“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz”. Sözün masumiyeti işin doğru yapılışından gelir. Aksi takdirde söz manaya evrilemez, soyut ve havada kalır. Sözün içine gizlenen mana, eyleme dönüştürülürse varması istenen yüreğin kapısını çalar. Yoksa gevezelik yapılmış olur. Lafügüzaf dediğimiz de budur. Söz söylemek bir sanattır. Sanatın inşası eylemdir. Doğru yer ve zamandaki eylemi anlatan söz kulağı tırmalamaz, gönüllerde yaralar açmaz. Yaşadığımız hayat bize, ömür yolculuğundan heybemize neleri yüklendiğimizi hatırlatır. Söylediklerimizin ve yaptıklarımızın yolculuğumuza olan katkılarını sorgular. Yaşı 15 olan ile 85 olan arasındaki farkta budur. Yunus’un yolunu seçip Mevlana’nın yüreğine teslim olanlar, Yaradan’a giden yolun katma değerini heybesine yüklenenlerdir. Bu yolun yolcularının ağzından dökülen cümleler gül bahçesinde çiçekler gibi kokar. Gönülleri mest eder, insan bütününü mutmain kılar. Bu düsturun dışında kalmış her insan cehaletin esiridir ve sözleri malayanidir. Ancak ne acıdır ki, sözleri özleriyle barışık olmayan eyleme dönüşmeyen insanların etrafında toplananların sayısı bu çağın en büyük tehlikesidir. Bizi içimizdeki cehalet yenecek. Bilmeden, düşünmeden, aslını astarını sorgulamadan, muhakeme yapmadan “kes kopyala yapıştır “mantığı ile aklını kiraya vermiş insanlar, Lut kavmini, örnekliyorlar. İzmir’de meydana gelen depremden sonra ağza alınmayacak sözlerle küstahlaşan cehaletin nirvanasındaki bir grup zevat, başında taşıdığının manasından yoksun etrafa salyalar akıtıyor. İzmir’i zinanın başkenti ilan edebiliyor. Ve bir adım öteye giderek “Allah zinanın başkentini uyarmak için salladı” diyecek kadar küstahlaşıyor. Hâşâ! Allah’ın adına karar verme aşamasına taşıyor kendini. Yazık ki yazık.

