Tuzu kuru, TDK'ye göre bir işten zarar görmeyen, kazancı yolunda olan kimse demektir.

Pekâlâ eğitim sisteminde tuzu kurular kimlerdir?

Öğrenciler mi? Hayır. Çünkü onlar sistem içindeki işlerden zarar görendir hep.

Öğretmenler mi? Hayır. Çünkü onlar da sistem içindeki işlerden zarar görendir hep.

Tepe yöneticiler mi? Evet. Yani bir eli yağda bir eli balda olan ve keyfekeder sistemi keyfi yöneterek vakit geçiren kimselerdir. Ve asla sorumluluklarından dolayı bedel ödemezler.

Hâl böyle iken kuru bir sistem üzerinde çocuklarımızdan verim ve üretkenlik bekliyoruz. Gerçekten beyhude... Zira sistemin işleyen çarklarında düşünce ve duyguları kurutulmuştur onların.

Tuzu kurulukta aslında özgürlük ve rahatlık da söz konusudur bir bakıma. Bu bakımdan tuzu kuruluk çocuklarımızda olsa keşke, diyor insan her fırsatta...

Ama nasıl olsun ki!

Zira çocuklarımızın; sınavlar gırtlağına dayanmış, zam üstüne zam yapılan sınav hazırlık kitapları gırtlaklarına kadar gelmiş, gördükleri üniversiteli işsizler topluluğu geleceklerine habire endişe, kaygı ve korku pompalıyor. Sistem, dört bir yandan etraflarını sarmış. Dudak payı kadar özgürlük ve rahatlık bırakmamış onlara. Bu sıkışmışlıkta yaratıcılık hak getire elbette. Öyle ki sınavlarda yanlış yapma hakları dahi yok, yaptıkları an doğrularını ellerinden alıyoruz.

Sistem içinde çok değil, birazcık tuzu kuru olsa bu çocuklar, kim bilir nice cevherlerini ortaya koyma cesareti ve güvenini kendilerinde bulacaklar. Sistem, onları kıstırmış ve daraltmış. Bilahare sınav sonucuna dayalı beklentilerle etrafını örmüş. Bu örüntüden ve sarmaldan çıkma dışında başka gayeleri yok. Açılamıyorlar hiçbir zaman hatta yeltenemiyorlar dahi, zira açmazları var. Ufuklarında, yalnızca hatasız öğrenci isteyen sınavlar ve bir baltaya sap olma hayali var. Gerçekten bu kuru sistem üzerinde çocukların imanı gevriyor. Feleği şaşıyor. Heyhat!

Pekâlâ sistemin diğer paydaşı olan öğretmenler... Onların hâli nice? Onlar hem madden hem manen hiç tuzu kuru değiller. Nasıl olsunlar ki bu maaş ile? Nasıl olsunlar ki korku ve sindirme sopaları ile? Habire dayatılan inançsal ideolojik politikalar ile? Olamazlar tabii. Olamadıkları için de tekdüze bir meslek tarzını, içlerine sinmemiş olsa da, hayallerini içlerine gömerek sistemi bağırlarına basma yoluna gitmişlerdir. Bundan başka ne yapabilirler ki kuru sistemin üzerinde? Vizyonları sistemde ya törpülenecek ya yontulacak. O işe hiç yeltenmemek daha iyi onlar zaviyesinden. Sisteme ters ya da sistem ile çelişkili vizyonlarını hiç açmamak ise bu açmazda barınmak için tutulacak en uygun yol... Tek çıkış yolları bu zaten... Bu çıkışa da kuru sistemin kupkuru derslerini icra ve ifa ederek erişiyorlar. Onlara tuzu kuruluğun rahatlığı ve özgürlüğü yasak... Gerçi tuzu kuruluğun icatlarını deruhte edip kendilerine ağır bir sorumluluk yüklemek de istemiyorlar. Tuzu kuruluğun yaratıcılığı, hayal gücü ve ufku hem sistem bünyesinin kaldıramayacağı bir yük hem de sistem üzerinde pis pis sırıtarak bürokrasinin buluttan nem kapmasının başlı başına bir nedeni diyebiliriz...

Tuzu kuruluk, baş edilemeyecek bir şey aslında. Lakin tuzu kuruluğun sağladığı rahatlık ve özgürlük hem zihni hem bedeni hem de ruhsal taraflarınızı nirvanaya çıkarır. Çıta yükseltir, çığır açar. Tabii sistem asla buna imkân ve fırsat tanımaz. Sistem, bir düzenin parçası olarak sizi işletmek ister. Çeşitli korku, kaygı, yapay hayaller ile standart, makul, dişe dokunur, ortalama bir parça olmaya sizi mecbur bırakır. Sistem, vesayet ve cebren yöntemlerle de dipsiz bir kuyu gibi sizi sizden alır ve geri vermez. Sistemde kaybolursunuz böyle böyle. Görünmezler olursunuz.

Antalya'da bu ülkenin mecburiyete ve mahkûmiyete sıkıştırılmış bir üniversite öğrencisinin, hem zihin hem de beden olarak sıkıştığı bir dini gruba ait tarikat yurdunda nasıl hunharca öldürüldüğünü de gördük. Dehşet verici, can yakıcı...

Saygılar...

Not: Çocukları ve öğretmenleri bir çerçeveye sıkıştırıp sonra da bu çerçeveyi Alice Harikalar Diyarında eğitim tablosu gibi ibraz ve ibra etmek gaflettir.

Yusuf SEVİNGEN