Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir, elhâk doğrudur ancak sosyal medya da cehennemin dibidir.

Bu sözün virgüle kadar olan kısmı Goethe’ye ait, sonrasını ben ekledim.

Sosyal medyada fikir paylaşmak, kendimizce güzel gördüğümüz işleri sergilemek, kabalık ve anlayışsızlık dozu hayli yüksek yorumları almayı peşinen kabullenmek demektir.

Teflon kişilikteyseniz sıkıntı yok; ama ya kişiliğiniz sünger yapısındaysa?...

Sosyal medyada bir düşüncenizi paylaşmak elimize megafon alıp kentin meydanında ‘Ben şu konuda şöyle düşünüyorum.' demekten farksız.

Toplumumuzun ortalama eğitim düzeyi malum, ortaokul mezunuyuz henüz.

Bir de tahsil seviyesinden bağımsız başka bir olgu var ki o daha beter; Taassup!

Bir partiye, bir siyasi lidere bağlı ise insan öldürsen onun hiç bir hatasını görmüyor, görmezden geliyor, ölümüne savunuyor, eleştireni hakaretlere boğuyor.

Batılıların critical thinking (eleştirel düşünce) dedikleri şey bu topraklara gelmeden, ortalama eğitim düzeyimiz en az lise mezunu düzeyine yükselmeden, eğitimin ve doğal olarak insanımızın kalitesi yükselmeden, hoşgörü iklimi tekrar dirilmeden bu ülkede fikir filan paylaşılmaz, tartışılmaz.

Bu dediklerimde sağ-sol ayrımı yapmıyorum, hepsi aynı maalesef.

Herkesin sorgulamadan ölümüne savunduğu bir kutsal öküzü var bu ülkede.

Aykırı bir eleştiride, sorgulamada, partiye, davaya ihanetle, yöneticilerin lütfettiklerine nankörlükle suçlanıp linç yemeniz an meselesidir.

Bu tartışmalara yüreğiniz dayanmıyorsa size düşen sosyal medyayı öleni kalanı takip etmek için kullanmak oluyor. Zaten facebook da taziye defteri ve musalla taşı olmuş.

Bakın ben bir şairin hisleriyle kendimi ifade edeceğim;

Diyorum ki;
Toplasak tası tarağı.

Kapatsak telefondaki tüm hesapları
köye yerleşsek.

Küçük bir bahçesi
Bahçesinde köpeği.
Yemişler dikelim fidandan
Biraz da domates falan.

Aksam erken yatıp
Sabah erkenden kalksak.

İlk önce bahçeye inip
Çiğ düşmüş biberleri toplasak.
Ağaçları sulayıp fesleğenleri okşasak
Ayağımız toprağa bassa,
Gelen geçenle selamlaşsak.

Etrafımızda kuş sesleriyle
Balkonda bir kahvaltı
Kahvaltıda tereyağlı köy yumurtası.

Öğlen vakitlerinde asma çardağı altında
Komşularla semaverde çay sefası
Dağ kokusu getiren meltem esintileri ve
Kucaklaşan gönül sohbetleri..

Akşam olunca çeksek perdeleri
Sobayı yakıp patates atsak.
Kıvrılıp miskin bir kedi gibi yerdeki mindere
İliklerimize kadar uykuya dalsak.

Diyorum ki gitsek buralardan
Ardımızda lüzumsuz telaşlar
Heybemizde yeni huzur.

Tek derdimiz yumurtlamayan tavuk
Çürümüş domates
Çiçeğine dolu vurmuş kiraz olsa
Ne trafik gürültüsü
Ne bir yere yetişme arzusu
Tüm bu kargaşayı şehirlere bıraksak
Ağrıyan başımızı,
Yorgun ayaklarımızı alıp
Kirlenmiş ruhumuzla
Yola koyulsak..

Diyorum ki
Gitsek buralardan
Ne varsa bizi yaşamaktan alıkoyan
Arkamızda bıraksak.. *


Ama ama gidemiyoruz..
Ah İstanbul İstanbul
Allah‘ından bul.

Bugun de bitti kelâm
Görüşürüz vesselâm.

Erhan Ziya SANCAR
Egiimci Yazar

Teşekkürler
*İnan Durak Taş