Tom Ripley (Matt Damon) 1950’lerde New York'ta geçinmeye çabalayan genç bir adamdır. Bir davette, giymiş olduğu ödünç Princeton ceketiyle piano çalarken, varlıklı Herbert Greenleaf yanına yaklaşır. Tom'un bir üniversite mezunu ve oğlu, Dickie’nin bir arkadaşı olduğunu sanır. Ripley'e, Dickie'nin ülkesine dönüp aile şirketinin başına geçmesinde iknasına ihtiyacı olduğunu söyler ve bunun için İtalya'ya gidip gidemeyeceğini sorar. Princeton'a gitmemiş ve Dickie'yle hiç tanışmamış olduğu hâlde teklifi kabul eder.    


    İtalya'ya varışından kısa bir süre sonra, Ripley "kazara" Dickie ile karşılaşmayı başarır ve kısa sürede kendini onun hayatının içine sokar. Dickie ve Ripley iyi dost olurlar. Ripley kendini yeni arkadaşına kabul ettirmek için çevresine sahte gülücüklerle her türlü sevecenliği yapmaktan kaçınmaz. Ripley, arkadaşının çevresindeki arkadaşları kıskandığından hepsini ondan ayırmak için çalışır. Aralarında çıkan şiddetli kavga  Ripley'in  Dickie'yi öldürmesiyle sonuçlanır.Daha sonra Ripley İtalya’da arkadaşının kimliği ile onun hayatını yaşar. Bu arada bu konuyu araştıran Dickie’nin akadaşları Ripley tarafından birer birer öldürülmüştür. Onlarca ödül alan bu film Altın Kürede  Matt DAMON ‘a en iyi erkek oyuncu ödülünü getirmiştir.


    Ziya Seçuk’un Milli Eğitim Bakanı olması ile beraber ilk yaptığı önemli atamalardan biri olan Yazıcı, kendini kısa süre içinde İstanbul Eğitim Camiasına ,siyasete ve sendikalara uyum içinde çalışacağını kapısının herkese açık olacağını söyleyerek yola koyulmuştur. Bunu yaparken aslında Ömer Faruk Yelkenci döneminde il müdürlüğünün ulaşılmaz olduğu izlenimini yıkmak amaçlanmaktadır.Zira Yelkenci döneminde şube müdürleri il müdür yardımcılarına bağlı idi.İl Müdür yardımcıları ise il müdürü ile sadece icraatları konuşabiliyordu.Yani sadece işleyişe yönelik  konuları görüşülebiliyordu.Şube müdürleri öncelikli olarak iş konularını İl Müdür yardımcıları ile konuşabiliyordu.Yazıcı’nın yaptığı ilk icraat kapıların herkese sonuna kadar açık olacağı idi.


    Memnuniyet hat safalara ulaşmıştı.İstanbul Maarif Teşkilatının beklediği  işlerin gerçekleşmeye başladığına dair söylentiler ayykuka çıkmıştı.Öyleki Yetenekli Sn. Yazıcı  elinden tuttuğunu odasına davet ediyordu.Sn Yazıcı’nın göreve ilk geldiğinde atanmasına  oldukça mesafeli olan Eğitim Bir SENDİKASI ve Ak Parti İl başkanlığı da işlerin umdukları gibi gideğini düşünmeye başladılar.Hem İl Başkanlığından hem İlçe başkanlığından hem sendikadan talep edilen işler olumlu karşılanıyordu.En azından bir önceki il müdürlüğü döneminde “hayır” yerine “olabilir-neden olmasın” deniyordu.


    Sendika-Siyaset toplantılarında; İl Müdürlüğünün her talep edilen iş ile ilgili olarak olumlu izlenimler bırakması yavaş yavaş yerini herkese “neden olmasın” ifadesinin sözde kaldığını il müdürünün herkese evet diyip ama son tahlilde bildiğini okuması olarak okunmaya başladı.Özellikle siyasi kulislerde oldukça dillendirilen bu konu MEB Bakanının değişmesi ile farklı bir safhaya taşındı.


