Küçüktüm. Hayalleri, okul çıkışında üzerini değiştirip mahalledeki toprak sahada top oynamaya kavuşmak kadar geniş olan bir çocuktum. Hayallerim belki de anlık, günlük şeylerdi ama derslerim iyiydi. Öğretmenlerini çok iyi dinleyen, dersi derste öğrenen bir çocuktum. Arkadaşlarıyla iletişimi iyi olan, arkadaşları arasında sevilen biriydim.

Ortaokulun ilk yılı. Dersimize artık o branş öğretmenlerinin girdiği dönem. Türkçe öğretmenimiz Bahire Yıldıran. Elinde sürekli farklı farklı kitaplar… Okuyan ve okutan bir öğretmen. Bizim de okumamızı isteyen, okuduğu kitaplardaki bazı bölümleri bizlerle paylaşan bir rol model.

Öğretmenimiz, bir gün derste şiir yazma ödevi verdi. “İstediğiniz herhangi bir konuda, gönlünüzce şiir yazmanızı istiyorum.” dedi. Öğretmenimi çok sevdiğim için onun gözüne girmek istiyordum. Yazabilir miydim ki? Yazmalıydım. Ama hangi konuda, ne yazacaktım ki?

Öğretmenimiz “Şiir yazarken dize sonlarının uyumlu olmasına ve dizelerdeki uzunlukların birbirine yakın olmasına dikkat ederseniz şiirleriniz daha güzel olur.” demişti.

O gün eve gidene kadar, eve gittiğimde ise akşama kadar hep aklımda tek bir soru vardı: Ne yazabilirdim?

Ailem o yıllarda bakkal dükkânı işletiyordu. Her sabah bakkala ekmekçi Ertan abi, ekmekleri getirirdi ve içeri girer girmez “Sıcacık ekmeklerimiz geldi, günaydın, hayırlı işler.” derdi. Ekmekçi Ertan abiyle ilgili mi şiir yazsaydım? Olur muydu ki?

Yine söylüyorum. Çocuktum. Hayalleri, okul çıkışında üzerini değiştirip mahalledeki toprak sahada top oynamaya kavuşmak kadar geniş olan bir çocuktum.

Olmuştu. Ekmekçi Ertan abiye şiir yazmıştım. Ertesi gün de okula gittiğimde doğru düzgün kimsenin yazmadığı, önemsemediği o şiir ödevini ben yapmış ve iyi mi, kötü mü diye hiç düşünmeden parmak kaldırmıştım. Öğretmenimiz, “Oku oğlum.” dedi.

Sabah kalkar erken

Atlar arabasına hemen,

Getirir sıcacık ekmekleri

Biz de afiyetle yeriz onları.

Şiirimin aklımda kalan bir dörtlüğünü sizlerle paylaştım. Evet, şimdi dönüp arkama baktığımda bu muymuş diyorum yazdığım şiir. Çok basit geliyor evet ama bu belki de atılan ilk tohumdu. Bu şiirin içinde öğretmene duyulan sevgi vardı, düşünme vardı; o düşüncelerle gün boyu sokakta, evde dolanma vardı, kısacası emek ve istek vardı.

Öğretmenimiz “Aferin, Erkin. Bundan sonra hep yaz oğlum.” dedi. O aferin sözü ve bundan sonra hep yaz oğlum, cümlesi benim başlatıcım, öz güven kaynağım oldu ve o günden sonra her konuda yazmaya başladım. O yıllarda kendime koyduğum Türkçe öğretmeni ve yazar olma hayalim; beni toprak sahada oynadığım futbol ve top aşkından uzaklaştırıp kitaplarla, yazmayla, araştırmayla, öğrenmeyle ve öğrendiklerini paylaşmayla arkadaş yaptı. Öğrenmenin, bilginin tadını almıştım.

Henüz ortaokul sıralarındayken yerel gazetelerde şiirlerim yayımlanmaya başlamıştı.

“Erkin der ki analar bacıdır,

Yavrusu tomurcuk, kendisi daldır

Besler de büyütür nice ay, yıldır

Bıkmadan zorluğa bütün analar.” diye mahlaslı şiirlerle devam eden bir süreç.

Lise ve üniversite yıllarında da uğrak yerlerim kütüphaneler, sahaflar, yerel gazeteler,  kitapçılar…

“Yaz oğlum, sen yazmalısın. Hep yazmalısın. Sakın yazmayı bırakma.” İşte bu sözlerle başlayan bir yolculuk. Böyle şiir olmaz da diyebilirdi öğretmenim, sen de kendini şair mi zannediyorsun da…

Türkçe öğretmenliği hayalini gerçekleştirmiş, yazarlık yolunda da kitaplar ve yazılar yazmaya, üretmeye devam eden bir birey olarak diyorum ki “Siz de hayallerinizin mutlaka peşinden gitmelisiniz. İstemek bu işin ön koşulu ama sadece istiyorum demek asla yetmez. İnsan istediği için mücadele eder, fedakârlık yapar, istediğine ulaşmanın yollarını arar, araştırır, okur. İsteğini, emekle birleştiremeyen insanların istekleri sadece boş bir hayal olarak kalır. Hedef ağızla değil, mutlaka beyinle belirlenir. Önceliğiniz hâline getirmediğiniz bir şeyde başarıyı yakalamanız mümkün değildir. Son söz olarak da şu ifadelerle yazımı noktalamak istiyorum. Değerli dostum eğitimci, yazar Recep Özkul’un Çok Normal kitabında da dediği gibi “Sandığınızda, sandığınızdan çok daha fazlası olabilir.” Andre Gide’nin de dediği gibi “Açılmamış kanatların büyüklüğü bilinmez.” O hâlde artık açalım kanatlarımızı da görelim bakalım sandığımızda neler var.

Erkin SAÇAR

Eğitimci Yazar