“Seni anlıyorum”

diyebilmenin bir bedeli olmalı.

Sen-ben kokmalı cümlelerin, yüreğe değen cinsinden olmalı.

Yaşamalı ruhun ve bedenin yaşadıklarımı ve en nadide yerinden kırılmak nedir öğrenmeli.

Dökülmeli bir sicim gibi yanağına gözyaşların ve akıtmalı tüm günahları.

Haykırmalı dilin iftira çeşmesine su taşıyan insan tacirlerinin namussuzluğunu,

Benden gayrisi yalandır benden olmayan düşmandır diyen zavallıları

ve dahi bir koltuk derdine düşüp salya sümük saldıran ağızları kapamalı…

Haykırmalı!

Üç buçuk soysuzun ardından zağarlık yapamam
Hele hak namına haksızlığa ölsem tapamam.

Hak olmalı, Hak’tan olmalı, kula değil Hakk’a kul olmalı…

Kul hakkını gasp ederken kılıf bulanların,

Anlamsız sesinin tonunu yükseltenlerin,

Beslendikleri kin çeşmesinin suyunu kurutmalı,

kibir piramitlerini yıkmalı yüreğin, sözün, özün…

üç kuruşluk dünya çıkarı için namusluya namussuz diyebilecek kadar alçalan,

şahsiyetlerin yoluna set çekilmeli,

emeksiz kazanılan, yenilen, haram zıkkım lokmaların ateşe odun taşımaktan başkaca bir şey olmadığını hatırlatmalı, ve bir balyoz gibi inmeli tepelerine, çelik zırhlı yüreğin…

Tutuşmalı kalbin, pişmeli… Ruhun ve bedenin yanıp taşmalı,

Çanakkale’de: Conkbayırı, Arıburnu, Seddül Bahir olmalı,

Kars’ta Sarıkamış!

Ve Van’dan Erzurum’a mühimmat taşıyan 9 yaşındaki kahramanın kalbine yenik düşmeli tüm yaşattıkların, O, yüz yirmi çocuğun üşüdüğü karlarda donmalı yüreğin,

Bedir’den Uhud’a uzanan cephelerde yol olmalı,

Yoklukta bir olmalı, beraber olmalı,

Etiketin adamı değil, adam olanın etiketi olmalı,

Yalanı dolanı, zıkkımlanıp güleni değil,

Mazlumun mağdurun, hakkını savunmalı ilmek ilmek nakış nakış kimliğin!

Gökyüzünde yıldızlara denk gelmeli bakışların,

yeryüzünde bataklıkların üstüne örtülmeli bedenin,

Ve satılmış olmamalı ruhun, aldanmamalı, aldatmamalı…

Halide Edip’in dediği gibi “ ateşten gömlek giymeli”,

seni anlıyorum demenin bir bedeli olmalı, ey alem-i beşer!

Bu yüzden sen beni anlayamazsın, anlatamazsın, boş ver…

İrfan ERTAV

Yazar