Cengiz Aytmatov'un "Gün Olur Asra Bedel" adlı romanında "mankurt" ifadesi yer alır. Milli Eğitim Bakanlığı galiba eğitimcileri mankurt zannetmektedir. Yada mankurtlaştırabileceğini düşünmektedir. Anlaşılan o ki; öğretmenlerin itibarsızlaştırılmasıyla başlayan süreç son sürat devam ediyor. Bunun tek bir nedeni olabilir o da eğitimin hızla özelleştirilmesi... Bakanlık bunu kamuoyuna açıklayamıyor ama geçmiş 5 seneyi inceleyin özel okulların fiyatları % kaç artmış, bu sene % kaç artmış? Yine geçen sene kayıt olan öğrenci sayısı kaçmış bu yıl kaç olmuş? Okul fiyatlarındaki bu yüksek artışın(hem de öğrenci sayısı artarken) yaşanmasının tek nedeni eğitimin özelleştirilme çalışmalarıdır. Hizmetliden az maaş alan eğitimciler; mülakatlarla, rotasyonlarla, soruşturmalarla, basın önünde azarlamalarla, denetimlerle, "ne iş yapıyorlar ki git git gel" söylemleriyle uğraşmakta, her geçen gün hem maddi hem manevi güçleri bitirilmektedir. Biz düşündük bulamadık. Bu zamana kadar Milli Eğitim Bakanlığının öğretmenlerimizin lehine yapmış olduğu tek bir düzenleme/çalışma var mı? Bizim aklımıza gelmedi de...

 

            Gelelim ucube yönetmeliğe:

 

     1) Mülakat: Mülakat=torpil söylemimizi yinelerken, mülakat haksızlığını tartışmanın bile gereksiz olduğunu düşünüyoruz. Çünkü mülakat; kul hakkı yemektir, torpil demektir, kayırmacılık demektir...Ülkemizde; mülakat=torpil anlayışını yıkacak, mülakatın torpil olmayacağını belgeleyip ispatlayabilecek bir kişi varsa bu belge ve objektif kriterleri tarafımıza gönderdiği zaman sözümüzü geri alacak, gönderilen belgeleri yayınlayarak mülakatı savunmaya başlayacağız. Yerlerde sürünen/süründürülen öğretmenlik mesleğinin onuru, saygınlığı mülakat uygulamasıyla daha da azalacaktır. Yönetici adayları torpil uğruna; milletvekillerine, milletvekili danışmanlarına, il genel meclisi üyelerine, belediye başkanlarına kısacası bilumum  siyasilere "minnet" edecektir. Bu durumu gören vatandaşın gözünde öğretmenlik mesleği de mesleğin itibarı da daha da küçülecektir. Milli Eğitim Bakanlığının, 652 sayılı KHK ile mülakatı yasal zemine oturtmaya çalıştığı bir gerçektir fakat unuttuğu nokta Danıştay mülakat uygulamasına karşı çıkarken Anayasamıza, Uluslararası Hukuksal Düzenlemelere, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa vb. atıf yapmaktadır. Kısacası 652 sayılı KHK mülakatı yasallaştıramaz. Unutulmamalıdır ki çıkarılan kanunların her zaman doğru ve hukuka uygun olduğu söylenemez. Anayasa hukuku ve idare hukuku dersi alanlar doktrindeki şu öğretileri çok iyi bilirler; KHK'lerin Anayasaya uygunluğu halen tartışma konusudur ve KHK'ler darbe anayasası ürünüdür.

