Sınanmayan bir sendikaya sendikacılık yapıyorsun, demek erkenci bir yaklaşımdır.

Aceleciliktir.

Acelecilik değilse de o sendikayı cilalamaktır.

Pekala bir sendikanın, sendikacılık testi ya da sınanması nasıl olacak?

Çok basit...

O sendikanın fikir, zikir, hayat görüşü birliğine vardığı; ahbaplık ve gönül birliği kurduğu kişiler yani siyasi erk iktidar gücünü ele alacak.

Sendikanın fikir ve görüş ahbapları başa geldiği an o sendika eskisi gibi sert ve ses getiren eylemler içinde mi? Yani gürültü koparabiliyor mu?

Eeee muarızlarına atıp tutmak kadar kolay değildir ahbaplarına atıp tutmak.
Hele hele ahbap tarafından geliyorsa haksızlık...
O haksızlığa rest çekmek ya da o haksızlığa ses çıkarmak...

Öyle değil mi?
Öyle elbette, kolay değil öyle...

Bakınız Eğitim Bir Sen iktidardaki kimselerle kurduğu gönül-fikir bağı ve ilişkiden ötürü sendikacılığı zorlayamıyor, sendikacılığın gereklerini yapamıyor, yalnızca sarı sendikacılığın nimetlerinden yararlanıyor. Aslında onlar açısından da çok zor bir durum... Gelin görün ki şimdilik kutsi dava için pireyi deve yapmıyorlar. Yani memurun yüksek zam oranı beklentileri için yorgan ya da gemileri yakacak düşünce ve duyguda hiç değiller. Üzgünüm, memur kardeşlerim!..

Bakınız Türk Eğitim Sen iktidardaki koalisyonu sabote etmemek için o da yalnızca çok zayıf ve cılız sesler çıkarıyor. Eskisi gibi gürültü koparamıyor. Tedirgin ve ihtiyatlı bir yaklaşım benimsiyor.

Bence Eğitim Bir Sen’in sendikacılığı sınandı ve sendikacılık sınavından geçemedi: Kaldı...

Bence Türk Eğitim Sen de yeni yeni sınanıyor, korkarım ki o da sendikacılık sınavından geçemeyecek.

Geriye Eğitim Sen ve Eğitim İş kaldı. 

Ufak sendikalar mı?

Onlar zaten yüzde 1’in altında olduğu için Bakan tabiri ile merdiven altı... Yani sendikadan sayılmıyor neredeyse...

Eğitim Sen ve Eğitim İş’in de sınanması için CHP ya da muhalif partilerin gücü ellerine almalarını bekleyeceğiz.

Bakalım onlar sendikacılık sınavını geçebilecek mi?

Sendikacılığın retoriği, edebiyatı, matematiği kolay...

Mesele ahkam kestiğin sendikacılığın sınandığı an,  tepkilerin ve tavırların nasıl olacak?

Farz edelim ki Eğitim İş olarak konferans daveti yaptığın halihazırdaki bir CHP’li vekil,  bir de bakmışsın toplu sözleşme masasında kamu işveren pozisyonunda...

Sen de Eğitim Bir Sen’in düştüğü duruma düşer misin acaba?

Sen de Türk Eğitim Sen’in düştüğü duruma düşer misin acaba?

Türk Eğitim Sen masada değildi diye itiraz edeceğinizi biliyorum, tamam masada değildi, görüntü vermedi ama Allah aşkına bu toplu sözleşmeden sonra gerçek Türk Eğitim Sen tavrı ve tepkisi bu mudur?

Değerli dostlar, dürüstlüğü sınanmamış bir insanın dürüstlük edebiyatına; sendikacılığı sınanmamış bir sendikanın da sendikal edebiyatına aldanmayın. Gözlemleyin. Tarihe not düşün her hareketlerini.

Bu bağlamda Sait Faik Abasıyanık’ın ‘Sinağrit Baba’ öyküsündeki şu pasaj çok yerindedir ve zihin açıcıdır:
‘‘(...) O sırada büyük büyük ışıklar saçan bir olta aşağıya inmişti. Sinağrit Baba ümitle koştu. Bu oltayı da kokladı. Hiç tanıdığı birisi değildi. Yemi ağzına aldığı zaman bu olta sahibinin tam aradığı adam olduğunu bir an sandı. Bu anda da yakalandı. Kepçeden sandala düştüğü zaman Sinağrit Baba büyük gözleriyle kendisini yakalayana sevinçle baktı. Sinağrit Baba etrafı kırmızı, içi aydınlık siyah gözleriyle bir daha baktı. Birdenbire ürperdi. Hiddetinden ayaklarını yere vuran bir genç kız gibi sandalın döşemesini dövdü. Belki bizim bile bilmediğimiz bir işaret görmüştü kendisini tutan oltanın sahibinde: Bu adam şimdiye kadar hiç imtihan geçirmemişti. Ömrü boyunca cesur, cömert, Sinağrit babanın adamın ne korkunç bir ikiyüzlü köpek olduğunu bizim görmediğimiz bir yerinden anlayıvermişti. Bütün devirler ve seneler boyunca kendisini tutan oltanın sahibi ne cesaretini, ne cömertliğini, ne gururunu bir tecrübeye, bir imtihana tabi tutturmamış, her devirde talihli yaver gitmiş birisi idi. Kimdi, ne idi: Sinağrit Baba da bilemezdi. Ama belki de ölünceye kadar cömert, cesur, mağrur yaşayacak olan bu adamın şu ana kadar bir defa bile imtihana sokulmadığını anlamıştı. Belki de sonuna kadar bu imtihandan kurtulacaktı. Sinağrit Baba böylesine hiç rastlamamıştı. Ölmeden evvel adama bir daha baktı. Namuslu, cesur, cömert ölecek olan bu adamın hakikatte korkakların en korkağı, namussuzların en namussuzu olduğunu alnında okuyordu. Bu adam, o kadar talihli idi ki daha, ikiyüzlülüğünü kendi kendisine bile duyacak fırsat düşmemişti. Yoksa Sinağrit Baba yakalanır mıydı? Sinağrit Baba hırsından tekrar tepindi. Bağırmak ister gibi ağzını açtı. Kapadı. Sinağrit Baba son nefesini, böylece bir insanlık imtihanı geçirmemişin sandalında pişman ve mağlup verdi.’’

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN