Altı üstü bir insanım, yüreğimde yaşar tüm kâinat, bilmesen de görmesen de varım fizik kurallarına göre… Yok, saydım desen de varım işte. Bir yerlerde kaldım diye bir yerlere varamadım sanma, vardım ve varlığım orada. Görmeden geçmek senin maharetin, aksi ispata mahkûm, varım işte… Birilerinin emir eri olamadım. Belki o zaman çarpardım görmek istediğin yerde görmek istediğin biri olarak, gözlerine… Yüreğinden dökülen cümleler bir yere varır mı sanıyorsun? Hiç zannetmiyorum. Çünkü yüreğe ulaşmıyor yüreğinden diline gelen o etrafı süslü içi boşaltılmış bir sürü laf kalabalığının… Sahi neydi adalet? Ve neydi liyakat ölçüsü bu toplumun? Birilerine çamur atmakla kendini aklayanların adaleti ve liyakati mi sebep asıl olanı gizlemeye… Güneşin balçıkla sıvanmayacağını bilmiyor musunuz? Er ya da geç, yaptığınız her türlü hukuksuzluğun geri döneceğinden haberdar değil misiniz? Hayır, hayır değilsiniz? Baktığınız pencerenin kapsamı alanında değil artık, adalet, liyakat, ehliyet, insana saygı… Ve dillendirilen mazlumun mağdurun, haklının hukukunu koruma davası... Kasırganın yönü zalimden mazluma esiyor. Haklının haksıza peşkeş çekildiği bu amansız ve bir o kadar da şiddetli rüzgâr ezip geçiyor davaya gönül vermiş samimi yürekleri… Kurdu çakala boğduran, aslanı tilkiye yem eden takibi zor bir ihtirasın kurbanı oluyor insanı yaşatma zihniyeti… Sahi, “insanı yaşat ki devlet yaşasın” ne demekti?

Sesim geliyor mu?

Kâbe’nin anahtarını bir gayri Müslime verecek kadar ehliyet ve liyakat prensiplerine bağlı kâinatın efendisi Peygamberimize ne diyeceksiniz? Ne diyeceğiz sahi? Efandim, o bizden değildi? O şöyleydi, bize biat etmedi? Bizim çıkarlarımıza çomak sokmaya kalktı, Devlet-i Ali’nin çıkarlarını bizim çıkarlarımızdan üstün mü tuttu diyeceğiz? Yoksa Onlar! Onlar çamurlu yolların, birleştirilmiş sınıflı köy okullarının, garip guraba çocukları olarak ülkenin hamallarıdırlar. Ne verirseniz ona kanaat ederler, hakları bu kadardı mı diyeceğiz? Yıllarca emek verip tecrübe heybesini taşıyamayacak duruma gelmiş bu vatan evlatlarının halini hatırını sormadan nereye giderseniz gidin, ne kadar yakınınızdayız derseniz deyin, uzaktasınız. Yüreklerden kovduğunuz herkes uzağınızdadır. Prof.Dr. İrfan ERDOĞAN ve Prof.Dr. Doğan CÜCELOĞLU hocaların dediği gibi “ Öğretmen Olmak Bir Can’a Dokunmak” demektir. Yüreğe dokunamadığınız her can uzaktadır. Öz yurdunda garip öz yurdunda paryadır. Bir genel müdüre ulaşamayan yönetici yetimdir, öksüzdür.Yüzlerce fikir üretmiş, onlarca projeyi hayata geçirmiş,çoluk çocuğuna zaman ayıramamış,.onların büyümelerine doyamamış her bir eğitim lideri mahzundur, kırgındır.Saygıdeğer Ziya öğretmenim sesim geliyor mu?

Sesim geliyor mu?

