Son yazımızda uzman ve başöğretmen işini sendikalara havale ettiğimizi terennüm etmiştik.

Gelgelim eğitim hizmet alanında 2. sendika konumunda olan Türk Eğitim Sen Genel Başkanı'nın Sayın Bakan ile yaptığı yüz yüze görüşmenin akabindeki paylaşımından anlaşıldığı üzere bu konuya dair öğretmenlerin hakiki talepleri üzerinde hiç oralı olunmadığı ve durulmadığı görülüyor. Ayrıca Türk Eğitim Sen resmi sosyal medya hesaplarından üyelerine uzman ve başöğretmenlik sürecinde deneme, test vs. desteği verileceği duyuruldu. Ana muhalefet pozisyonunda olması gereken Türk Eğitim Sen'in teslim bayrağını çekerek  yelkenleri suya indirmesi ve öğretmenlerin çoğunluğunun reddettiği bu süreci kabulleniş durumuna geçmesi, halihazırdaki siyasi havayı teneffüs etmesinden kaynaklanıyor kanaatindeyim. Yoksa bildiğimiz Türk Eğitim Sen bu sürece rest çekerdi. Ah, ah, şu siyaset ile sendikaların organik bağı yok mu! Bu bağdan çok çekiyor işçisi de memuru da… Ne yazık ki Türkiye'de sendikalar siyasete külliyen teslim olmuş pozisyonda... Allah’ın bildiğini üyelerden saklamanın lüzumu yok, öyle değil mi? Türk Eğitim Sen özelinde büyük çoğunluğunun bu ahvalde olduğunu düşünüyorum. Sendikaların özellikle son 20 yılda düştüğü durum hakikaten içler acısı... İnsan, üzülüyor. Elden ve dilden başka ne gelir şu konjonktürde. Herkes bildiğini okuyor ve kendince haklı… İşte bu nedenlerden dolayıdır ki üye-sendika ya da memur-sendika, sendika-sendika ilişkilerinde de süreğenleşmiş problemler ulu orta yerde durmaktadır. Herkes görüyor fakat çözmeye yanaşan yok. Siyasi yandaşlık ya da iktidar yandaşlığı daha konforlu ve güvenli alan…  Söz konusu ilişkiler de bu yüzden olması gerektiği gibi değil, sağlıksız ve güvensiz... Demem odur ki yine iş başa düştü. O zaman başlayalım. Dilimiz döndüğünce…


 

Eğitim videolarındaki bazı profesörler  -herkesin malumu-  ulusal ya da yerel bir kanalda haber sunan amatör spiker gibiler... Diksiyon zafiyetleri var. Karşılarında ya da yanlarında duran ekrandaki metni olduğu gibi okuyorlar. Ekrana tam bağlılar, onları dinleyen öğretmenler de ekran bağımlısı oldular. Verilen süre malum… Ellerindeki aparatlar, spiker edasını daha bir pekiştiriyor. Jest-mimikleri neredeyse yok derecesinde... Verdikleri bilgilerin içselleşmediği çok açık ya da öyle bir izlenim veriyorlar. Bu hal, konuya hakim olmadıklarına ilişkin insanın içine kurt düşürüyor. Bu yüzden öğretmenler üzerinde etkili olamıyorlar. Öyle ki bazı öğretmenler dinlemeyi ve izlemeyi bıraktı, mevzuat icabı videoları açıyor, video süresinin dolarak tamamlanmasını bekliyor. Öte yandan bazı profesörler dümdüz okudukları için o an konuya dair yaman bir soru sorulsa afallayacaklar sanki ve içinde bulundukları gaflet uykusundan uyanacaklar. Profesörlerimizin kime ve neyi anlattığına dair bir farkındalık brifingine ihtiyaçları olduğunu ifade eden öğretmen sayısı hiç de azımsanmayacak düzeyde... Birçok öğretmen, laf olsun ve süre dolsun seminerleri diye yetkililere eleştirilerini sunuyor. Yetkililer, dinler mi ve halden anlar mı meçhul…


 

Ayrıca öğretmenler bu eğitimlerle ilgili geyiklere de başlamış. MEBFLİX prodüksiyon sunar, diyorlar. Sezon ve bölüm sayılarını yazarak... Bu durumda slaytlar suflör oluyor. Sahnedekiler de oyuncular… Ve bu oyuncular kendi seslerini kullanıyorlar... Allah'tan dublaj yok. Gerçi slaytlar alt yazı işlevi görüyor bazen. Tabii sahne dekoru da unutulmamalı. Acaba bu MEBFLİX işinin MEB'e maliyeti nedir? IMDB, çıkarılan bu işe kaç puan verir? Yoksa öğretmenler IMDB'si 7'nin altında olan bir filmden mi sınava tabi tutulacak? Film 7'nin altında olsa da izleyenler 70 üstü almalı. Yani uzman işi eğitim videolarının karşılarında uyuyakalan çilekeş uzman adayları... Çekirdek, içecekler cabası… Uzmanlığa aday öğretmenin tek çabası ise maaşını yükseltmek ola… Ne yapsın garibim!..