 

            Mülakatı uygulayacak komisyon o makamlara hangi objektif kriterlere göre atanmıştır ki adaylar arasında kariyer ve liyakat değerlendirmesi yapacaktır.  Adaylardan kariyer ve liyakat olarak üstün olduklarının göstergesi nedir? Makam unvanları onların kariyer ve liyakaten  adaylardan üstün oldukları anlamına gelmemektedir. Örneğin mevzuat soruları yazılı sınavın %45'ini oluştururken sözlü sınavın %20'sini oluşturmaktadır. Yazılı sınavda toplamda 45 puanlık sorulardan 40'ını doğru yapan bir adaya mülakatta 20 puanlık mevzuat soruları üzerinden 5-10-15 gibi komik puanlar verilirse ne olacaktır? Yada sözlü sınav komisyonu; " Analitik düşünme ve analiz yapabilme kabiliyeti, Temsil kabiliyeti ve liyakat düzeyi, Muhakeme gücü ve kavrayış düzeyi, İletişim becerileri, özgüveni ve ikna kabiliyeti, Davranış ve tepkilerinin yapacağı işe uygunluğu, Yeniliklere ve teknolojik gelişmelere hakimiyeti" gibi tümü öznel değerlendirmeye göre yapılacak kriterlere nasıl ve hangi objektif ve nesnel ölçülere göre puan vereceklerdir? Örneğin muhakeme gücünü ve kavrayış düzeyini nasıl ölçeceklerdir? Tepkilerinin yapacağı işe uygunluğunu psikologla, ruhsal uyum testleriyle mi ölçeceklerdir? Bu soruları uzatmak mümkündür?

 

            Her şeyden önce; haksızlık yapmayacak, adam kayırmayacak, objektif olacak idare neden mülakatı kayıt altına almaz? Nedenini herkes bilmektedir çünkü kul hakkı yenecek, haksızlık yapılacaktır bunun içinde delil olmamalıdır. Yaşanacak hukuki süreçlerde sözlü sınav komisyonu da mağdur olabilecektir. Aleyhlerinde davalar açılabilecek, cezalar alabileceklerdir. Onlarda vicdanlarında, haksızlık yapıp hukuken cezalı duruma düşmeyelim diyecek fakat bir yandan da onları o koltuklara getirenlerin sözlerini dinlemek zorunda kalacaklardır.

 

     2) Cezalar:Bu yönetmelikle Milli Eğitim Bakanlığı "Yazılı sınavın son başvuru tarihi itibariyle son dört yıl içinde adlî veya idarî soruşturma sonucu yöneticilik görevi üzerinden alınmamış olmak veya aylıktan kesme veya daha ağır bir disiplin cezası almamış olmak" düzenlemesinde bulunmuştur. İdari soruşturmaların nasıl koz olarak kullanılabildiği, keyfi cezaların verilebildiği kamuoyunca bilinmektedir. İdari cezaların çok büyük çoğunluğunun hukuksal denetimlerde iptal edildiği ortadadır. Ayrıca idareye il dışına tayin etme hakkı dahi tanınmıştır. Hukuksal bir kuraldır ve Yargıtay içtihadıdır "tek suça iki ceza birden verilemez." Hem kademe durdurulması verip(ki bu bir cezadır) hem de Yönetici Değerlendirme Formunda(Ek-1 formunda) kademe durdurulmasına verilen cezaya negatif puan vererek kişi bir daha cezalandırılamaz. Böyle olursa kişi iki defa cezalandırılmış olur. İl dışına da tayin edilemez. Çünkü zorla tayin de bir cezadır. Bu konuda bkz.:

 

            Diyarbakır İdare Mahkemesinin E: 2013/149 sayılı kararında --- disiplin işlemine konu bir fiilden dolayı hem disiplin cezası hem de res'en yer değiştirme işlemi uygulanamayacağına dair

 

            Danıştay Mürettep D.26.11.1981 E:1981/2009 ; K:1981/2144 sayılı kararında --- aynı eylemden dolayı iki ayrı ceza verilmesinin ceza hukuku genel ilkelerine aykırı olduğuna dair

 

 

     3) Ödüller: Bu belgelerin hakkaniyetle dağıtılmadığını tüm memurlar bilmektedir.

