Ne yazık ki bu konuda bir dizi sorun yaşanmaktadır ve her şeyden önce mevcut yasal düzenlemeler bu çocuklara uyarlansa bile bu durumdaki çocuklara verilecek olan eğitimin içeriğine yönelik ciddi bir tedbir alınmadığı için bir başka ifadeyle içi doldurulamadığı için deyim yerindeyse hâlihazırda eğitim adına yapılanlar göstermelik olarak kalmaktadır. Özetle her ne kadar resmi prosedür uygulanmaya çalışılsa da dil probleminden dolayı bu çocukların ülkemizde şu an eğitim gördüklerini söyleyebilmek oldukça zordur. İşte bu nedenle de öncelikle dil sorununu çözmeye yönelik tedbirlerin alınması yani Türkçemizin bu çocuklara öğretilmesi konusuna öncelik verilmesi ve alternatif proje ve uygulamalara geçici yasal düzenlemelerle yer verilmesi önem taşımaktadır.

 

     Söz gelime bu konuyla ilgili yasal düzenlemelere bakıldığında Milli Eğitim Bakanlığı Denklik Yönetmeliğinde özetle savaş vb. nedenlerle belgelerini ibraz edemeyen sığınmacı yada mülteci öğrencilerle ilgili evrak istenmeyebileceği, İlköğretimde Türkçe, Matematik, Fen ve Teknoloji, Genel ortaöğretimde Dil ve Anlatım, Matematik, Fen Bilimleri  (Fizik, Kimya, Biyoloji), Meslekî ve teknik ortaöğretimde Dil ve Anlatım, alan/dal; İmam hatip liselerinde Dil ve Anlatım, meslek;  Güzel sanatlar ve spor liselerinde ortak genel kültür dersleri dışındaki ortak dersler ile Dil ve Anlatım derslerinden yazılı, sözlü ve uygulamalı  seviye belirleme sınavı yapılarak bu sonuçlara göre denklik işlemi yapılabileceği ve bu şekilde okullara yerleştirme yapılabileceği hükümleri yer almaktadır.

 

     Bu yönetmeliğe uygun olarak hazırlanmış olan “Yabancı Uyruklu Öğrenciler” konulu 2010/48 nolu Genelgede de biraz daha ayrıntıya girerek savaş sebebiyle belge ibraz edemeyenlerin beyanları üzerine ülkesinde bulundukları sınıf seviyesine uygun olarak yazılı ya da sözlü seviye belirleme sınavı yapılarak bu sonuçlara göre yerleştirme yapılacağı, okul ve kurumlar ile Halk Eğitim Merkezlerinde Türkçenin öğretilmesi için ve de mesleki kursların açılması için gerekli tedbirlerin alınacağı ve bu yöndeki her türlü eğitime destek verileceği yer almaktadır.  Ayrıca bu durumdaki öğrencilerden öğrenim vizesi istenmeyeceği Emniyet Birimlerince verilen en az altı ay süreli ikamet izinlerinin yeterli olacağı, ikamet izin sürelerinin takibinin ise okul müdürlüklerince takip edileceği belirtilmektedir.  Denkliği yapılan ve kayıt kabul şartlarını elde edenlerin e-okula kayıtlarının yapılacağı, kayıt hakkı kazanmayanların okula devam ettirilemeyeceği ve okula kaydı yapılanların öğrenim gördüğü okulun kural ve mevzuatına uymalarının esas olduğu şeklinde düzenlemeler bulunmaktadır.  

 

     Ayrıca yine Milli Eğitim Bakanlığı Temel Eğitim Genel Müdürlüğünün 26.09.2013 tarihli ve 2693370 sayılı yazısında özetle, kamplarda yaşayan Suriyeli mülteci öğrenciler için uygulanacak olan eğitimin içerinin Milli Eğitim Bakanlığının kontrolünde Suriye Ulusal Koalisyonu Yüksek Eğitim Komisyonu tarafından hazırlanarak uygulanacağı, bu kamplara İl Milli Eğitim Müdürlükleri tarafından norm fazlası ya da geçici görevle öğretmen görevlendirileceği ya da ücretsiz olmak üzere gönüllü Suriyeli öğretmenlerce eğitim verileceği belirtilmektedir.

 

     İşte bu yasal düzenlemeler gereği İl Milli Eğitim Müdürlüklerinde oluşturulan Komisyonların aldığı kararlar gereği de özetle, İlkokul 1. sınıfların oturduğu bölgedeki okullara yerleştirileceği, 2,3,4. sınıflarda veli beyanı üzerine öğrencinin ülkesinde bulunduğu sınıf seviyesine uygun olarak Türkçe ve Matematik dersinden; Ortaokullarda Türkçe, Matematik, Fen ve Teknoloji derslerinden diğer okullarda ise Yönetmelikte belirtilen derslerden Suriyeli mülteci öğrencilerin bulunduğu okullarda seviye belirleme sınavı yapılacağı, sınavların her dersten 5 soru olacak şekilde çoktan seçmeli ve Arapçaya çevrilmiş olması gerektiği ve bu sınav sonuçlarına göre İl Milli Eğitimlerde oluşturulan Komisyon tarafından denklik işlemi yapılarak yerleştirme işleminin buna göre yapılacağı belirtilmektedir. Ayrıca e-okula yapılacak olan kayıtların geçici vatandaşlık numarası ile yapılacağı ve tüm iş ve işlemlerin e-okul üzerinden yapılacağı belirtilmektedir. Ayrıca yine yukarıdaki Yönetmelik ve Genelgeye uygun olarak Halk Eğitimlerce Türkçe kursu açılacağı belirtilmektedir.

 

     Özetle olarak bu yasal düzenlemelerden çıkan sonuç: Kamplarda zaten Suriye Ulusal Koalisyonu Yüksek Eğitim Komisyonu tarafından hazırlanan program uygulandığı için ve de kısmen Arap öğretmenlerce yapıldığı için olağanüstü koşullara göre pek sorgulanmayı gerektirmeyebilir. Zira öncelik bu kaplarda farklı malum. Ancak ülkemizin devlet okullarında yapılan işlem özetle Emniyet Birimlerinden en az altı ay oturma izni almış olmak şartıyla öğrenci velisinin beyanı üzerine okullarda seviye belirleme sınavı yapılarak bu sınav sonuçlarına göre İl Milli Eğitimlerde oluşturulan Komisyonlarca denklik işlemi yapılacak ve oturduğu bölgedeki okullara geçici vatandaşlık numarası ile e-okula resmi kayıtları yapılacaktır.

 

     İşte sorun tam da bu noktadan itibaren başlamaktadır.  Nitekim dikkat edildiğinde görüleceği üzere Türkçe kursunun dışında eğitimin içerine yönelik hiçbir düzenleme bulunmamaktadır. Yani hangi müfredatın takip edileceği, hangi dilde eğitim verileceği, nasıl verileceği vb. Dolayısıyla bu durumda Suriyeli öğrenciler de bizim öğrenciler gibi genel hükümlere tabi olacak ülkemizin müfredatı ve diğer programları aynen onlar için de geçerli olacak demektir. İyi hoş ama hangi iletişimle, hangi dille…sınıfta hiçbir şey anlamadan konu mankeni gibi oturmaktan başka hiç bir şey yapması mümkün olmayan bu çocuklara bir şey öğrettiğimizi söylemek mümkün mü? Yoksa mesele dostlar alışverişte görsün mü?

 

     Dolayısıyla daha gerçekçi olmak adına farklı alternatiflere yönelmek yani önce Türkçenin öğretilmesine öncelik vermek zorundayız diye düşünmekteyim. Naçizane bu konuda birkaç öneri sıralamak gerekirse;

 

     1. Özel kurslarda Türkçe kursu verme imkanı olan kurslara devlet desteği ile bu çocuklara ciddi manada Türkçe öğretmek mümkündür.

 

     2. Halk Eğitim Merkezlerinde ya da Halk Eğitim kanalıyla okullarda planlı programlı ve ciddi olarak Türkçe Kursları açarak bu çocuklara öncelikle ve sadece Türkçe öğretmeye öncelik verilmelidir.

 

     3. İlkokullarda dersine İngilizce ve Din Kültürü branş öğretmenlerinin girdiği saatlerde boşta kalan sınıf öğretmenlerine bu saatlerde görevlendirme yaparak sıfırdan 1. sınıf müfredatı uygulanarak en azından okuma yazma öğretmek mümkündür. En azından diyorum çünkü dil öğretimi ile okuma yazma öğretimi birbirinden farklıdır. Zira okuma yazmayı bir dönemde öğrenebilirler belki ancak Türkçeyi bir dil olarak öğrenmeleri yıllar alabilir. Tıpkı bizim çocukların yaz Kur'an kurslarında Elf-Ba cüzünü öğrenerek nispeten Arapçayı okumaya geçtiği halde anlamını bilmediği gibi. Ancak bu yöntem bile Türkçeyi öğrenmeleri için çok önemli bir adımdır ve diğer derslerde ve ders dışında bizim öğrencilerle yaptıkları pratik, kulak dolgunluğu, günlük hayattaki konuşmaları ve TV. Seyretmeleri vb. unsurlarla birleştiğinde kısa sürede Türkçeyi hem okuma hem yazma hem anlama hem de konuşma şeklinde öğrenmeleri mümkündür.  Dolayısıyla hiçbir maliyet ve ek bir düzenleme gerektirmeyen bu durumdaki öğretmenleri görevlendirerek Türkçe okuma yazma öğretmek en pratik yöntem diye düşünmekteyim.

 

     Sonuç olarak bu coğrafyanın tartışmasız lideri ve ağabeyi olarak, büyük millet ve büyük devlet olmanın gereği olarak ve de tarihten gelen mazluma kucak açma hasletimizin gereği olarak bu “Aziz misafirlerimize” yaptığımız güzelliğin en güzelini hak eden çocuklara güzel Türkçemizi hediye etmek için küçük bir adım yeterli…Planlı, programlı, verimli bir Türkçe programı hazırlayarak üç beş satırlık bir Genelge ile tüm ülkede uygulamaya koymak. Tabi yetkililerin böyle bir derdi varsa…

 

23.02.2014

Cafer GÜZEL

[email protected]