15 Temmuz 2016 Akşamı yurt dışından gelen kızımı ve torunlarımı görmek için diğer çocuklarım bize gelmişti. Evde 15-20 kişi olmuştu. Torunlar salonun ortasında oynarken, bizler de çay içiyorduk. Bu sırada bir gürültü duyduk. Fakat önemsemedik. Sonra art arda patlamalar duyduk, irkilmeye başladık. Pencerelere koştuk. Evimizin karşısında düğün sarayı vardı, sanırım oradan havai fişekler atılıyor ,sandık. Ama gürültüler o kadar korkunçtu ki, torunlar korkudan koltukların altına saklandılar. Bu arada televizyon açıktı. Boğaz Köprüsünün iki taraflı kapatıldığını söylüyordu ve bu duruma bir anlam veremiyorlardı.

Türkiye'deki tüm ihtilalleri görmüş birisi olarak hemen aklıma "bu durum hayra alamet değil, galiba ihtilal oluyor" dedim.

27 Mayıs 1960 ihtilalinde babamın amcasının oğlu Demokrat Parti İlçe Başkanı olduğu için tutuklanmıştı. Biz küçüktük. Darbeci askerleri ilk orada görmüştüm. 12 Eylül ihtilalinde öğretmen olarak gece sabaha kadar okulda asker gibi nöbet tutmuştuk. Gece askerler kontrole geliyorlardı. Orada da darbeci askerleri görmüştüm. 

Bu sırada penceremizden görülen Cumhurbaşkanlığı Sarayının ateşler altında kaldığını fark ettik Arka arkaya bombalar atılıyordu. Bu arada torunlar korkudan ağlamaya başladılar. Birisi korkudan altına işemişti. Büyük torunum şiddetli bir karın ağrısı çekiyor, kıvranıyordu. Acilen hastaneye götürmemiz gerekiyordu. Bu arada durum netleşmişti. Fetö Hainleri darbe yapıyorlardı. Kahraman Türk halkı sokağa çıkmaya başlamışlardı. Darbeyi püskürtmek için kendilerini tankın önüne atıyorlardı. Özel Kuvvetler ve Ankara polisi darbeyi bastırmak için hainleri kovalıyorlardı. Bu arada Gölbaşı'ndaki Özel Kuvvetler Karargâhı bombalandığı ve 50 polisimizin şehit olduğu haberlerini haber kanalları alt yazıyla geçiyorlardı.


Cumhurbaşkanı Erdoğan ; halkı hava limanlarına, meydanlara davet ediyordu. Halk galeyana gelmişti. Camilerden de salalar veriliyordu. Mamak "da Belediye, tankların çıkmaması için belediye temizlik arabalarıyla kapıları kapatmıştı, Kazan "da halk savaş uçaklarının kalkmaması için yangın çıkarmışlardı. Bu arada 1.Ordu Komutanı ,hükümetin emrinde olduklarını söyleyince, tecrübeli birisi olarak "bu darbe kesinlikle başarılı olmaz" diyerek çocuklarımı sakinleştirmeye çalışıyordum.

Saat 4.00 olmuştu. Sancılanan torunum duramıyordu. Acil olarak 200 metre yakınımızdaki Onkoloji Hastanesine götürdük. Hemen serum bağlandı. Bir saat tedirgin bir şekilde başında bekledik. Bittikten sonra ,onu eve bırakıp çocuklarımla Kızılay'a gittik. Sıhhiye'de tanklar darbecilerden alınmış, halk tekbir getiriyordu. Kızılay'a arabayla gitmek mümkün değildi. 


Bu arada darbenin başarısız olduğu bizzat Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanmıştı. Halkta büyük bir coşku oluşmuştu. Halkın bu direnişi dolayısıyla Türkiye'de darbeler tarihe karışmıştı. Bu arada 250 yiğidimiz bu uğurda canlarını vermişlerdi. Şehitlerimize Allahtan rahmet diliyorum. 

Eve döndük. Kapıyı açtığımızda yaşları 4-5 civarında olan torunlarım titreyerek irkildiler. Onlara artık gürültünün bittiğini, bir daha hiç olmayacağını dilim döndüğünce anlatmaya çalışıyordum. Ama aradan 4 yıl geçmesine rağmen herhangi bir gürültüde çocuklar saklanacak bir yer aramaya devam ediyorlar.

Öyle tahmin ediyorum ki, bu travma ömür boyu sürecek. Torunlarım bu kara geceyi hiç unutmayacak.

Şemsettin CERAN
Eğitimci-YAZAR