 

     4) Bakanlık Tarafından Düzenlenen Sertifikalı Eğitimlere Puan Verilmesi: Bu yönetmelikle Milli Eğitim Bakanlığı "Bakanlık tarafından düzenlenen sertifikalı eğitimlerin her biri için(En fazla 6 adet) 0,5 puan" düzenlemesinde bulunmuştur. Bu değerlendirme Anayasa Mahkemesinin kararlarına uymamaktadır. Anlaşılan o ki Milli Eğitim Bakanlığı hukuk kararlarını hatırlamamakta yada hatırlamak istememektedir (Bütün hukuk müşavirlerine görevden el çektirilirse olacağı budur. Hukuk müşaviri kalmayan Milli Eğitim Bakanlığına bir iyilik biz yapalım ve hatırlatalım, Anayasa Mahkemesi Uzman Öğretmenlik kararında hizmetiçi eğitimlere verilecek puanlar için bakın ne demiş:

 

          "Milli Eğitim Bakanlığı'nın hazırladığı yıllık hizmet içi eğitim planına göre eğitim alacak öğretmenler ve sayıları belirlenerek hizmetiçi eğitim gerçekleştirilmektedir. Uygulamada mahalli hizmetiçi eğitim faaliyetlerine katılacak öğretmenler valilik, Bakanlık tarafından yapılan hizmetiçi eğitim faaliyetlerine katılacak olanlar ise Bakanlık onayı ile tespit edilmektedir. Bu düzenlemelerden kariyer basamaklarında yükselmedeki değerlendirme puanının % 20'lik eğitim kısmı içerisinde yer alan hizmet içi eğitime katılmada öğretmenin iradesinin belirleyici olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumun, hizmet içi eğitim almak üzere görevlendirilmiş öğretmenlerin, bu kapsama alınmayanlara göre kariyer basamaklarındaki değerlendirmede öne geçmelerine ve aynı hukuksal konuma sahip öğretmenler arasında eşitsizliğe yol açacağı açıktır. Hizmetiçi eğitime katılacakların saptanmasında bu eşitsizliği giderici objektif kriterlerin yasada yer almaması nedeniyle kuraldaki "hizmet içi eğitim," ibaresi Anayasa'nın 10. maddesine aykırıdır. İptali gerekir."

 

            Görüldüğü gibi hizmetiçi eğitimlere katılımda eşitsizlik olursa bu eğitimler için puan değerlendirmesinde bulunulamazmış. Milli Eğitim Bakanlığı, Yönetici Değerlendirme Formunda(Ek-1 formunda) hizmet içi eğitimler için toplamda 3 puan gibi bir değerlendirme de bulunmuştur. Anayasa Mahkemesinin Uzman Öğretmenlik kararında bahsettiği gibi hizmetiçi eğitime katılmada öğretmenin iradesi belirleyici değildir. Bu yüzden Yönetici Değerlendirme Formunda(Ek-1 formunda) hizmet içi eğitimler için puan değerlendirmesinde bulunulması hukuksal olarak mümkün değildir. Kaldı ki Anayasa Mahkemesinin gerekçesi  olan "hizmetiçi eğitime katılacakların saptanmasında bu eşitsizliği giderici objektif kriterlerin yasada yer almaması" uygulaması halen geçerlidir. Bu yüzden bu eğitimlere puan verilemeyeceği, puan değerlendirilmesinde bulunulan Yönetici Değerlendirme Formunun (Ek-1 formunun) iptal edileceği açıktır.

 

