Ne demişler:
‘Gez dünyayı, gör Konya’yı.’

Ama ben Konya’ya, Konya Valisi’ni görmek için bir ziyaret planlıyorum. Çünkü Konya Vali’mizin Öğretmenler Günü programında, onca insanın huzurunda hatta kameraların önünde bir öğretmene takındığı üslubu,  dünyada eşi ve benzeri görülmemiş bir olay olarak değerlendiriyorum.

Ne yazık ki Muhterem Vali’miz en olmadık zamanda, en olmadık yerde, en olmadık kişiye öyle bir söz etti ki orada özel bir gün için hazır bulunanlar yani günümüz tabiriyle hazırun,  yakışık olmayan hatta hicap duyulacak bir olayın tanıkları olmuşlardır. Ama Sayın Vali, makamının nüfuzunu kullanarak bunu bile bertaraf etme girişiminde bulunup telkin ve direktifleriyle olayın yönünü ve seyrini çevirmeye çalışmıştır. Kendinin bu telkinini ve direktifini seyredip üstüne bunun gereğini yerine getirenlerin,  alkışlı halleriyle kendine taraftar bulmuştur. Ama sosyal medyada olay, salondaki alkış mukabelesinin tam tersi bir şekilde mukabele görmüştür, görmektedir ve görecektir.

Evet, Sayın Vali’miz Öğretmenler Günü programında, bir öğretmene oturuş dersi vermeye kalkışmış. Tıpkı Yalova’da kılık kıyafet dersi veren vali gibi, Gaziantep’te bir öğretmene pamuk ipliğine bağlı olduğunun dersini veren amirler gibi... O da vali olduğunu, öğretmenler gününde bir öğretmenin oturuşundan kıl kaparak sert ve aşağılayan bir dil ile göstermiş. Sayın Vali’m, bu dil size hiç yakışmadı. Atalarımız bile tatlı dilin yılanı deliğinden çıkaracağını söyler. Mevlana’nın, Yunus’un, Hacı Bektaş’ın diyarında, onların yaşayan sesinin, sözünün ve soluğunun hatırına ve mirasına bu sözler size hiç yakışmadı. Sayın Vali’m, Mevlana dilini neden bozdunuz? İncir çekirdeğini doldurmayacak bir nedenden dolayı neden Mevlana’nın feyzini ve ilhamını dağıttınız? Diliniz, Mevlan diline uymamıştır. Ben vali olsaydım o günün hatırına öğretmen karşımda amuda kalkmış olsa dahi böyle bir sözü yeğlemezdim. Yeğlersem de özenle ve dikkatle bir dil ve yöntem seçerdim.

Sayın Vali, hümanizmin dünyada parmakla gösterilen temsilcisi Mevlana’dan feyiz ve ilham almışa benzemiyor.

Sayın Vali, Yunus’un: ‘Bir gönül yıktın isen, kıldığın namaz değil.’ sözünden de  ders almışa benzemiyor.

Sayın Vali, Anadolu erenlerinin sevgi öğretileri ile yoğrulmuşa da  benzemiyor. Tabii kullandığı dil ve yöntemden dolayı böyle bir değerlendirmede bulunuyoruz.

Ve biliniz ki İslam’ın özünde, ruhunda olanlara kullandığınız dil ve yöntemler benzemediği için de ÖYLE BİR ZAMANDA, ÖYLE BİR YERDE, BİR ÖĞRETMENİ ‘birader’ diyerek resmi dilden de yoksun bir şekilde benzetiyorsunuz. YANİ ÖĞRETMENE, ÖĞRETMENLER GÜNÜNDE GÜNÜNÜ GÖSTERMİŞ OLUYORSUNUZ.

Gerçekten üzülüyorum.
Gerçekten yüreğim yanıyor.
Vali Bey, BİR KERE  diliyle ve kullandığı yöntemle sınıfta kaldı. Bu dilinin ve yönteminin MOBBİNG gibi bir illeti nasıl fişekleyeceğini hatta maiyetindekilerin bu dil ve yöntemden cesaret alarak nasıl MOBBİNG kralı olacaklarını göz ardı ediyor.

Sayın Vali’m,

Daha birkaç hafta önce Gaziantep’te bir Türkçe öğretmeninin, öğrencilerinin huzurunda amirleri tarafından aşağılandığı ve sürekli ‘pamuk ipliğine bağlısın.’ tehditiyle karşılaştığı için nasıl bir bunalıma girdiğini, bunun neticesinde intihar ettiğini ve daha hayatının baharında yaşama veda ettiğini hatırlatırım.

Sayın Vali’m,

Yıllar önce Yalova’da kılık kıyafeti nedeniyle herkesin içinde valinin fırçasına maruz kalan bir öğretmenin kalp krizi sonucu yaşama veda ettiğini hatırlatırım.

Sayın Vali’m,

Herkesin huzurunda kullanılan bu dil, bırakın bir öğretmeni, bir insanı rahatsız eder. Hatta kötü ve telafisi  mümkün olmayan sonuçlara yol açabilir. Rahatsızlığınızı; herkesin içinde birisini hedef göstererek ya da o kişiye topluca yüklenerek değil, güzel bir üslup içinde ifade etmelisiniz.

Ayrıca şunu da ifade etmeliyim ki Türkçemiz, bu konuda yeterli bence. Mesela bir öğretmene ‘birader’ hitabı, o ortamın nezaketine, o günün hatırına ve önemine binaen kullanılması akla gelecek en son ifadedir.

Sayın Vali’m,

Öğretmene oturması kalkması ile değil, öğrencileriyle kurduğu muhabbetiyle ve mesleğine gösterdiği saygısıyla ve sevgisiyle muamele ediniz.

Size dört soru sormak istiyorum:

O öğretmene baskı kurmak için o ortamda aradığınız alkış desteğini sizlere sunanlar,  mesleklerine ve kendilerine ne kadar saygılılar?  Öğretmeni öğretmene karşı kullanarak öğretmene çekidüzen vermek, öğretmeni öğretmene kırdırmak mıdır? Sözleriniz, zaten kırıcıydı üstüne bir de ona karşı gösterilen alkış tufanı ile bir öğretmenin ruhunda nasıl bir yara açmak istediniz? O öğretmen, meslek hayatının hatta hayatının dersini aldı, mutlu musunuz?

Sayın Vali’m,

Oturmanın kalkmanın bir yönergesi yok. Olamaz da zaten... Olsaydı inanız orada bile uyarının hitabı ‘birader’ olmazdı.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN