Kâinatın içinde yaratılan tüm canlıların yaşama tutunmaları adına bir korunağa sahip olduğunu beyan ederek başlayalım sözlerimize. İnsanların dışında kalan bütün canlıların hayatta kalabilecek donanımları vardır. Sadece insan çırılçıplak yaratılmıştır. Üzerinde bulunan giysileri çıkarıp sokağa bıraksanız bir iki saat içinde arızalar başlar ve nihayetinde sonuç olumsuz neticelenir. Ancak insan, kendisine verilen us melekesi sayesinde bu kadar acınası halden kurtulup yaşama tutunan en kıymetli varlık haline gelebiliyor. Ve ömrünün her deminde yaşamın kendine sunduğu nimetlerin tamamına erişebiliyor. Değişen hayat koşullarına ivedilikle uyum sağlayabilme kudretine sahip olabiliyor. Yaratıldığı ilk günden bu güne ve kıyamete kadar da mevcudiyetini korumayı biliyor ve buna da devam edecektir. Çünkü fıtratında kendi hayatını kolaylaştırabilecek tüm bilgi birikimi, Yüce Yaradan tarafından bedenindeki en kıymetli hazneye enjekte edilmiştir. Bu sebeple tabiatın ona öğrettiği her türlü bilgiyi kullanarak medeniyetler kurmuştur. Çağların açılıp çağların kapanması külli iradeden kendisine verilen cüz-i irade ile yapılmamıştır. Yinelemek gerekirse bundan sonra da insan neslinin son bulacağı güne kadar yaşam mücadelesini yönlendirip şekillendirecek olan bu us(akıl) melekesidir. 

Yaşama tutunan ve tüm canlıları kendi etrafında şekillendiren insanoğlu dünkü güneşle bugünün çamaşırlarının kurutulamayacağını hiç unutmamıştır. Sürekli yeni bilgiler üretmeye yeni buluşlarla insanın hayatını kolaylaştırmaya devam etmiştir, edecektir. Taş devrinin kapanmasına vesile olan taşın bitmesi değil, kabına sığmayan insanın demiri, tuncu, bakırı bulmasıdır. Ve bilim denilen gerçek bütün ihtişamıyla en büyük bilinmez olan insanı konu edinmek zorunda kalmıştır. Halen beynimizin nasıl çalıştığı, tüm vücudumuzu bir orkestra şefi edasıyla nasıl yönettiği tam anlamıyla bilinmemektedir. Bugün gelinen çağda insanoğlu dünyadaki yaşam alanlarının hemen hemen hepsine ulaşmış, sürecin yönetiminde dümenin başına geçmiştir. Ve böylece yaratıldığı günden itibaren iki tip insan modeli hayatın akışını belirlemiştir. Kabil ve Habil’in tarafında olmak kavramlarıyla bilinen iyi ve kötü her asır yüzleşmeye devam etmiştir. Ve buna dayalı olarak Eşref-i Mahlûk ile Esfel-i Safilin arasında gidip gelen insanların yolculukları başlamıştır. Bize de tarafımızı seçmek kalmıştır. Dünyanın yaşanabilir bir hal alması, adaletin tesis edilmesi, hukukun üstünlüğünün tüm evrene hâkim kılınması için iyiliğin temsilcileri olarak kaydımızı güzel olanlar tarafına yazdık. 

İnsanların yeni şeyler öğrenme isteği, Yüce Yaradan tarafından yeryüzüne gönderilen peygamberleri ve ilahi kitapları ile karşılanmıştır. Kul sorumlulukları, ilahi kitaplarda bildirilirken de  “oku” emri ile taçlandırılmıştır. Burada hedef potansiyelinin zirvesine çıkacak insan modeli oluşturmaktır. Çoklu zekâ kuramı ekseninde her bir insanın yeti ve donanımının olduğu aşikârdır. Tek bir ölçümle insanları sınıflandırmak aslında insana yapılabilecek en büyük kötülüktür. İyiyi ve güzeli kovalama peşinde koşanların titizlikle desteklenmesi, yarınlara bırakılacak en büyük miras olacaktır. Bu sebeple de eğitmenlerin, öğretmenlerin, anne ve babaların birinci öncelikleri örnek davranışlar sergilemeleridir. Oku demekle kitap okunmaz, ödevini yap demekle ödevler yapılmaz. Namaz kıl, doğru ol, yalan söyleme demekle bu güzel hasletler hayat bulmaz. Hâsılı, çocuklar ve tüm paydaşlarınız parmakla gösterdiğiniz yere gitmezler. Sizin gittiğiniz yere giderler. Eğer bir kötülüğü ortadan kaldırmak peşindeyseniz önce iyilik safında yer almalısınız. Kısaca yaparak yaşayarak, örnek olarak olumlu sonuçlar alırsınız. Bir devrin kapanmasını arzu edenler öncelikle yeni bir devrin başlaması meşalesini tutuşturmalıdırlar. Bunu da söyleyerek değil eyleme dökerek yapmalıdırlar. Örneklemek gerekirse, varsayalım ki, iyi duvar örüyorsunuz. Peki, hangi duvarın ustasısın, hangi duvarı öreceksin? Bilirsen Selimiye’nin, bilmezsen bahçe duvarının ustası olursun. Bilirsen iyiliğin bilmezsen, kötülüğün ustası olursun. Kendinin öğretmeni olmayan başkasının öğretmeni olamaz. Sen güneş ol yeter! Korkma, ayçiçekleri sana dönecektir. Taş devrini bitiren taşın bitmesi değil, kabına sığmayan merak duygusunun sınırları aşmasındandır. Rahatınızı bozun, kendinizi zorlayın başarısızlıklar yaşayın ama asla iyiliğe giden yoldan dönmeyin. Günlük ya da kısa dönem başarılarınız, çıkarlarınız için itibarınızdan ödün vermeyin. Çünkü itibar çok uzun yılların birikimidir. Gelin hep birlikte taş kalpli insanların işgal ettiği toplumları merhamet ve sevginin olduğu bir dünyanın evlatları yapmaya koyulalım. Ve kendimizi değiştirerek başlayalım her şeye… Dün dünde kaldı cancağazım, bugün yeni şeyler söylemek lazım… Ve dünün güneşi bugünün çamaşırlarını kurutmadığını bilelim. Taş bitmedi, sadece taş devri kapandı. Adalet, liyakat, ehliyet, insanlık bitmedi, sadece dumura uğradı. Yeniden filizlendirelim… Kendimizi bilgisayar diliyle inancımızın emirleri doğrultusunda yeniden formatlayalım. Ve geçici bir dünya için kalıcı olanı terk etmeyelim. Selam ve dua ile…

İrfan Ertav
Yazar