Sezen Aksu'nun seslendirdiği yeni şarkı din kisveli gruplarda bir köpürmeye, feverana, galeyana, sebep oldu. Anında provoke olmaya ve provoke etmeye o denli müsaitler ki hükümetler için ciddi risk teşkil ediyorlar. Yabancı istihbaratların kurgularında farkında olmadan birer oyuncu olabilirler. Dillerinde sevgi hak getire... Küfür de küfür propagandaları... Barış ve güven (emin olma) dini olarak lanse edilen İslami alanı ringe çevirdiler, habire birileri ile dövüşüyorlar. Yazık ki yazık güzel İslam’a... Neyse biz şarkıya dönelim.

Şarkının bir yerinde şu ifadeler geçiyor: "... Selam söyleyin o cahil/ Havva ile Adem'e..."

Sezen Aksu, netice olarak sanat icra ediyor. Bu bakımdan sanatın özgürlük alanına müdahale etmemek, gelişimi açısından önem arz ediyor. Eğer ki ifadeleri, sözleri, cümleleri korkutursanız, onlara gözdağı verirseniz nasıl gelişecek o zaman sanat dalları, müzik, edebiyat, resim vs...? Din kisveli tazyikler ile sanatçıları baş başa bırakmayınız. Yoksa sanatımız geriler, sanatçılarımız da tüyer.

Ama Türkiye'de özellikle son dönemlerde dini saiklerle had bildiren bir güruh oluştu.

Bunların büyük çoğunluğu tarikat ve cemaat tayfasından müteşekkil...  Birbirlerini sosyal medya üzerinden habire kışkırtıyorlar. Siyasi iklimden muazzam güç devşiriyorlar. Öyle böyle değil.

İslam'ın güzelliklerini ve iyiliklerini yaşamayı bırakıp İslam üzerinden ahkam kesme ve had bildirme yarışına girişiyorlar. Devlet organlarını da baskılıyorlar. Hatta savcıları harekete geçirmek için çağrılarda bulunarak bağımsız ve tarafsız yargı üzerinde de bir etki ve güç alanı oluşturmaya çabalıyorlar. Bunu daha evvel ilahiyatçı (din psikolojisi alanında) Cihat Kısa olayında Hz. Meryem üzerinden yaptılar. Şimdilerde karşımıza Hz. Adem ve Hz. Havva üzerinden sözüm ona din savunuculuğuna soyunarak yapıyorlar.

Bu kesimlerin had bildirme ve ahkam kesme yarışına girmiş olması devlet için tehlikeli çanlarının çalması demek... Zira bu kesimlerin taleplerinin, arzularının, fantezilerinin sonu yok. Bu kafalar Osmanlının da başına bela oldu. Bunların her isteği, her aklından geçen, her tepkileri devlet cenahında karşılık bulursa bir gün devleti de isteyeceklerdir. O an hangi güç ise karşılarında duran onu bertaraf edip halifelik koltuğuna kurulmayı arzulayacaklardır. Tepkilerini, ahkamlarını, had bildirmelerini İran gibi devlet mekanizması ve kurumu haline getireceklerdir. O gün geldiğinde kimse ağlamasın. Benden demesi... Türkiye ya bu kamburu üzerinden atacak ya da bununla bir müddet sonra devletle muhatap olur gibi yaşamaya mahkum olacak. Yani yol ayrımına doğru yaklaşıyoruz giderek.

İlahiyattan Prof. Dr. İbrahim Maraş ne diyor: "Din şişede durduğu gibi durmuyor." Din, bireyde güzel ve sevimli görünür. Din, devletleştiği an sertleşir, kavgaya dönüşür, güç mücadelesine evrilir, en dindarlar bile zararını görür ve içinden çıkılmaz bir hal alır. FETÖ bunun minyatürü... Gerisini siz düşünün. İnsanlar; bu dehlize, sarmala ve darboğaza bir kere girdi mi de çıkamaz. İran'a bakınız. Afganistan, ortada...

Sayın Cumhurbaşkanı, biliyorum siz de rahatsızsınız. Lakin sizi tefe koyup çalmalarından çekiniyorsunuz. Sabrınızı bu kesimler için sonuna kadar kullanıyorsunuz. Unutmayınız ki FETÖ de çok şey istedi, her istediği oldu. Siz söylemiştiniz. Gelin görün ki sonunda ne olduğunu gördük. Hem de çok kötü bir biçimde... Herkes zarar gördü. Bu kesimlerin de her istediği, her tepkisi olmamalı. Olursa bir FETÖ daha yaşarız. Yoksa devlet mekanizmalarını din saikleri ile donatıp etkin, yetkin ve yetkili güç olacaklar. Daha ilerisi bir dinin devletleşmesidir ki inanınız bu en başta size zarar verir yine.

Saygılar...

Yusuf SEVİNGEN