Geçenlerde, Milli Eğitim Bakanı Sayın İsmet YILMAZ, bazı açıklamalarda bulundu.

Bunlardan birisi, ‘gezici öğretmen’ tabirinin gündeme taşınmış olmasına dairdi.

Bir diğeri de, 40 dakikalık bir ders saati süresinin kısaltılmasına ilişkindi.

1- Bu iki açıklama üzerine şunları ifade etmek istiyorum: 1- Bir (1) ders saati süresi bence de kısaltılmalı. Özelikle temel eğitimdeki öğrencilerin dikkat/algılama süresi en fazla 20 dakikadır. Bu perspektiften bakıldığında, 40 dakikalık süre içinde öğrenci dikkatinin ve algılamasının, bakanımızın da bu yöndeki görüşleri doğrultusunda ders verimliliğini olumsuz yönde etkileyeceği iyi hesap edilmelidir. Ders süresinin kısaltılmasına dönük buna benzer açıklamalar, bu bağlamda, kamuoyunca olumlu bulunmaktadır. Ama yaz saati uygulamasında ısrarcı davranılmasından dolayı çocuklarımızın uyku sürelerinden alınması, uyku sürelerinin kısaltılması, ders sürelerinin kısaltılmasına dönük açıklamalarla hiç mi hiç örtüşmemektedir ve uyum göstermemektedir. Bir yeri dikerken, diğer yerin patlaması ya da sökülmesi bu olsa gerek.

Eğitim sistemi içindeki uyum, rotası belli ve rayına oturmuş bir eğitim düzenini bizlere armağan eder. Bizler ise bu sistemi devrederek çocuklarımıza ve torunlarımıza armağan etmiş oluruz. Bilinmelidir ki, eğitim sistemimiz içindeki uygulamaların sürdürülebilirliği, uyum gözetildiği takdirde hasıl olabilir. Yoksa, her uygulama, yaz-boz/yap-boz parçası olur ki, bu durumda hiçbir uygulamanın eğitim-öğretime bir katkısı olmaz. Ve geri dönütler, hep olumsuz sonuç olarak çıkar karşımıza.

Öte yandan, çocuklarımızın başarısı ve verimliliği için halihazırdaki ders saati süresinin uzun oluşuna ve kısaltılmasının gündeme getirilmesine paralel olarak haftalık ders saatinde de (ortaokullardaki haftalık 35 ders saatinde mesela) bir azaltma yapılmasının düşünülmesi ve açıklanması, uyumun esas alındığının bir göstergesi olacaktır ya da bizleri öyle düşündürecektir. Bu açılardan düşündüğümüzde, Sayın bakanımızın ders saati süresindeki kısaltma fikrinin altı, çocuklarımızın uyku sürelerinin uzatılması (sürekli yaz saati uygulamasından vazgeçilmesi) ve haftalık ders saatinin azaltılması ile doldurulabilir. Bu fikir hayata geçse dahi, ancak başka uygulamalarla uyum içinde olduğu an tamama erebilir ve sürdürülebilirlik açısından da bu uyumun önemli bir rolü bulunmaktadır.

Unutmayınız ki, eğitim-öğretim içindeki zıtlıklar, çelişkiler, uyumu bozduğu gibi devamlılığı da sekteye uğratıyor. Devamlılık olmadığı an, uygulamalarda kararlılıklar da olmamış oluyor ve devamlı bozulan bir eğitim-öğretim ortamı karşımıza dikiliveriyor. İfade etmeliyim ki, devamlı bozulan bu eğitim-öğretim ortamı içinden bozuk kuşakların çıkması ise kaçınılmazdır. Bedeli ağır olmadan, uyum içinde sürdürülebilir bir eğitim öğretim ortamı oluşturmalıyız. Hesap vererek (şeffaflık/saydamlık) geleceği iyi hesap etmeliyiz. Netice olarak, BU ÇOCUKLAR, BİZİM ÇOCUKLARIMIZ. İsimleri, Ahmet-Ayşe-Mehmet-Hatice vs...

2-Bakanımızın diğer söylemi, ‘gezici öğretmenlik’le ilgiliydi. Özelikle son yıllarda, öğretmenliğin her çeşidini gördük ne yazık ki. Kadrolusu, 4/C’lisi, 4/B’lisi (sözleşmeli), ücretlisi, şimdi de gezicisi... Liselerin çeşitliliğini sadelik olsun diyerek azalttık, bilahare merkez teşkilatlarında genel müdürlüklerin sayısını düşürdük, ama gelin görün ki öğretmenliği sınıflara ayırıp çeşitlendirdik. Şimdi, bu perspektiften baktığımızda, bir uyumdan söz edebilir miyiz? Mümkün mü sizce? Tüm bunları geçtim, ‘çakılı (sözleşmeli) öğretmen’in yanında ‘gezici öğretmen’ uyumlu görünüyor mu sizce?

Karar sizin, takdir sizin...

Ama artık eğitim-öğretim ortamında tencere yuvarlanıp kapağını bulmalı diye naçizane düşünmekteyim.

Yoksa, kapaksız tencerede ya da tenceresiz kapakta eğitim – öğretim işleri pişirilemez.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN
KamuAjans.com - Özel Haber