Hiç kaybetmedim ya kazandım ya öğrendim diyerek yürüyoruz hayat yolunda. Öğrenmeleri baş tacı yaptık elbette. Ama insanız işte. Ruhumuz var bedene eşlik eden ve bedenin eskimesi değil ruhun eskimesi vuruyor insanı yüreğinin tam ortasından. Binlerce ruhun öldürülmesine seyirci kalmak buna ortak olmaktır. Çözümün odağında olan büyüklerimizin sorundan dolayı şikâyet etmelerini anlamlı bulmuyorum. Kazanılmış hakların gasp edilmesi, hukukun zedelenmesi, Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye-ileriye işlememesi, aynı davada birinin haklı diğerinin haksız demesi, faturanın sürekli dayısı olmayanlara(!) ödettirilmesi er ya da geç yapanların başına devşirilir. Bunun teminetını veren Yüce Yaradan’a kimsenin ( haşa) itirazı olamaz sanırım.Sesim geliyor mu?

Sesim geliyor mu?

Tüm olup bitenleri değerlendirdiğimizde “hamili yakinimdir” referansını kullanmayanların yanında olmak gibi bir duruşu olan sayın bakanım öğretmen Ziya Selçuk beye söylemleri için minnettarım. Kişinin referansı yaptığı çalışmalardır, söylemini ise çok anlamlı buluyorum. Bu bağlamda da ülkemizin insan kaynağına yönelik umutlarım var yarınlara taşıdığım. Ancak söylemlerin eyleme geçmesi gerekiyor. Son altı yıldır eğitim liderleri üzerine ortaya koyulan yol haritasında ciddi travmalar var. “Okul müdürü kadar okuldur” der, Prof.Dr.Aytaç AÇIKALIN.Öğretmenlerine rehberlik edecek vizyona sahip okul/kurum yöneticilerine şükranlarımı sunuyorum. Bir üst yönetim kademesi olan ilçe ve il yöneticilikleri ise okul iklimine su taşıyan kanallar olup taşınan suyun kalitesinden sorumludurlar. Devlet-i Ali’nin 2071 vizyonuna hizmet edecek, ülküsünü ebediyete kadar bu milletin yaşamasına adamış, hakkı tutup kaldırmış, zalimin karşısına mazlumun dava arkadaşı olarak çıkmış yürekli yöneticileri yok saymadan yürümek gerek bu kutlu yolda. Yoksa, insanları görevlerinden alırken somut verilere dayandırmaz, istedim oldu/olacak, derseniz umudu tüketmekten başka bir şey yapmazsınız. Kapasitesinin altında çalıştırılmak büyük bir zulümdür. Kapasitesinin üstünde çalıştırdığınız insanlara yapılan zulüm gibi…

Sesim geliyor mu?

Yazımızı sonlandırırken, pandemi döneminde öğretmenlerin ortaya koyduğu performansa şapka çıkartılması gerekiyor. Bunu da ifade etmeliyim. Tüm öğrencilerine ulaşabilmek maksadıyla can-hıraş yollara düşen bir neslin zayii olmaması için o neslin anne ve babasından daha fazla enerji harcayan tek meslek örgütünün adıdır öğretmenlik… Cam ekranlardan can ekranlara, huduttan hududa koşan erat gibi koşan sevgili öğretmenlerimize sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Söylemlerin sizi kırdığını, üzdüğünü biliyorum. Ama doğru bildiğimiz yol aydınlık Türkiye yoludur. Bu kutlu yolda sizlerle dava arkadaşı olmaktan onur duyuyorum. Meyve ağacının mutlaka çürük meyveleri olacak elbette. Ancak milyonlarla ifade edilen bir örgütün milyonda birine denk gelecek çürükle uğraşanların zihniyetlerinde de bir çürüklük olduğu kesindir. Hiçbir çocuğun eğitim zayiatı olmaması adına meşalesini yakıp karanlığı aydınlatan öğretmenlerim, iyi ki varsınız. Kalbi saygılarımla…

Sesim geliyor mu?

İrfan ERTAV
Yazar