ÜMİT SİZSİNİZ

Şükretmeyen, teşekkür etmeyen, gözünü ekranlardan ayırmadan muhatabı ile konuşan dostlar,

Lütfen demeyen, rica etmeyen, zamanı olmayan, hep çok yoğun olan dostlar..

Nasılsınız?

İyi misiniz?

Uygun musunuz şimdi..?

Sağlık iş denklemine girince sıfır etkisi yaptı değil mi?

Bakın asırlar öncesinden Kanuni Sultan Süleyman yani muhteşem Süleyman ne diyor?



Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi

Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi.

Ya işte bir nefes sıhhatin yerini tutan ,dünyaya ait bir şey henüz keşfedilmedi.

Peki bu Korona sürecinde neler oldu?



• Nefret edilen pazartesinin cumartesiden farkı kalmadı..

• Sadece cuma günleri hatırladığımız camilerimizin kapısı kapandı..

• Tuttuğumuz takımları 4 gün görmeyince özlerdik, şimdi futbolu tuvalet kağıtlarını evinde sektiren yıldızlarla hatırlıyoruz. .

• Sabah erken kalkmayı unuttuk, gecenin saat kaçta başladığını..

• Öğrencilerimiz en son okula ne zaman gittiklerini hatırlamaz hale geldi, yarım kalan sınıflar arası turnuvalarını, ve yazılı sınavlarına girmeyi özlediler. .

• Sevgililer sevdiğine en son ne zaman sarıldığını unuttular, ya da gerçekten sevip sevmediğini anladılar. .

• Dünyada birçok evlat virüsten ölen ana babalarının mezarını bile bulamayacak, ona mı üzülsün anasız babasız kaldığına mı..

• Her akşam saat 8.00’e yaklaşırken ölüm sayısında dünya sıralamamızı bekler olduk endişeyle. .

• Okumadığımız kitaplar, dinlemediğimiz müzikler, izlemediğimiz diziler, aramadığımız tanıdıklar girdi hayatımıza..

• Aldığımız nefesten, tuttuğumuz kapı kolundan, yediğimiz ekmekten, içtiğimiz sudan, öptüğümüz eşimizden, sarıldığımız dostumuzdan korkar olduk..

• Avrupalı müslüman gibi suyu sabunu hatırladı, taharet musluğunu keşfetti,tertemiz oldu.

• Yeryüzü beyaz eldivenliler ve maskeli insanlarla korku filmini andırır bir hal aldı..

• 2020’ye beddua ettikçe daha sert davrandı bu yıl bize, daha daha güvensiz yaptı bizi..

• İnsanlar kendisini dinler oldu, önce psikolojisi, sonra sosyolojisi en sonunda dengesi bozuldu. Kendi kendimize konuşur olduk..

Paranoyak ve obsesif bireylere dönüştük.

Ateşim var, halsizim..

Nefes alamıyorum. .

Ya bende de kronik bir şey varsa.

Koku alamıyorum. .

Bu tatlı mı..

Bak bak bu amcada kesin bir şey var. .

Anne baba iyi misiniz?

Yavrum sakın dışarı çıkmayın. .vs

• Korona bize tüm rutinlerimizi özletti, özlediğimiz her şeyi, rakip takımları, yürümeyi, çalışmayı, sarılmayı, otobüste metroda ayakta kalmayı, sıkıcı alışveriş merkezlerini, trafiği, ne varsa terk ettiğimiz her şeyi..

• Korona bize , ölümden korkmayı, nefesin değerini, özgürlüğün bedelini, özlemeyi hatırlattı.

• Korona bize ,çaresizliği, ölümden başka her şeyin yalan olduğunu, sağlık yoksa dünyanın yalan olduğunu hatırlattı.

Bu süreç bitsin artık..

Trübünlerde omuz omuza bağıralım..

Cuma günleri aynı safta namaz kılalım …

İstiklal Caddesinde şarkılar söyleyerek yürüyelim..

En kalabalık alışveriş merkezlerinde alışveriş yapalım..