    Değişen Ak Parti İL Başkanı Osman Nuri Kabaktepe Ziya Selçuk döneminin ataması olan Yazıcı’nın değişimini belki de Bakan Bey’e nezaketsizlik olacağını düşünerek gündemine almamıştır. Çünkü hali hazırda kendisi  de kadrosunu henüz oluşturuyordu. Fakat sendikanın İstanbul içinde bulunan 6 şube başkanı ile il başkanına gidip İl Müdürü değişikliğini talep etmesi değişikliği isteyen İl Başkanlığının  elini güçlendirmiştir. Milli Görüş geleneğinden gelen İl Başkanının gönlünde de Maraş Eski İl Müdürü Cemal Yılmaz yatıyordu.Bırakalım İstanbul İl Müdürlüğünü Cemal Yılmaz ‘ın görevden alınması bir hikaye kurgusu dahi yapılmadan göz açıp kapayıncaya kadar sürede bitirilmiştir. Sendika boyutuna bir daha bakacak olursak aralarında iyi polis kötü polis kurgusu yapılırken işlerimizin devamlığı açısından birimiz ikimiz bu konuya karşı olduğumuz izlenimini yaratalım yolu ile kendi iyi polislerini  oluşturmuş ve il müdürlüğü ile işleri onların yürütmesini istemişlerdir. Hesaba katmadıkları şey ise Bakan değişikliği olmuştur.


    Pandemi döneminde Meslek liselerinin üretimi ile Sn Bakan Mahmut ÖZER’İN Piar çalışmaları İstanbul İl MEM tarafından yapılmaktaydı. Afişler, açılışlar, maske üretim makinalarının alınması İl Şube Müdürü Serkan Gür (şu an Bursa il Müdürü) tarafından yapılmakaydı.Sn Yazıcı Bakan Ziya Selçuk ile ilgilenirken En yakın yardımcısı Levent ÖZİL SN. Özer’in karşılanması ve ağırlanması işleri ile ilgileniyordu. Levent Özil ise Sn. Yazıcı’nın Tokat’tan getirdiği Ülkücü camia ile ilişkileri toparlamakla sorumlu kişiydi. Sn Özer Bakan olunca Özil Ankara’da PİCTES ‘in başına getirilmiştir. Bu arada SN Yazıcı göreve gelirken yanında getirdiği üç isimden biri olan Ahmet Özdemir ise Şırnak İl müdürü olarak atanmıştır.

    Levent YAZICI bu arada Küçükçekmece, Gaziosmanpaşa, Ataşehir, Beykoz, Sultangazi, Esenyurt ilçelerine de atamalar yaparak kendi kadrosonu sessiz ve derinden kurmaya devam etmektedir. Atamalarda siyasetin ve sendikanın artık zerre katkısı ve dahili olmadığı hem sendika şube başkanları hem Ak Parti  il yönetim kurulu üyeleri hem de Ak parti ilçe başkanlarınca dillendirilmektedir.Bu arada Cumhur İttifakının ortağı olan MHP’ye ise hiç danışılmamaktadır. MHP kulislerinde bunlar artık yüksek sesle dillendiriliyor. Özellikle Beykoz ve Sultangazi İlçelerinde yapılan atamalarda Sn.Yazıcı bakanlığımızın tasarrufu demiştir.Vaziye böyle olurken bundan sonrakilerde BAKANLIĞIMIZIN TASARRUFLARINDA’ dır mottosu tutmuştur. Siyaset ve Sendikaları artık gülümseyerek yolcu eden çokça zaman olacaktır diye düşünüyoruz.


    Hal böyle iken Sn. Yazıcı, bu dönemde de Ömer Balıbey’ in izinden giden herkesi kucaklayan gülümseyen  bir anlayışla işlerini yoluna koymuştur. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Levent Yazıcı,Yetenekli Bay Ripley’in eline su dökemez diyoruz. Kendisine görev süresince başarılar dileriz.