saç baş yolduruyor. Son yönetmelikteki EK 2 puanlama ölçeği ile idarecilerimiz, iki hafta içerisinde, belge arama hususunda kendilerini Kristof Kolomp gibi geliştirdiler.Adalet olmayınca herkes belge avcılığına soyundu.

Yarışmalarda dereceye giren öğrenciler, başvurulan projeler, patentler, yayınlar, okuma yazma kursları derken neredeyse sınıflar arasındaki futbol maçları bile belgeye dökülse puan olarak yansıyacak.

Yorumumuz şöyle;

Yeni yöneticiler ve okulunun imkanları kısıtlı olan yöneticiler çok bariz bir şekilde cezalandırılıyor.

Nasıl derseniz:

Varlıklı bir çevredeki bir okulun öğrencisi, okul dışındaki bir spor kulübüne kayıtlı çalışarak, kulübü adına ulusal ve uluslararası müsabakalarda mansiyon, birincilik, ikincilik veya üçüncülük  dereceleri alarak, okul idarecilerine 20 puan kazandırabiliyor. Bir yüzme branşında öğrencimizin, müdürüne çeşitli stillerde 18 puan topladığını gördük. Bir de jimnastikçi öğrencimiz var...

Bu iş böyle olmaz, böyle puanlama olmaz, bir okul müdürü bu EK 2 ile değerlendirilemez, yazıktır.

Eğitimcileri bu kadar küçük düşürmenin bir anlamı yok.

Böyle giderse belge borsası kurulur, transfer kavgaları çıkar, içi boş projeler çöplüğü kabarır.

Eğitimcileri başarı belgesi için yeniden mülki amirlerin insafına itmenin kime ne faydası var?

Süreci durdurarak oluşacak hukuki kargaşanın önüne geçilmelidir. Süreç açık ve doğru yönetilmediği için ortama güvensizlik hakimdir.

İtirazlar ve arkasından mahkeme süreçleri yaşanacak, çıkan kararlarla kaos oluşacaktır.

Söylemiştik, görüldü ki bu yönetmelik ne adil ne de uygulanabilir bir yönetmeliktir, yol yakınken dönün.

Bir öykü ile adalete olan çağrımızı yapalım;

Prusya Kralı olan “Büyük” Friedrich, Potsdam Ormanları’nda gezerken bir tepenin yanında durur ve bu araziyi çok beğenir…

Bu arazinin üstünde bir değirmen vardır. Kral Friedrich değirmeni satın alarak yerine büyük bir saray yaptırmak ister…

Ve bu yüzden yardımcılarına emir verir. “Gidin o araziyi alın. Şanıma yakışan bir saray yaptıracağım…”

Değirmenin sahibi kralın adamlarına arazisinin satılık olmadığını söyler ve kapıyı kapatır…

Bunun üzerine kral değirmenciyi huzuruna çağırır ve “Arazine bir saray yaptırmak istiyorum” der…

İkna olması için de değirmenin kat be kat üstünde bir para teklif eder. Fakat değirmenci yine de ikna olmaz

Bunun üzerine sinirlenen Kral Friedrich “Sen benim kral olduğumu bilmiyor musun yoksa?” diye bağırır…

Değirmencinin cevabı ise meydan okur cinstendir. “Biliyorum. Ama ben de bu değirmenin ve arazinin sahibi Sans-Souci’yim.

Kral bunun üzerine iyice sinirlenir ve “O zaman burayı zorla alabileceğimi de biliyorsun. Benim binlerce askerim var! Peki senin kimin var?” diye çıkışır…

Değirmenci ise sakinliğini korur ve tarihe geçen o ünlü sözü söyler;

“Berlin’de hakimler var!
Ben de onlara güveniyorum…”

“Hiçbir güç, hiçbir iktidar, kral dahi olsa adaletten üstün değildir…”

"Adalet devletin temelidir." vesselâm.

Erhan Ziya SANCAR
Eğitimci-Yazar