Sayın Devlet Bahçeli:

‘‘Üniversite sınavı kaldırılsın.’’ dedi.

Tamam, kaldırılsın kaldırılmaya…

Biz de çok istiyoruz zaten.

Lakin sınavların olmadığı sistemin altyapısı hazır mı?

Hiç zannetmiyorum.

Yıllardır çağrıda bulunuyoruz.

Diyoruz ki:

Sınavlar olmasın.

Meslek ortaokulları açılsın.

İlgi ve yeteneğe göre anaokulundan itibaren yönlendirmeler olsun. Ve her çocuk için özel yol haritaları çizilsin. Avuç içi izleri gibi… Çocuklara anlam ve değer katıldıkça var olduklarını hissedecekler.

Sistem, çocuğun meslek edinmesine ve yaşam içinde bir anlam ifade etmesine odaklanıp bunlar olana dek uğraş vermelidir.

Sınavlarla elenen çocuklar, bunlar çoğunluk, yaşam içinde bir değer ifade etmedikleri ve anlama sahip olmadıkları için toplumsal sorunların öznesi oluyorlar.

Sistem, aslında herkesi zorlayıcı ve ezici…

Sistem, aslında herkese eziyet ediyor.

Sistemin çilesi de çilekeşi de bitmiyor bir türlü.

Sistemin kolaylığı, sadeliği ve anlaşılırlığı ise hak getire…

Hep bunları söyleyegeldik.

Lakin ne sakalımız ne de bıyığımız var ki dinlenelim.

Sayın Devlet Bahçeli, üniversite sınavlarının olmadığı bir eğitim ortamı hayali kuradursun.

Biz, daha fazlasının hayallerine daldık çoktandır.

Fakat bir türlü sadede gelememekten ve sadeliği yeğlememekten yakınıyoruz.

Çünkü eğitim ortamı o denli karışık ki…

Çünkü eğitim ortamı o denli detaylarda boğuluyor ki…

Vallahi de billahi de geleceğimize yazık ediyoruz.

Yaktıklarımız, yarınlarımız…

Hem de cayır cayır…

Gözlerimizin önünde ve göz göre göre…

Gelin görün ki bunlar karşısında bir o kadar fütursuz ve lakayt haldeyiz.

Gelgelelim iktidar ortağı Sayın Devlet Bahçeli’nin hayalleri karşısında MEB’in gerçeklerine…

Öyle ki MEB, yaz destekleme kurslarıyla yine öğrencilerin yakasına yapıştı.

Yakasından tutup şöyle diyor aslında:

‘‘Sen, sınavlara gireceksin. Onun için dinlenme ya da eğlenme yok sana. Sen, yazları bile okula gidip gelmelisin. Matematik, Türkçe gibi sınav derslerinde rakiplerinden önde olman lazım. Bak Ali’ye, bak Ayşe’ye yaz kış demeden dersin başındalar… ’’

Öğrencilerin dünyayı yaşamayıp devamlı ders çalışmaları için peşlerini bırakmıyoruz.

Sınava girecek öğrenciler ya göz hapsinde ya abluka altında ya da gözdağları ile başının etini yemekteyiz. Öğrenciler zaten kendilerini bu atmosfer atında yiyip bitiriyor.

Diğer taraftan öğretmenlerin maaşı 6500-7500 TL arasında olunca ve yazları da öğretmenlerin ek derslerinin olmadığı düşünülünce öğretmen camiası maaşlarının azlığından, öğrenciler de ha bire önlerine konan sınavlardan dolayı yaz kurslarına ilgi gösterecekler. Bu, tabiatın kanunu…

Zira siz öğretmeni de öğrenciyi de mahkum ve mecbur bırakıyorsunuz.

Bu iklimde verimlilik de sağlıklı eğitim öğretim ortamı da olmaz.

Yazları şöyle ağız tadıyla bir tatil yapamayacak öğretmen ve öğrenci.

Şöyle ağız tadıyla…

Halbuki insanın deşarj olması, rahatlaması, enerji depolaması, eğlenmesi, dinlenmesi o kadar önemli ki… Bunlar serbestlikte olur.

Duydum ki 17 Haziran’da okullar kapanıyormuş, karneler veriliyormuş.

Öğretmen de öğrenci de görünürde kendi istekleriyle ama altını deşince sistemden mütevellit mahkumiyetten-mecburiyetten ötürü okullara bastırılacak.

İşitiniz ki öğrencinin gireceği sınavlar olduğu için şöyle sesleniyor sizlere:

‘‘Tatil benim neyime, offffff!’’

Öğretmen de 6500-7500 arasına sıkıştırılmış maaşı olduğu için şöyle ses veriyor:

‘‘Tatil benim neyime, ahhhhhh!’’

Sistem, herkesin canını yakıyor.

Sistem, herkesin canını sıkıyor.

Velhasılıkelam öğrenciler için sınavları kaldırın.

Ve öğretmenler için de öğretmen maaşlarını 15 bin TL yapın.

Ne öğrencinin derdi takdir-teşekkür ne de öğretmenin derdi başarı belgesi…

Artık sadede gelin…

Saygılarımla…

Yusuf SEVİNGEN