1980’li yıllardan sonra başında taşıdığı tacın manasını yüreğinde derinden hissedenler, okullarından, mesleklerinden uzaklaştırıldılar. Binlerce insan, var oldukları halde yok sayıldılar. İkinci, üçüncü sınıf insan muamelesine tabii tutuldular. Bu uygulamaların sahipleri, gücü elinde bulunduranların adları şanları kalmadı şu günlerde. Allah’ın son din olarak ilan ettiği “İslam” kendini dupduru, dimdik, tertemiz korumaya ve yaşatmaya devam ediyor. Bu yola su taşıyanlar ise gonca güllerle dost oldular. Zor zamanlardan geçildi, zor zamanlardan gelindi bu günlere… Beğenmeyebilirsiniz, eleştirebilirsiniz ama Allah adına hâşâ! Yargılayamazsınız. Okul yıllarımda yaşadığım ötekileştirmeleri unutmuş değilim. Meslek hayatımda gümüş yüzük taktığım için gördüğüm muameleyi unutmuş değilim. Yönetici sınavında “93 aldığım halde “A tipi kuruma yönetici olamadığımı, hakkımın gasp edildiğini, yaklaşık bir yıl sonra B tipi bir okula yönetici olduğumu” unutmuş değilim. Okulumun birilerince basıldığını, peruklu öğretmenlerin bile sınıflarda istenmediğini, görevden alırım tehditlerini” unutmuş değilim. Ama tüm bunlar bana bir başkasına zulmetmeyi, bir başkasını yok saymayı, aşağılayıp hor ve hakir görmeyi hak olarak veremez. O zaman insan olamam. Son dönemde yaşananlara bakıldığında başkasının koltuğuna göz dikenleri, hiçbir bedel ödemeden hiçbir sınav kazanmadan yönetici olmayı, kazanılmış hakların gasp edilmesini, insanları şucu bucu diye iftiralarla yemeklerine, emeklerine, alın terlerine el uzatılmasını unutabilir miyim? Amiri memur, memuru amir kılan bir düzeneğin çarkına alkış tutar mıyım? Elbette hayır. Ama vatana olan sevdam yüzünden bu yaşananlar “teferruat olarak kalır. Aslana “neden ensen kalın?” diye sormuşlar. “İşimi kendim görürüm” diye cevap vermiş. Biz işimizi kendimiz gördük. Göremediğimizi de Yaradan’a havale ettik. Bir hatırlatma daha yapayım. Kulağına küpe olsun. Hani o ismini çokça zikrederek övündüğün Cihan Padişah’ı Fatih Sultan Mehmet Han var ya “İnsanlara, dinin ne, namazın var mı, oruç tutuyor musun ?” gibi Allah’ın soracağı soruları sormayın.”İnsanlara aç mısın, ne ihtiyacın var, bir sorunun var mı?” gibi kulun kula soracağı soruları soracaksınız” buyuruyor. İzmir’deki kardeşlerimize de sorulması gereken bunlar sadece? Sen kimsin ki, yaşadığı hayatın bedelini ödemeden, başında taşıdığın tacın kıymetini bilemeden( ki instegrama koyduğun fotoğraftan kaliteni anlamak mümkün!) ulu orta, utanmadan, sıkılmadan Allah’ın yarattıklarına dil uzatabiliyorsun. Hani sözlerinde, Yunus Emre’den, Mevlana’dan örnekler veriyorsun, Peygamber efendimizin Hadis-i Şeriflerinden alıntılar yapıyorsun ya bu söylemlerin yüreğine işlememiş, sadece diline pelesenk olmuş, bil isterim. Ve bir an önce ağzına aldığın şerefli insanların isimlerine halel getirmekten vazgeç. Kendi günahlarım bana yeter, bir de sen beni günaha sokma. Bu değil, dava adamlığı, bunun adı insanlıkta değil… Her dönem, her dünyevi zihniyet birilerini mağdur ederken birilerini mağrur etmiştir. Bizim samimiyetle ipine sarıldığımız dava İslam nizamıdır. Yapabildiğimiz kadarıyla, Allah affetsin bizleri inşallah. Geçmişte gördüğümüz muamelenin bir başka biçimini de şu günlerde görüyoruz. Ne yapacağız? Salya sümük birilerine mi saldıracağız? Muhtara kızıp merayı mı biçeceğiz? Yok, yok, bize verilen aile terbiyesinde bunlara yer yok. Vatanın birliği, ülkemin dirliği için, gerekli hatırlatmaları ve düzeltmeleri gücümüzün yettiği kadarıyla yapmaya devam edeceğiz. Bir İrfan değil binler İrfan feda edeceğiz. Ama doğru olanı, hak olanı baş tacı yapıp gönüllerde varlığını sürdürmesi için elimizden geleni yapacağız. İçimizi acıtan, sancıyan kanayan yaralarımıza tuz basacağız. Emaneti sahibine teslim ederken, kul hakkı başta olmak üzere insan şiarına yakışmayan büyük günahlardan arınmış olmak arzusundayız. Henüz dünya malı gözümüzü gör etmedi, Allah’ım nasip etmesin inşallah.

Bütün İzmir halkı, kardeşlerimiz başta olmak üzere depremden etkilenen herkese ve her kesime geçmiş olsun, diyorum. Rahmeti rahmana kavuşanlara Allah’ımdan rahmet diliyorum. Mekânları cennet olsun. Mevla taksiratlarını affetsin. Farklı platformlarda bir şeyleri bahane ederek sizlere dil uzatanları Allah ıslah eylesin. Bu insanlarla aynı yerde olmayı bırakın, aynı havayı teneffüs ettiğimiz için utanç içindeyiz. Yüce Yaradan’ım ülkemizi ve gönül coğrafyamızı büyük felaketlerden, sapkınlıktan, cehaletten korusun kollasın inşallah. Hürmetlerimle


İrfan ERTAV

Yazar