 

Birkaç ciddi öneride bulunmadan geçemeyeceğim. İçimde ukde olur. Şöyle ki:

Bundan sonraki eğitim videoları için MEB ihaleye çıkmalı. En iyi eğitim videolarının hazırlanması için... İhaleye "Benim Hocam" da katılsın. Çok tutuluyor çünkü. Birçok öğretmen adayı KPSS ve alan konularını oradan takip ediyor. Uzmanlığa ve başöğretmenliğe aday öğretmenler de konuları oradan takip edebilir. Bence daha yararlı olur. En azından öğrenmenin tadına da varmış oluruz. Lakin burada bilgi aktarmak aslolmamalı, deneyim kazandırmanın yollarını aramak aslolmalı. Bilgi asgari olmalı, detayda boğulmamalı öğretmen. Ramazan Yetkin Hoca'ya çağrımızdır: "Gelin şu işe de bir el atın hocam..."

İlginçtir ki öğrenciye bilgi yüklemeyin diyen insanlar, şu an olabildiğince öğretmene bilgi depoluyorlar. Çelişkinin dik alası... Meselemiz, öğretmenin bilgi eksikliği değil, bilginin eğitim sahasında pratik edilmesi... Öğretmeni yükseltecek bilgi olmamalı, deneyim ve pratik kabiliyeti olmalı. Süreç olabildiğince sadeleşmeli. Ne çok seviyoruz, yalın olmayan eğitimleri. Eğitim ortamının kronik sorunu... Soralım şimdi farklı bir zaviyeden: "Doktorlar, bilgi yüklenerek mi uzman oluyorlar yoksa iş sahasına çıkıp mı?.." Bu iş, hakikaten prosedüre ve prodüksiyona dönecek iyiden iyiye. Biz de dönmesin istiyoruz. Sardınız öğretmenin başına böyle bir bela, bari bir işe yarasın yahu.


 

Her daim savunum şudur ki en güzel öğrenme, rahatlık ve özgürlük hatta doğal halinde gerçekleşiyor. Bu, 7'den 70'e böyle... Biz, dikte ve karışıklığa bulanan zorlukla öğrenme imkanı sunuyoruz insanlara. Bu da olmuyor. Eğitimde, tabii ve kendiliğinden olanı destekledim hep. Zorla güzellik ve verim elde edilemez. Bunu anlamalıyız artık. Her seferinde böyle kısır döngülü süreçlere mahkum ve mecbur kalıyoruz. Ödev, sorumluluk, şablon, taslak, çerçeve dikte ve zoraki şeklini aldığı an ters teper. Bilin isterim. Doğal ve sade olan, eğitimde her daim aslolan…


 

Büyük sendikalar, bu konuda teslim bayrağını çekince biz de artık en iyisi nasıl olabilir derdine mi düştük ne? Şuna baksanıza ileriye dönük öneriler vermişiz. Gerçi bu süreç davalık... Olur da dava kazanılırsa o zaman alın size bir Türkiye hali... İzlenen yüzlerce video hatıra olur artık. MEB de öğretmene zaman borçlu olur.

Velhasılıkelam, ya MEB ya da mahkeme yazılı sınav sürecini kaldırıp bu işi kökten çözer. Akabinde MEB, STK'ler ve diğer paydaşlar kafa kafaya verip öğretmenin gerçekten uzmanlaştığını hissedeceği bir sürece imza atar. Eğer ki yeni nesil öğretmenin eseri olacaksa ekran başında öğretmeni esir etmeyiniz yahu. Edecekseniz de değsin. Resmen 90’lardaki TRT Açıköğretim nostaljisi gibi valla… Hatırlatalım, yıl 2022… 2023 vizyonuna 1 yıl kaldı.

Saygılarımla…

Yusuf SEVİNGEN