Vakıfların, hayır ve hasenat işlerinin yapılmasında en önemli araç olduğuna vurgu yapan Türüt, şunları söyledi: 
“Vakıf kültürü, insanlara yardım ve hizmet edilmesi gibi özellikleri nedeniyle, dinimizin de bu konulardaki hükümleriyle örtüşür. Peygamber Efendimiz döneminde Müslümanlar hayır ve hasenat işlerinde birbirleriyle adeta yarışıyorlardı. Bu zamanla kurumsallaştı ve bugünkü vakıflar ortaya çıktı. Yardıma muhtaç olan insanlarla paylaşma, yardımlaşma ve dayanışma Allah’ın emrettiği hükümlerdendir. Buna uyanlar Allah’ın rızasına uymuş olurlar. Vakıfların, hayır ve hasenat işleriyle uğraşıp muhtaç alanlara yardım etmesi anlayışı aynı zamanda sosyal barışın ve sosyal adaletin sağlanmasını da sağlarken, Müslümanlar arasında kardeşlik, yardımlaşma, dayanışma duygularının gelişmesine de vesile olmaktadır. Vakıflar, yönetimlerin sosyal yardım ve hizmet sağlama yükümlülüklerini en aza indirmektedir.  

Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde dini hizmetler, sağlık hizmetleri, eğitim ve öğretim hizmetleri, aşevi hizmetleri, sanat ve kültür hizmetleri, para yardımı, sosyal hizmetler… Hatta hayvanların korunması için bile vakıf kurulmuştu.  Camiler, hanlar, hamamlar, kervansaraylar olarak pek çok vakfiyeler inşa edilmiş ve halkın hizmetine sunulmuştur. Ne yazık ki günümüz de vakıf kültürü gelişememiştir. Tanıtımları sağlanamamış ve hizmetleri topluma yeteri kadar anlatılamamıştır. Geçmişten günümüze öz kültürümüzün yaşatılmasında önemli görevi bulunan vakıfların sosyal ve kültürel işlevinin tanıtılıp vakıf kültürünü yaşatılması için önemlidir.

Vakıf kültürünün geçmişten günümüze kadar gelen en önemli özelliği; hiçbir karşılık beklemeden ihtiyacı olanlara yardım edilmesidir. Yani iki ana düşünce etrafında hizmet eden vakıf kültürü; her şey insan için düşüncesinden yola çıkarak “halka hizmet Hakk’a hizmettir” anlayışıyla bugüne kadar gelmiştir. Vakıf hizmetleri, Türk kültüründe ulvi bir temele dayanır. Vakıf dendiğinde ilk akla gelen insana hizmettir. 
Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde hayatın içinde yer alan her şey vakıftır. Hanlar, kervan sayarlar, hamamlar, hastaneler, şifahaneler, medreseler, sibyan mektepleri (çocuk okulları), idadiler (liseler), rüşdiyeler (ortaokullar), darülfünun (üniversiteler -saraydaki Enderun Mektebi hariç-) hepsi vakıftır. Köprü, yol, su, kemer ve kanalizasyon hizmetleri de vakıfhizmetleridir.

Cumhuriyetin ilanından sonra da vakıf etkinlikleri aynı ölçüde olmasa da sürdürülmeye çalışılmıştır.  5 Haziran 1935 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Yardıma muhtaç olanlara yardım edilmesi, bunun için kurulan vakıflara bağış yoluyla destek olunması için vakıf kültünün tanıtılması ve bu konular da farkındalık oluşturulması zorunlu hale geldiğinden, 1985 yılından itibaren, önce 3-9 Aralık tarihlerinde kutlanmakta iken, daha sonraları 6-12 Mayıs tarihlerinde kutlanmaya başlanan Vakıf Haftası, önemli ölçü de vakıf kavramına dikkatleri çekerek, geçmişte vakıfların hizmetleri ile günümüzdeki çalışmaların karşılaştırılmasına da fırsat vermiştir. 

Bu duygu ve düşünceler çerçevesinde Diyanet Bir-Sen olarak, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün değerli yöneticilerinin ve çalışanlarının, vakıflar aracılığıyla hayır ve hasenatta bulunarak yardımlaşma ve dayanışma kültürüne katkı da bulunanların, vakıfların gönüllü hizmetkârlığını yapanların, vakıf kültürünü ruhun da yaşatarak azim ve inançla çalışan tüm kardeşlerimizin Vakıf Haftası kutlu olsun.”