     5) Uzman Öğretmenlik: KBYS'nin 8 yıla yakın bir zamandır yapılmaması, bu unvanlara verilen puanlardan eğitimcilerimizin büyük bir çoğunluğunun mahrum bırakılmasına daha da vahimi bu haksızlığın sürekli ve olağan hale gelmesine neden olmuştur. Bu haksızlık vicdani olarak kabul edilemez. Milli Eğitim Bakanlığı maalesef bu soruna bir türlü çözüm bulamamıştır/bulmamıştır. Yönetici atama işlemlerinde, Uzman Öğretmen unvanına sahip olanlara 3, Başöğretmen unvanına sahip olanlara 5 puan verilmesi, 8 yıldır bu unvanları elde etmesi engellenen eğitimcilerimize karşı yapılan büyük bir haksızlıktır ve bu haksızlığın çözüme kavuşturulacağı da görünen odur ki yoktur. Bu haksızlık eşitler arasında eşitsizlik oluşturmaktadır. Kariyer Basamakları Sınavının üçüncüsü yapılıp eğitimcilerimize unvanları verilinceye kadar yönetici atama işlemlerinde Uzman Öğretmenlik ve Başöğretmenlik unvanlarına puan verilmemesi en mantıklısıydı ama iyi niyet olmayınca...

 

     6) Rotasyon: Rotasyon maalesef aileleri parçalamış, kurumların hafızalarını silmiş, çok fazla personel sirkülâsyonu okullardaki işlerin sürekliliğine zarar vermiştir. Rotasyon, uygulamada verim değil verimsizlik kaynağı olmuştur. Milli Eğitim Bakanlığı zorunlu yer değiştirmeye tabi tuttuğu personelinin öğretmen olan eşlerini dahi yanlarına atamamıştır. Milli Eğitim Bakanlığı; üst düzey yöneticilerine de, şube müdürü olma hakkı tanıdığı şeflerine de rotasyon uygulamamaktadır. Rotasyon uygulamasının kaldırılması artık elzemdir. Rotasyon(zorunlu yer değiştirme) uygulaması ilk çıktığında sadece  kurum müdürlerine uygulanacaktı sonra memurluktan farkı olmayan müdür yardımcılarına da uygulanmaya başlandı daha sonra öğretmenlere de uygulanacağı söylendi. Bu gidişata dur denilmez ise öğretmen rotasyonunun da yasalaşacağı bellidir. İlk önce sadece kurum müdürlerine 5 yılda birdi sonra müdürlere 5 yıl müdür yardımcılarına 8 yıl yapıldı daha sonra da müdür ve yardımcılarına 6 yıl denildi. Görüldüğü gibi maksat üzüm yemek değildir. Bugün polislerin rotasyonu kamuoyunca yanlış bilinmektedir. Onlarda aynı öğretmenler gibi zorunlu hizmetini tamamlayıp gelirler 18-20 yıl bir ilde çalışabilirler. Sadece çok üst düzey polisler tayin edilir o da(isteğe bağlı olarak) 10 yıl gibi sürelerde. Subayları, kaymakamları vb. söylemeye gerek bile olmadığını düşünüyorum. Askerlik yapan herkes subayların özlük ve maddi imkanlarını çok iyi bilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığının özlük haklarını bir nebze düzeltmediği, bir hizmetliden bir polisten düşük maaşlara çalıştırdığı, eğitimcilere layık gördüğü hayat standardı... 1980 TL maaş vereceksin bunun yanı sıra istediğin gibi aile hayatı ve düzeniyle oynayacaksın hem de hiçbir idari gücü olmayan insanlarla. Ne denilebilir ki?

 

     7) Tezsiz Yüksek Lisans: Milli Eğitim Bakanlığı, Yönetici Değerlendirme Formunda (Ek-1 formunda) yüksek lisans eğitimine puan verirken tezsiz yüksek lisansı bilimsel yüksek lisansla bir tutmuştur. Kamuoyu şunu bilmektedir ki bu diplomalar ücret karşılığı alınmakta hatta bu ücretlere taksitlendirme bile yapılmaktadır. Birçok üniversite için bu programlar kazanç kapısı haline gelmiştir. Bu programlara öğrenci alımında ALES şartı bile kalkmıştır. Müdür Yardımcılığı atamalarında Yönetici Değerlendirme Formunun(Ek-1 formunun) kullanılacak olmasıyla üniversitelerin bazılarına para kaynağı aktarımı da hızlanacaktır. Kısacası maddi rant iştahları daha da kabartacaktır. Bu kadar haksızlığa imza atan Milli Eğitim Bakanlığının bu uygulamayı kaldırması yada objektif kıstaslara bağlaması tuhaf olurdu...

