Biliyorsunuz ki 15 Temmuz sonrası KHK’lerle birçok kamu görevlisinin işine son verildi.
Kamudan binlerce insan ihraç edildi.
Elbette kamudan ihraçların usulü de esası da doğru değildi.
Fakat insanların önüne milli güvenlik ve aciliyet üstüne bir de OHAL konularak bir
meşruiyet oluşturulmaya çalışıldı. Tabii bu durumun doğal bir sonucu olarak temel insan
haklarından da didiklendi. Ah ülkem ah!
Çünkü insanlar, üzerlerine atılı olan suçun delillerini görmeden etmeden hatta anayasal bir
hak olan savunma haklarını kullanamadan bir gece yarısı KHK’si ile ihraç edildi. Düşünün
ki suçunuzun ne olduğunu bilmeden ve A diyemeden bir çırpıda işiniz bitiriliyor. On yılların
emeği de buhar oluyor. Savunmasız infaz mı desem, bilemedim şimdi.
Usulü de esası da sakat olan işlemlere karşı 15 Temmuz’dan birkaç ay sonra OHAL
Komisyonuna başvuru hakkı tanındı. O hakkın çift taraflı istismarı ile de FETÖ borsası
oluştu. Haksızlıklara neme lazım diyenlerin olduğu yerlerde haksızlığa uğrayanları istismar
eden nemelananlar türer. Bu da bir ekosistem işte...
Biliyoruz ki usulün ve esasın uygulanmamasından dolayı 15 Temmuz sonrası binlerce
insan, sesini duyurmaya çalıştı. Kimileri 15 Temmuz öncesi hiç sevmediği hatta ‘‘vatan
haini’’ diye yaftaladığı insanların, partilerin, yazarların kapılarına dayandı. Eee, mesele hak
ve hukuk arayışı olunca olacağı budur zaten. İnsanlar, canı yanınca anladı hakkın ve
hukukun ne demek olduğunu ve kıymetini...
Niye bunları anlatıyorum şimdi?
Hepiniz bunu soruyorsunuz.
Öyle ya da böyle paralel yapı FETÖ’nün kenarından geçmiş lakin hiçbir iltisakı, iltihakı,
irtibatı, gönül bağı olmamış kişiler hatta hiç kenarından dahi geçmemiş aksine karşılarında
durmuş üstüne üstlük her dönem muhalif kimliği ile öne çıkmış insanlar, 15 Temmuz
sonrası büyük acılar ve mağduriyetler yaşadılar. Yani haksızlığa uğradılar. Resmen
üzerlerinden silindir gibi geçildi. FETÖ’nün ağababaları Avrupalarda, Amerikalarda cirit
atarken, birçok FETÖ mağduru cezaevlerinde volta atıyordu.
Özellikle son günlerde iki konuya yani iddiaya dikkat çekiliyor:
1- SADAT’ın askeri okullarda yapılanması
2- TÜGVA dosyaları
İddia odur ki:
SADAT kanalı ile askeri okullarda inanç temelli ideolojik bir yapı kuruluyor. Düşünün ki
ideolojik yapılardan Türkiye çok çekti. Hatta seçimle gelen siyasi partilere karşı ideolojik
altyapısı olan askeri darbeler yapıldı. Askeri darbeler ya da müdahaleler, her 10 ya da 20
yılda yapılan bir gelenek haline geldi. Bu da demokrasimize onarılmaz zararlar verdi.
Türkiye neredeyse 60-70 yıl ideolojik dolduruşu olan askeri yapılardan büyük zararlar
gördü, büyük kayıplar yaşadı. Şimdi de inanç temelli ideolojik bir askeri yapı oluştuğu
iddiası ile karşılaşıyoruz. Eğer ki bu yapının önü alınmazsa bu yapı da seçimle işbaşına

gelen bir partiyi ya da partileri ‘‘dinsiz’’ diye suçlayarak askeri darbeyi ya da ihtilali
kendinde hak görecektir. Bir 60-70 yıl da çocuklarımız, torunlarımız, torunlarımızın
torunları bununla uğraşacak o zaman. Kısa vadede bir kesimin hoşuna gidebilir lakin uzun
vadede her kesim bunun acısını, mağduriyetini, haksızlıklarını iliklerine kadar yaşar.
