Tunceli-Erzincan yöresinde ‘'Pepuk Kuşu'' isminde bir efsaneden bahsedilir… Efsaneye göre Munzur dağlarının eteklerinde bulunan bir köyde, biri kız, diğeri de erkek 12-13 yaşlarında iki kardeş varmış. Yoksul bir ailenin çocukları imişler. Anneleri, kendileri daha küçük yaşlardayken ölmüş. Bunun üzerine babaları, komşu köylerden bir kadınla evlenmiş.  Ancak üvey anne bu iki çocuğu hiç sevmez, düşmanca davranırmış. Fırsat buldukça iki kardeşe kötülük eder, elinden gelen her zulmü yapmaktan geri durmazmış.  Baba evden çıkınca çocuklara türlü eziyetler eder rahat yüzü göstermezmiş. Yaptıklarını kimseye anlatmamaları için de çocukları korkuturmuş. Zavallı çocuklar babaları inanmaz diye üvey annelerinin yaptıklarını babalarına anlatamaz, tüm eziyete katlanırlarmış.

 

      Yine babanın evde olmadığı bir bahar günü, üvey anneleri iki kardeşe bir torba, bir bıçak vermiş “Evde yiyecek hiçbir şey yok, babanız eve gelmeden yemek hazırlamam lazım. Alın bu çuvalı ve kenger toplamaya gidin. Torbayı doldurmadan da gelmeyin sakın”. diyerek çocukları dağa kenger toplamaya göndermiş.

 

      İki kardeş kenger toplamak için dağın yolunu tutmuşlar. Topladıkları kengerleri temizleyerek yanlarında taşıdıkları torbaya koyuyorlarmış. Akşam olmuş… Dönme vakti gelip çatmış… Kengerleri toplayıp içerisine koydukları çuvalı açıp bakınca, şaşırıp kalmışlar… Çünkü, sabahtan beri kenger toplamakta oldukları halde, çuvalın içi neredeyse boş imiş… Kardeşlerden erkek olanı kızgınlıkla atılmış hemen; “Ben o kadar çalıştım, bir sürü kenger topladım, sen ise yemişsin hepsini, şimdi biz bu boş çuvalla nasıl döneceğiz eve! Üvey annemize ne diyeceğiz!”

 

     Kız yeminler etmiş, “Öğlen kardeş payı yaptığımız kengerden başka kenger yemedim ben.” demiş. Ama erkek kardeş inanmamış ona; “Hayır, sen yedin!” demiş de başka bir şey dememiş. Kafasında, üvey anneden yiyecekleri dayaktan başka bir şey yokmuş. Kız, kardeşinin bir türlü kendisine inanmayışına çok üzülmüş. Kardeşine, kendisine inanması için ne dese, ne yapsa bilememiş. Neden sonra, “kardeşim” demiş, “Ne kadar yeminler ettim, diller döktüm, ama sen bana inanmıyorsun. Madem bana inanmıyorsun, karnımı aç da mideme bak benim.”   

                                                            

      Erkek kardeş hırsla kız kardeşinin karnını yarıp midesine bakmış. Ve kardeşinin midesinde, birlikte yedikleri bir lokma kengerden başka hiçbir şey olmadığını görmüş. Neden sonra, kız kardeşinin cansız, kanlar içerisindeki bedeninin yanında duran çuvalın altının delik olduğunu fark etmiş… Ama artık çok geçmiş… Aslında, akşam eve döndüklerinde kötülük yapma bahanesi olsun diye üvey anne bilerek kardeşlere delik çuval vermişmiş…

 

     Ağlamaya başlamış. “Ben ne yaptım” demiş. Kimselerin o zamana değin duymadığı, bilmediği yürek parçalayan bir ağıt yakmış kardeşine. Ama kardeş acısıdır bu, nasıl dindirilebilir. Ayağa kalkmış. Ellerini iki yana açıp “Allahım” demiş, Beni bir kuş haline getir, ama öyle bir kuş haline getir ki, dünya var oldukça ben kız kardeşime ağıt yakıp ağlayayım!”

 

     Ve kardeş, bir kuş haline gelmiş o anda. Bir pepuk kuşu olmuş. O gün bugündür Dersim'de gece gündüz demeden ağlaşır pepuk kuşu. Acısını, feryadını öter. Acısını, ağıdını, günahını bütün insanlar duysun ister. Bunun için yaşar. Bilenler bilir, pepuk kuşu, aslında şöyle demektedir öterken:

 

 

 “Kim öldürdü?.. Ben öldürdüm!”

 

 “Kim yıkadı?.. Ben yıkadım!”

 

 “Kim gömdü?.. Ben gömdüm!”

 

 “Kim ağladı?.. Ben ağladım” (1)

 

 

      Habil'i öldüren kanlı elin sahipleri bugün ellerinde post-modern dönemin paslı silahları olduğu halde insanlığın varoluşundan bugüne devamedegelen bir ihanet girdabında yeni Pepuk Kuşu Efsaneleri yazmaya devam ediyorlar, düşünmeden…

 

 

 

(1)  Cafer Solgun. ‘' Bu ayrılıkta “olay” yok''

 

 

Celal DEMİRCİ/ kamuajans.com

 

 

 

[email protected]

 

https://www.facebook.com/demircicelal

 

http://twitter.com/celaldemirci