 

     8) Kurucu Müdürlük: Bu yönetmelikle Milli Eğitim Bakanlığı "müdürlük sınavına girme şartı taşıyanlar arasından, valilikler tarafından kurucu müdür görevlendirilebilir." düzenlemesinde bulunmuştur.Kurucu müdürlerin kurumlara nasıl seçildiği ve görevlendirildiği konusunda herhangi bir yasal düzenleme ya da hukuka uygun bir ölçüt bulunmamaktadır. Tam bir keyfilik ve sınırsız takdir hakkı ile seçilen bu müdürlere fazladan 10 puan verilmiş olması, fırsat eşitliğine aykırıdır ve mutlak takdir hakkının göstergesidir. Kurucu müdürlüğe verilen puan; 4 yıllık lisans, yüksek lisans, doktora eğitimlerine verilen puanlardan bile fazladır. Bu puanlama sistemi kurucu müdürleri müdür olarak atama isteğinin göstergesi ve delilidir. Kurucu müdür görevlendirmeleri için objektif bir duyuru-başvuru-değerlendirme sistemi kurulmadan bu insanları keyfilikle kurucu müdür olarak atamak hukuksuzdur. Kaldı ki kurucu müdürlerin bu değerlendirme sistemiyle direkt olarak müdür atanacakları aşikardır. Duyuru şartı getirilmeden kurucu müdürlerin atanması ve bu şekilde çok yüksek puan verilmesi tek kelimeyle fecaattir. Eğer buralar müstakil müdürlük gibi düşünülecekse "Danıştay 2. Dairesinin tüm münhal yönetici normları duyurulmalıdır" kararına binaen kurucu müdürlük içinde duyuru ve başvuru şartı getirilmelidir.

    

     9) Müdür Başyardımcılığı: Eğitimcileri Müdür Başyardımcılığı için yazılı sınava alacaksın sonrada ben istediğimi müdür başyardımcısı olarak atarım buda yetmez merkez teşkilatına bağlı idarecileri de istediğim gibi atarım diyeceksin. Hüseyin Çelik'in bakanlığı yıllarında 13.04.2007 tarihli yönetici atama yönetmeliği de bu şekilde teklif ve istediğimi atarım yönetmeliğiydi. Tüm Türkiye'de sınav kazananlar dururken teklifle idareciler atanıyordu. Fakat o yönetmelik hukuk duvarına çarpmış, tüm maddeleri Danıştay'ca iptal edilmişti. Galiba o günleri tekrar yaşıyoruz. Yapılan yeni düzenlemelerle önceki haklar elden alınmaktadır. Tıpkı iki yıla bir kademe hakkının sonradan yapılan düzenleme ile eğitimcilerin elinden alınması, rotasyon yokken idareci olarak atananların şimdi rotasyonla tayin edilmesi gibi... O zamanlar rotasyon var denilse idi belki de bir çok eğitimci yönetici olmak istemeyecek, aile düzenini de ona göre kuracaktı.  

 

 

            Son Cümle: Eğitimciler ve sendikaları hukuki olarak mücadelelerini sonuna kadar sürdürmelidir. Ayrıca bu ucube ve haksızlık yönetmeliğini hazırlayanlar ile hazırlanmasını isteyenlere şunu hatırlatmak isterim; "Gün gelir bu haksızlıklardan sizler mağdur olursunuz ama o zaman yanınızda kimseyi bulamazsınız." Bizden söylemesi... 06/08/2013

 

Manas Kağan

kamuajans/ÖZEL

 

Bu yazı/habere ait tüm haklar Kamuajans.com'a aittir. "Kamuajans.com" şeklinde link verilmesi kaydıyla içerik kullanılabilir. Link vermeden yapılan alıntılar için yasal takip yapılacaktır.