Kamuoyuna yansıyan duyumlara göre özellikle müdürlük atamalarında artık mülakat sisteminin uygulanacağı yönünde bir yönetmelik değişikliği hazırlığının olduğu konuşulmakta idi. Ancak bazı illerin ilan etmiş oldukları sınavlı atama duyurularını, “Yönetmelik değişikliği olacağı bilgisi alındığını” gerekçe göstererek iptal etmiş olmaları artık bunun bir “Duyum” olmaktan öte  “Bakanlıktan e-mail yoluyla vs. gelen bir bilgi” olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla doğruluk payı ne yazık ki güçlenmiştir.

       Daha önce sınavlı yönetmelik sürecinde ciddi mücadele vermiş olan ve torpil atamalarının iptali konusunda önemli pay sahibi olan Eğitim İş sendikası yanılmıyorsam bu pis kokuyu önceden almış ve kamuoyuna açıklamıştı. Hatta bu torpil oyunu ile mücadele edeceğini de açıklamıştı. Bunun gerçek olmak üzere olduğunu bugün ne yazık ki anlamış durumdayız.

       Şimdi görünen o ki yönetmelikte ilkokul, ortaokul ibarelerinin zaten kanunla yapılan bir değişiklik olduğu için yönetmeliğe işleneceği ve zaten halihazır da yönetmekte var olan “ Branşı itibariyle atanabileceği okula yönetici olabilme” kuralı gereği bu konuyu daha da netleştirip sınıf öğretmenlerini ilkokullara branş öğretmenlerini ise ortaokullara atama yönünde bir uygulama zaten eşyanın gereğidir. Ve bana göre bu uygulama zaten şu an bile yönetmelikte var olduğu için bir değişikliğe bile gerek yoktur.

      Ancak bu masum ve makul değişiklikleri fırsata dönüştürerek bu arada öteden beri arzu edilen ama her defasında yargı tokatlarıyla engellenmiş olan torpil atamalarını esas alan “Mülakat” sistemini de araya sokmanın çabası içerisinde oldukları görülmektedir. Sözün tam da burasında hemen hatırlatalım ki 2006'dan sonra yaşanan yönetici atama krizinin odak noktası da mülakat ya da sözlü sınav yani torpil atamaları idi ve o malum atama krizinin fitilini yine bir mülakat konusu ateşlemişti. Bu acı tecrübeden ders alınmadan yine ateşle oynandığını ve bu hatanın eğitime olan bedelinin ve de vebalinin de ağır olacağını hatırlatmak bizden…

       Ve yine hatırlatalım bu konuda yani mülakat ya da bir başka adıyla sözlü sınav konusunda ve bu sisteme göre yapılan atamalar konusunda idari mahkemelerce, bölge idare mahkemelerince ve nihayet Danıştay'ca verilmiş sayısız iptal kararları vardır.. Özellikle mülakatı bir başka adıyla sözlü sınavı iptal eden Danıştay kararları hala gündemdeki tazeliğini korumaktadır.

      Örneğin o süreçte Türk Eğitim-Sen tarafından Danıştay'a açılan davada Danıştay 2. Dairesi mülakat sınavına ilişkin kısımların yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir. Yine Eğitim Sen tarafından açılmış olan bir dava üzerine Danıştay 2.Dairesi, 2004/830 esas, 2007/1043 sayılı kararıyla mülakata ilişkin açılan bir başka dava dolayısıyla daha önceden bu hükümlerin iptaline karar verdiğinden karar verilmesine gerek olmadığı sonucuna varmıştır. Yani Danıştay artık aynı konuda defalarca iptal kararı verdiği için yeniden karar yazmaya bile gerek görmüyor ve eski kararlara bakın ona göre işlem yapın demek istiyor. Yine bu konuyla ilgili bölge idare mahkemelerinde ve idari mahkemelerde açılan bireysel davaların da Danıştay kararlarını emsal alarak iptal yönünde sonuçlandığı bilinmektedir ve bunların sayısı gerçekten çoktur.  Bu iptal davalarının gerekçelerini yine Danıştay'ın ifadeleriyle yazmak gerekirse “Kamu hizmetinin yürütülmesinde belirleyici olan personel unsurunun nesnel bir şekilde kariyer ve liyakat ilkelerine uygun olarak düzenlenmesi, meslek içinde ilerlemede ve yükselmede ehliyet ve başarının esas alınması gerektiği, müdürlük görevlerine atamaların yapılmasında kriterlerin objektif olarak belirlenmiş bir yazılı sınav yerine sözlü sınav düzenlemesinde hukuka uygunluk bulunmadığı” şeklinde özetlenebilir. Neymiş “Ehliyet, başarı, objektiflik, yazılı sınav” hukuka uygun olan ve olması gereken ilkelermiş; diğerleri yani içinde torpili barındıran mülakat vb. sistemler ise hukuka aykırıymış.