Hayat eskiye dönsün artık..***



Ve bir umuda sesleniş öyküsüyle devam edelim;

Küçük istavrit, yiyecek bir şey sanıp hızla atıldı çapariye. Önce müthiş bir acı duydu dudağında, gümbür gümbür oldu yüreği. Sonra hızla çekildi yukarıya. Aslında hep merak etmişti denizlerin üstünü, neye benzerdi acep gökyüzü?

Bir yanda büyük bir merak, bir yanda ölüm korkusu. Dudağı yarıklar denir, şanslıdır onlar; hani görüp de gökyüzünü ve insanı, oltadan son anda kurtulanlar. Ne çare, balıkçının parmakları acımasızca kavradı onu; küçük istavrit anladı ki yolun sonu. Koca denizlere sığmadı yüreği; oysa şimdi yüzerken küçücük yeşil leğende, cansız uzanıvermiş dostlarına değiyordu minik yüzgeci.

İnsanlar gelip geçtiler önünden; bir kedi yalanarak baktı gözünün içine; yavaşça karardı dünya, başı da dönüyordu. Son bir kez düşündü derin maviyi, beyaz mercanı bir de yeşil yosunu.

İşte tam o anda eğilip aldım onu; yürüdüm deniz kenarına; bir öpücük kondurdum başına. İki damla gözyaşından ibaret sade bir törenle saldım denizin sularına. Bir an öylece bakakaldı; sonra sevinçle dibe daldı gitti, tüm kederimi söküp atarak teşekkürü de ihmal etmemişti; parası yoktu ama birkaç değerli pulunu elime, avuçlarıma bırakarak.

Balıkçı ve kedi şaşkın baktılar yüzüme. Sorar gibiydiler; neden yaptın bunu, niye?

“Bir gün” dedim, “Bulursam kendimi yeşil leğendeki küçük istavrit kadar çaresiz, son ana kadar hep bir umudum olsun diye.”*

Evet dostum, unutma, tırtıl tam dünyanın sonunun geldiğini düşünmüştü ki; kelebeğe dönüştü!

Ümit etmeden umudu olmadan yaşar mı insan?
Uçar mı kuşlar?
Ya çiçekler nasıl açar?

Umut hayatın başı, umut yaşama sevinci, umut mutluluğun anahtarı ve yaşama sebebidir.

Umut olmadan dünya karanlıktır, umut yoksa yarın yoktur..

Hayat böyledir.

İlişkiler veya sorumluluklar terazisinde denge bozulmaya görsün.

Genellikle en başta umut ölür.

Ardından güven, sevgi, saygı ve sadakat…



Öyle zamanlar vardır ki hiçbir umut kırıntısının olmadığı bir ortamda sırf ‘şartlanmışlık’ ayakta tutar insanı.



‘Alışmışlık’…

‘Adanmışlık’ keza…

Ve hiçbir şeyi, asla sorgulamıyor olmak da…



Sadece yaşıyor olmak, biraz daha yaşama isteği uyandırabilir insanda.



Daha fazlası ya da daha iyisi bırakın arzulanmayı, tarif bile edilemezken sadece ‘biraz daha yaşamak’…



Bir çeşit içgüdü…

Ve bazen de umut, insanın o tek dayanağının -hiçbir şeyi sorgulatmayan o kusursuz şartlanmışlığın, adanmışlığın, alışmışlığın yerini alabilir…



Umut, hem varlığıyla baştan ayağa yeniden var edebilir hem de kırıldığı, yok olduğu anda hayattan koparabilir insanı.



Onun için lütfen…

Ne olur…

Ne yaparsanız yapın, umudu sakın öldürmeyin.

Ne kendi içinizdekini ne de bir başkasınınkini…



Kim bilir, belki öldürdüğünüz o umut, umudunu öldürdüğünüz kişinin hayattaki tek çıkış yoludur…

Ümidini kaybetmiş olanın, başka kaybedecek şeyi yoktur zira..(Boise)



Ve asla vazgeçmeyin;

Yok öyle umutları yitirip karanlıkta savrulmak. Unutma; aynı gökyüzü altında, bir direniştir yaşamak.**

Vesselam!



*Öykü- Alıntı

**Nazım Hikmet

*** Tespitler için Öğretmen arkadaşım İbrahim SERİN’e teşekkür ederim.