Ülkenin birinde özgürlüğün ne olduğunu bilmek, anlamak, kavrayıp benimsemek için onu tatmaya yeltenen bir çocuk varmış. Özgürlük işte, ne yaparsınız, kafada durduğu gibi durmuyor. Yaşama uzanmaya meyil edince anında kafaya şaplağı yemiş tabii. Bizim çocuğun da özgürlüğü tatma hayali ve hamlesinin akıbeti böyle olmuş. Dakika 1 gol 1 yani. Ve çocuk yaşamda şunu deneyimlemiş:
1- Sana verilenle yetin
2-Yerini, hududunu bil, sakın açılma, başına da başımıza da iş çıkarma
3- Bu şaplağı unutma, kafandakileri açarsan yaşama, okkalı bir tokadı yersin başına

Çocuğumuz, yukarıda sıraladığımız mesajları şaplak dersi ile almış. Bundan sonra ona göre hareket etmeye, düşünmeye, aklını çalıştırmaya karar vermiş. Özgürlüğü, verilene ve sunulana karşı gelmeden yetinmektir, diye tanımlamış kafasında. Ve böylece yaşama uzanmaya meyleden özgürlüğü kafasında adeta biçe biçe bitirmiş. Sonra alimallah büyür müyür, hasat edilir falan. Ondan sonra al başına belayı!

Çocuğumuz okula başladığında da aynen bunları tatbik etmiş. Yani kafasına yediği o şaplak, mihenk taşı olmuş adeta. Yaşamına o yön vermiş. Yaşamını o düzenlemiş. Yaşamını o şekillendirmiş. Yaşamını onun üzerine inşa etmiş sanki. Tabii aklı da, düşün dünyası da o derece sınırlandırılmış, kısıtlanmış ki bu hale tahammül edemeyen düşünceler, düşüncelerin dili olan sözcükler kafasından firar etmiş. Çünkü artık o kafada nefes bile alamıyorlarmış.

Çocuğumuz bu duruma hemen bir çözüm üretmiş. Kafasında sakıncalı ne var ne yok büyük eleğinden geçirip onları sürgüne yolluyormuş. Yani ‘ya sev, ya terk et’ sloganlı defetme yöntemi. Böylece firardan sürgüne yolunu ve yöntemini bularak bu işi de kökten çözmüş. Çocuğumuz bu eleme tedavisi ile kafasını öyle bir şekillendirmiş öyle bir şekillendirmiş ki, içindekileri öyle bir düzenlemiş öyle bir düzenlemiş ki en sonunda istenilen hatta arzu edilen bir insan figürü haline gelmiş. Öyle ki artık sınıfta 1 numaraymış. Okulda 1 numaraymış. Çevresinde 1 numaraymış. 1 numara olmaya 1 numaraymış ama yaşamında 1.tekil kişi değil de 3.tekil kişi başrolmüş. Yani çocuğumuz artık kendisi değilmiş, bir başkasıymış. Yani bir başkası çalıyor bir başkası oynuyormuş yaşamında. Adeta o bir başkası bir başkasının yaşamında at koşturuyor, cirit atıyormuş.

Neyse, çocuğumuz istenilen hatta arzu edilen bir kıvama gelince önüne çıkan bütün eleme sınavlarında da başarılı olmuş. Elemeleri bir bir geçiyormuş. Kafasını öyle şekillendirmiş ki geçmediği küçük-orta-büyük elek kalmamış. Sınavlar artık onu bu sınavlar aleminde tek geçiyormuş. Eee ne de olsa çocuğumuz kendinden vazgeçmiş, kendinden vazgeçince bütün elemeler vız gelip tırıs gidiyormuş.

Gel zaman git zaman o çocuk büyümüş. Ununu elemiş eleğini de duvara asmış. Ama kimseciklerin hak, hukuk, adalet, özgürlük taleplerine kulak asmamış. Çünkü şuna inanıyormuş:

‘YAŞAMDA İNSANIN KENDİSİ YOK ASLINDA, BAŞKASI VAR. İNSANLAR DA ASLINDA O BAŞKASI KADAR VAR. ONDAN ÖTESİ YOK. ONUN İÇİN NEFES ALIP VERİRKEN KAFANIZA SAHİP ÇIKIN, SAKIN OLA DIŞARI ÇIKMASIN. GÜN GÖRÜRSE GÜNÜNÜ GÖRÜR. BUNLARI KULAKLARINIZA KÜPE EDİN Kİ SİZ DE BİZ OLUP ÇIKIN ÖNÜNÜZE KONULAN BÜTÜN İŞLERİN İÇİNDEN.’

İşte o ülkede bütün çocuklar bu görüşün eleğinden geçip büyüyormuş, böyle gün görmüş oluyormuş. Ama en sonunda gelinen nokta hep aynıymış:

‘Önce kafamdakileri eledim, sonra kendimi eledim, daha sonra arkadaşlarımı eledim, en sonunda da unumu eleyip eleğimi duvara astım ve keyfime baktım.
Bir elime kalem verdiler
Diğer elime de test kitaplarını
Umurumda değildi artık hiçbir şey’

Sonuç olarak çocuklar, kafalarına hakim olmak isteyen okulların ve ideolojik haz peşinde koşan büyüklerin yüzünden artık kendilerini bile tanıyamaz hale geliyorlar. Adeta yukarıda da söz ettiğimiz üzere kendilerini değil, başkalarını yaşıyorlar. Çünkü başkası olarak yaşamda var olabiliyorlar, yoksa yok sayılıyorlar ya da yok oluyorlar. Hal böyle olunca sistemin bize izin verdiği kadar İNSAN oluyoruz. Bu durumda İNSANLIKTAN da nasip almamış oluyoruz. Ama gelin görün ki içimizde öyle bir insan var ki içi içine sığmıyor, rahat bıraksanız kendisini İNSANLIĞA bırakacak. Uçsuz bucaksız insanlığa...

Saygılar...


Yusuf SEVİNGEN