       Şimdi hal böyleyken yani bunca yargı kararı varken, daha önce bu konuda acı tecrübeler yaşanmışken, yıllarca okullara yönetici atanamamışken, atananların da yargı kararlarıyla hüsrana uğrayıp geldikleri gibi geri dönmüşlerken, sendikaların büyük bir çoğunluğu zaten önceki açtıkları davalar ile bu torpilin, yani mülakatın karşısında iken, dahası binlerce öğretmen ve yönetici, bakanlığın yapmış olduğu sınavları kazanıp tam da atanma dönemine girmiş beklerken bu “Torpil hastalığını yeniden hortlatmayı” hangi akılla, hangi mantıkla, hangi izanla,  hangi adaletle ve nasıl izah etmeli?

       Aslında bunun hiçbir izahının olmadığını, hiçbir şekilde açıklamasının da olmadığını ve tarihin yeniden tekerrür edip yine Yargıdan pekâlâ döneceğini ve yine uzun süre okullarda atama krizi yaşanacağını, atananların da iptal edileceğini bu işi yapanlar da pek ala biliyorlardır. Bilmemeleri imkânsızdır. Bakanlık yani siyasi irade belki bu işin detaylarına tamamen vakıf olmayabilir, ancak bürokratlar mutlaka biliyorlardır. Ancak anlaşılan o ki pazarlığın diğer ucunda yer alan torpil avcıları bu defa ağır basmaktadır.  Aksi halde bakanlığın “Bile bile lades” deyip böylesi bir yanlışın altına imza atması her şeyden önce devlet tecrübesi ve devlet ciddiyeti ile bağdaşmaz; daha sonra ise sonuç alınamayacağı ve bu sistemi getirseler bile sendikalarca, sınav kazanmış olan kişiler açılacak olan muhtemel davalarla ve Anayasa Mahkemesine yapacakları muhtemel başvurularla asla uygulayamayacaklarını bildikleri için pratik bir anlamı da olmaz.

       Zira bu ülkede mülakat eşittir torpil demek olduğunu, mülakat demek karpuz seçer gibi adam seçmek demek olduğunu, referanssız, torpilsiz mülakatta başarı elde edilmesinin bu ülkede mümkün olmadığını, sınavlı atamalarla muslukları kuruyan bazı torpil çevrelerinin, bu işi bilerek ve isteyerek yaptırmaya çalıştıklarını bilmeyen yoktur.   

       Ancak tam da bu kritik süreçte eğitim camiasının bilmek istediği, kimin mülakatın yani torpilin yanında yer aldığı; kimin de adaletin yani sınavlı atamanın yanında yer aldığıdır. Özellikle eğitim sendikaları testi kırılmadan yani sözü edilen mülakatlı yönetmelik çıkmadan kendi tavırlarını net olarak kamuoyuna açıklamalıdırlar. Ama dediğim gibi testi kırılmadan… Aksi halde okullar, eğitimciler ve nihayet eğitim bir süre daha zaman kaybetmiş olur o ki bu ülkeye yazık olur. 10.01.2013

                                                                                                                   Cafer GÜZEL

[email protected]

 memurlar.biz/ ÖZEL