Sait Faik'in "Sinağrit Baba" isimli öyküsünde şu pasaj kayda değerdir: "Sınanmadığınız dürüstlük, dürüstlük değildir." 

Binaenaleyh siz siz olunuz ha bire  "Ben dürüstüm." diyen insanlara inanmayınız! Ya da "Ben şöyleyim, ben böyleyim." diye kendisini pohpohlayanlara kanmayınız efendim. Bu pohpohlayıcılara "Peh, peh!" demeniz kafi... Aman ha, yüzlerine söylemeyiniz. Bu denli patavatsız olmazsınız değil mi? Çünkü "Incınabilirler." Gerçi doğruyu ifade etmeyi de unutmuştunuz. Fi tarihinden beridir doğru söyleyen kimseleri mukaddes bir motivasyon ile köyünüze almadığınız için doğruyu söyleyen gariplerim köysüz kalmış ve 10. köye sığınmışlardır. Onlar için hiç endişelenmeyin. Zira 10. köy dediğimiz melanet (!) zihin dünyalarında arpa boyu kadar bir yer... Sığışan sığınmacı onlar. Sıvışan değil. 

Pardon, kulağınızın üstüne mışıl mışıl yattığınızı, gözlerinizi bir körebe oyununun içindeymişçesine kapatmayı kanıksadığınızı az kalsın unutuyordum.

Yukarıdaki mezkur sözü adalete de uyarlayabiliriz: "Sınanmamış adalet, adalet değildir." 

Velhasılıkelam Sait Faik'in bize armağan ettiği bu tümceyi daha nice erdemli evsafa ve haslete uyarlayabilirsiniz.

O zaman gelsin duamız: "Allah herkesi dürüstlükle sınasın!" Sınasın ki ak ile kara belli olsun... 

Sınama, hakikat için elzemdir.

İnsanlığa ise dürüst insan gerektir.

Saygılarımla...