Eleştiri toplumda bireylerin yaptığı işlerini daha güzel yönlendirme açısından yapılan bir faaliyettir. Bunu da yaparken, yapılan işin uzmanları tarafından değerlendirilerek işin eksikliklerini ortaya koymaktır. Bu mesleklere göre değişen bir yaklaşımdır. Aşçının yemeğini bir gurme değerlendirir ve eleştirisini yaparken bunu daha iye yönlendirmek için yaptığını herkes bilir. Her mesleğin uzman bilirkişisi vardır. Bunlar yapılan işin nasıl olduğunu kontrol ederek uygunluğunu test eder. Eğer uygun değilse eksikliğini dile getirirken bunu yapıcı bir dille ifade eder. Toplum bilimcilerin de toplumun yaşamsal faaliyetlerinde ki eksikliklerini dile getirerek toplumun düzene girmesi hususunda yardımcı olurlar. Bunu yaparken toplumun etik kurallarını temel alırlar. Bu kurallar yasalar, kültürel özellikler ve dini kuramlardır. Bunun da kuram ve kuralları vardır. Her şey bilimsel ve toplumun kültürel yapısına uygun olması gerekmektedir. Bu işi yani eleştiriyi yaparken çok dikkatli olmamız gerekmektedir. Eleştiri alelade olmamalı realiteye sahip olması gerekmektedir. Adaletli yaklaşım burada da çok önemlidir kişisel husumetlerden ziyade gerçekçiliğe önem verilmelidir. Eleştiri her zaman insanları en iyiye yönlendirme sanatı olmalıdır.

Maalesef günümüzde eleştiri kullanım amacından çıkmış, bireyin diğerler bireyleri çıkarları doğrultusunda kötüleme sanatı haline dönüşmüştür. Ne yazık ki bu tüm topluma yayılmış önüne gelen diğerini çıkarları doğrultusunda yermeye başlamıştır. Her önüne gelen bir birini kötüler oldu buna da eleştiri der olduk. Toplumumuzun geldiği nokta tamda budur işte. Bu hatayı hepimiz yapmaktayız. Çünkü bu bir hastalık tüm ruhumuza saran bir kurtçuk gibi öz benliğimizi tüketmektedir. Bir insanı sevmeye biliriz ama bu bize onu haksız yere eleştiri hakkı vermez. Bu hastalık tüm toplumuzda mevcuttur. Hepimiz bu salgından nasibimizi aldık ve hepimiz usta bir eleştirmen olduk. Olayları üstün körü görüp kötüleme sanatını artık hepimiz layığı ile yapıyoruz. Biz bir insanı sevmiyorsak hemen yaftalama hastalığına yakalandık. Hiç sıkılmadan utanmadan bunu da dile getir olduk. Bize neler oluyor hiçbir şeyden mutlu olmayan herkesi eleştiren bireylere döndük. Çıkarlarımız doğrultusunda yaşarken vicdanlarımızı da çıkarlarımız için köreltip yok ediyoruz. Vicdanını kaybeden bir birey artık hiçbir değer yargısı olamayan mankurt haline döner. Ve bu işi yaparken konun uzmanı tarzında gururla ve hınçla yapmamızda ilginç bir psikolojik yaklaşım. Bu kadar kin nefret ile dolmamızın sebebi nedir? Çıkar savaşları için her şeyi göze alacak kadar küçüldük.

Toplumumuz öyle bir noktaya geldi ki hiçbir ahlaki kuramı olmayan, aile yaşamı dağınık dini hiçbir referansı olmayan toplumu düşünmeyen ego sahiplerini yerel yönetimlerde seçme basiretsizliğini gösterdik. Sonra kalkıp başkasını eleştirir oluk. Bu hadsizlik çapsızlık ve hırs çatlamasıdır. Bu insanların ne kendine nede topluma faydası yoktur. Ben bu karakterlere zübük demekten kendimi alamıyorum. Hele eleştirisini kulaktan dolma ve siyasi çıkarlar doğrultusunda yapan bu zavallılara diyecek söz bulmakta zorlanıyorum. Bu karakterdeki insanlar ruhunu para için şeytana satar da kendini rabbe yakın görecek kadar vicdanlarını rahatlatarak kendilerini kâğıtlara satan zavallılardır. Korkmayın adalet her zaman tecelli eder ve sizin gibi toplumu zehirleyen kişileri toplum safra gibi dışarı atar merak etmeyin zaman sizin içinde çalışıyor. Bu karakterler hep saklanarak bu işi yaparlar asalakça yaşarlar toplumun sırtında, bireylerin arasında gezip çıkarları doğrultusunda lak lak ederek kendilerini Olympos dağının tanrısı zannederler. Zaten Rabbi bilmedikleri için onlar için iki ayaklı tanrı olmak daha kolay gelmektedir.
Toplumun bir an önce kendi özüne dönmesi ve bir birilerine saygı göstermesi gerekmektedir. Toplum içindeki deccal ruhlu rab tanımaz kişileri bir an önce tasfiye etmesi gerekmektedir. Toplum içinde yaygara eden bu bireyler çıkarı zedelenmiş olduğu için eleştiri yolu deneyerek kötüleme sanatı haline getirmişlerdir eleştiriyi. Toplum; böyle karakterli insanlara ne ola ki bu kadar hırçınsın demesini öğrenmelidir. Artık toplumun sesini çıkartıp bu karakterli insanlara ya kendini düzelt ya da aramızda işin yok demesini öğrenmelidir. Toplum ne zaman bu karakteri kazandığı zaman ilişkiler daha düzenli ve düzeyli, sağlıklı olacaktır. Bu alışkanlığı toplum öğrendiği zaman çıkar insanlarını bu tarz yaklaşımdan uzak durmayı öğretecektir. Toplumun üzerinde kimse yoktur. Bireyler çıkarları uğruna toplumu şekillendirmelerinin önüne geçmek toplumun genel karakteri olmalıdır. Tarihe baktığımız da bu tarz fitne insanlar toplum içine girip kendilerini hep iyi gösterip eleştirisel argümanla yönetim kısmına çıkmıştır. Tarihin tozlu raflarında bu tip hikâyeler bolca bulunmaktadır.

Gelin sevelim sevilelim biz ne zaman kendimiz için istediklerimizi diğer bireyler için istediğimiz zaman toplum gereken noktaya ulaşmış demektir. Nitekim bizi yaratan yüceler yücesi zaten böyle emrederken bizim başka yollara sapmamızın anlamı yoktur.

Yasin ERDEM