Benden demesi... Tarihe bakmanız yeterli bunun için.
İddia odur ki:
TÜGVA, kendi yapısı içinden çıkan kişilere referans olarak mülki, adli ve idari kadrolara
yerleştirmeler yapmaktadır. Bu iddianın boyutları nedir? Bilemiyoruz. Lakin vahim olduğu
kesin. Ve kamu adına soruşturulması elzem. Hatta bu iddiaların doğruluğu varsa önü
alınmalıdır en azından. Zira orta ve uzun vadede herkesin yararınadır. Niye mi? KHK ile
ihraç edilen birçok kamu görevlisi şu an şu cümleyi kuruyor bence: ‘‘Keşke devletimiz
FETÖ’nün önüne çok önce geçseydi de bunlar yaşanmasaydı.’’ Yarın olası bir iktidar
değişiminde bugün bir kesimin işine gelen KHK’ler oklarını o kesime çevirecektir. O zaman
geldiğinde ‘‘Yandım anam! Mağdurum da mağdurum.’’ dediğinizde kimse size kulak
vermeyecektir. Onun için bir yapının adamı, bir yapını yararına iş yapan adam, liyakati ile
değil bir yapıdan aldığı güç ile hakim, savcı, müdür, kaymakam vs. olmuş dedikoduları
varsa hakkınızda orta ve uzun vadede işiniz çok zor. Üzerinizde kul hakkı var. Kamu
yararını değil, ideolojinizin göz kırptığı yapıların yararını gözetiyorsunuz. Kimsenin hakkına
girmeden, hiçbir yapıya iltisak ve itihak kurmadan işinizi hakkıyla ve adaleti gözeterek
yapmanız çocuklarınızın ve torunlarınızın başlarını önlerine eğdirmeyecektir. Unutmayınız
FETÖ ibretialemdir. Bana sakın ‘‘dava’’ teranesi ile gelmeyin, ‘‘darülharp’’ diye de
yaptıklarınızı hak görmeyin, valla bu terane bana FETÖ’yü hatırlatıyor.
Gelelim bu iddialarla ilgili tatmin etmeyen SADAT ve TÜGVA açıklamalarına... Bir dönem
FETÖ yapılanması ya da o dönemki tabirle F Tipi yapılanma iddiaları için ‘‘Kargalar bile
güler.’’ açıklamaları vardı. Ama sonunda ne oldu? Anneler, babalar, siyasi partiler, STK’ler
bu iddiaların üzerine üzerine gitmek hem T.C. yurttaşı olarak sorumluluğumuz hem de
ileride ülke insanlarının üzülmemeleri, acı çekmemeleri için insani bir duruştur. Kimse,
bunlar beni ilgilendirmez, bana ne, bana dokunmaz, neme lazım demesin. Çünkü FETÖ’ye
de böyle bakıldı ve sonunda FETÖ belası herkese öyle ya da böyle bir yerden dokundu ve
herkes acılar yaşadı. Hem de yürek yakan acılar...
Sakın kutsal dava teranelerine inanmayın gençler, sakın!
İnanırsanız kullanılırsınız.
Neferi olduğunuz an militansınız demektir.
Sizler, nefer falan değilsiniz.
Asil bir bireysiniz.
İnanç temelli ideolojilerin ya da başka başka ideolojilerin aldatmacalarına kanmayın.
Bırakın o ideolojilerin ağababalarının çocukları nefer olsun...
Sizin işiniz alın teriyle ve liyakat ile bir yerlere gelmek...
Geldiğiniz yerde de işinizi hakkıyla, hukukuyla yapmak...

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN