Düz yazı,  yazı dilinde bir şekildir.

Ama şiir, yazı dilinde düz yazıya göre daha bir şekildir.

Çünkü şiir kafiyesi, söz sanatı, akrostişi vb. ile insanlar üzerinde bir iz ve etki bırakır.

Buna şiirin insanlar üzerindeki zihni ve kalbi etkinliği, etkileyiciliği diyebiliriz.

O zaman bu yazıdan sonra daha bir şekil yaparak kendimizi ifade edelim.

Belki bir iz ve tesir bırakırız BİRileri üzerinde de o BİRileri sadede gelir sonra.

Laftan sözden anlar diyebileceğimiz zihni ve kalbi bir pozisyona geçer hiç değilse.

Geç olsun güç olmasın işte.

Yoksa dilimize pelesenk olacak şu söz:

‘NE LAFTAN ANLIYORLAR NE DE SÖZDEN...’

Yoksa şunları söyleye söyleye dilimizde tüy bitecek:

‘HAK, HUKUK, ADALET.’

Bizimkisi de bir gariban umudu gibi.

Belki anlarlar,  akıllarını başlarına alırlar umudu...

Umut tükenmeyen bir duygu.

Ne güzel!

Güzel olmasına güzel ama bir de üzerinde tepinilmese, sömürülmese,  tüketilmek için harcanmasa ya da yenmese,  keşke...  Ama nerede!

Malum umut iyi niyetin ekmeği gibi.

Şöyle ki;

Umut ki dünyayı tozpembe gösterir, o da iyi niyet havası ya da iklimi  yaratır dünyanızda. Tabii kendi  dünyanızda... Bundan sonra gerçek dünya ile kendi dünyanızın entegrasyonu başlar. Ne zaman gerçek dünyada aklınızın ve vicdanınızın almayacağı bir olayla karşılaştınız işte o zaman biliniz ki ayrı dünyaların insanları arasında bir çekişme baş gösterecektir ama bu durumda umut atmosferi altındaki iyi niyet ikliminde  büyüyen duygularınız ve düşünceleriniz yeşererek dişini gösterecektir. Bizimkisi de öyledir.

Öyle ki umut olmasaydı zaten olmazdı öte alem.

O bile umuttan çıkmamış mı?

Allah da insandan umudunu kesmeyip her gün milyonlarca insanın doğmasına cevaz veriyorsa...

O zaman insandan umut kesmek olmaz.

Bu durum bile bir umut koymuyor mu insanın yüreğine?

Ve bir  umutla diyorsunuz şunları:

İnsan işte belki bir an kafaya dank edip aklını başına alır.

İnsan işte belki bir an kafaya dank edip hak ve hukuka değer verir.

İnsan işte belki bir an kafaya dank edip hak ve hukuk tanımayanların yüzünü tükürüp hak ve hukuku baş tacı yaparak toplumda güven duygusunu oluşturur. Hafife almayın, her şeyin başı güven, hele hele güzel duyguların... Onların ise sanki lokomotifi... Çekici ve itici  gücü... Yürütücüsü... Olmazsa olmazı yani.

Biliniz ki insanların insanlara güvenmediği bir yerde her nane her kuruntu her dolap her şüphe her çapanoğlu baş gösterir. Bunlar bir BAŞ GÖSTERİDİR. Bu baş gösteri, kulis ya da perde arkası diyeceğimiz yerde her türlü gizli kapaklı işi ve katakulliyi çevirebilir. Hatta her tür oyunu, mizanseni, düzeni oynayıp üstüne hile hurdayı da yapabilir. Hem de gözlerimizin içine baka baka... Kulaklarımızın işittiğini duya duya... Vicdanlarımızı yaralaya yaralaya...

İşte size insanların insanlara güvenini sarsacak bir olay,  Sayın Talip GEYLAN’ın paylaşımından olduğu gibi aktarıyorum:

’’1) tcmeb bugün bitecek olan yönetici görevlendirme süresini 7 Mayıs’a uzatıyor. Daha eğitim çalışanlarının genelinin haberi olmadan, bir sendika(!), yönetici üyelerine mesaj geçiyor: “Tercih yapmayın. Süre uzatılıyor 2)Ve arkasından tezgah kuruluyor.. Diğer çalışanların tercihlerini gören çete üyeleri başlıyor organizeye, kim nereyi tercih edecek ince ince tanzim ediliyor..! @tcmeb bu organize işlerden yakasını ne zaman ve nasıl kurtaracak çok merak ediyorum?”

Bu olaya ben TELEKULAK dedim.
Sayın Talip GEYLAN da ‘ÇETE’ tabirini kullanmış.

Bu durumda başlığımız yazımızın son sözü olsun:

‘TELEKULAK ÇETESİ’ ŞÜPHESİ.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN