Ben de kendimi ifade edeyim o zaman.

Ama bana çizilen sınırlar ya da hudutlar içinde...

Öyle değil mi?

Dilimin kemiği var, onun için güvendeyim.

Kendimden eminim ama başkalarından değilim.

Neyse laik ülkede normal bunlar canım (!)

Devletin, dini olunca  herkesten emin bir ülke olacaktık. Ah, ah!

Gerçi fiili bir antilaik ahval ve şerait var ama bu durum ülkenin darülharp olmasına engel değil.

Bu bakımdan laisizme değil, makyavelizme devam...

İlla da resmi kayıtlara geçmesi lazım: ‘‘Devletin dini İslam...’’

Neyse dilimin kemiğinde kalmıştık.

Özgürlük tatavası ve tantanası (!) ile bir de dilimden olmak istemem, malumunuz...

Yazmak ve konuşmak insanı insan yapan hasletler ama?

İşte ‘ama’sı var, ‘ama’lar insanı yolundan döndürür.

Yönünü değiştirir.

KONUŞACAĞIN VARSA SUSARSIN.

YAZACAĞIN VARSA DA YAZAMAZSIN.

En azından yazarak ve konuşarak şu üç günlük dünyada rahatlıyorsunuz yalnız.

Yine durduramadım kendimi Allah’ım, affet!

Onu da bir güruh insanoğlu elimizden, dilimizden alırsa ne yaparız?

Şaşkın geldik dünyaya, şaşkın gideriz.

Nasiplenemeden...

Başkalarını yaşayarak...

Kendimizi yok sayarak...

Kısır döngüde öğütüle öğütüle...

Bu bakımdan büyük sözü dinleyeyim ve haddimi bilerek yazayım yine de.

Ne olur ne olmaz...

Alimallah sonra haddimi bildirir bir güruh...

Tamamen kendilerinin hayata bakışı ile yazdıklarımızı yorumlayan, bizlere engeller koyan, yargılayan dini kisveli bir güruh bu...

Tarikat ve cemaatlerin rahleitedrisinden geçmiş...

Zira mübareklerin boruları iyi ötüyor şu an.

Ve sonsuza dek böyle olacağını düşünüyorlar.

Sanki bir gün İsrafil’in borusu ötüp dünya hayatına nokta konmayacakmış gibi davranıyorlar.

Ne diyor peygamber: ‘‘İnsanın kıyameti ölümüdür.’’

İsrafil’in sizin için öten borusuyla Azrail canınızı alacak.

Ve o gün Hanya’yı da Konya’yı da görürsünüz.

Ne diyelim sizlere?

Ne sözden ne laftan anlıyorsunuz.

Borunuz öttükçe kendinizi bir şey zannedip daha çok ahkam kesiyor, daha çok insanların üzerine geliyor, daha çok insanlara had bildiriyorsunuz.

Herkese had bildirme yarışındasınız.

Önce sosyal medya mercilerini tarıyorsunuz.

Kim ne laf etmiş dine?

Bakınıyor, bakınıyor, bakınıyorsunuz.

Sonra buluyorsunuz bir şeyler.

Tam saldırmalık...

Tam ateş püskürmelik... Dövüş oyunlarında elleriyle ateş saçan dövüşçüler gibisiniz.

Tam had bildirmelik bir söz görünce o sözün sahibinin ya da sahibesinin kulağından çekip önünüze getiriyorsunuz.

Daha sonra bütün mübarekler toplanıp bir güzel o kişiye saydırıyorsunuz.

O kişinin ne dinsizliği kalıyor ne gavurluğu falan filan...

Şöyle din kisveli sözlerinizle evire çevire bir güzel hırpaladıktan daha daha daha sonra elinizden polisler alıyor.

Hop, o kişi gözaltında...

Hop, o kişi tutuklanmış.

Hop, bu mübarekler bir kez daha zafer kazanmış.

Zafer naraları falan atıyorsunuz.

Maç kazanan takımın taraftarları gibi coşkulusunuz.

Dini sloganlar atarak kutluyorsunuz bu zaferinizi de...

Güya bir dinsizi daha hayattan tecrit ettiniz işte.

Onlar azaldı, siz çoğaldınız.

Zafer kazanmanın verdiği enerji ve motivasyon ile artık rutin hale getirdiğiniz had bildirme işinize daha bir sarılıyorsunuz.

Neyse sizi muhatap alıp konuştuğum yeter, biraz tırstım valla sizden, onun için beni anlayacak olan okuyucuyu ile konuşayım.

Sayın Okuyucu,

Valla bu mübarekler bu işlere kendilerini fena kaptırdıkları için namazların sünnetlerini inşallah kılmamazlık yapmıyorlardır. Ya da sünneti sünnetleyerek namazlarından eksiltmiyorlardır. Hatta namazları, bu işlerinden dolayı kaçırıp kazaya falan bırakmıyorlardır. Halihazırda öyle bir görüntü veriyorlar ki sanki işleri güçleri Sezen Aksu... İşleri güçleri, dine saldırı olup olmadığına bakınıp durmak... İşleri güçleri: Adem babamız, Havva anamız, Meryem validemiz... Mübarekler, ölmüş kişilerin yakasını bırakınız. Siz, kendi müslümanlığınıza bakınız. Dinin sahibi Allah... Allah’ın adına ahkamı, ona buna saldırmayı ve sataşmayı, onu bunu dövüş alanınıza çekip din ile yumruklamayı bırakın, bırakın, bırakın...

Hem değerli vaktinizden çalıyorsunuz hem de vaktinizi dünyalık işlerle geçiriyorsunuz.

O vakitlerde dine sataşan Salihler ya da Salihalar ile değil, salih amel ile meşgul olunuz.

Mübarekler, burası Türkiye...

Yarınlarda konjoktür değişir de o konjonktürün işgüzarları ve o konjonktürden cesaret alanlar size had bildirme yarışına sıraya girerse -kuyruk olur-  ne yapacaksınız?

O zaman dersiniz işte şu sözü:

‘‘Kendim ettim, kendim buldum.’’

Ben ise bu köşede dilimin koparılması pahasına sizi savunurum.

YAŞASIN HERKESE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ, diye!

Ama anlar mısınız?

İşte onu bilmem.

Belki haksızlığın ve adaletsizliğin ne olduğunu hissedip empati yeteneğiniz gelişir de öyle başka olanı anlamaya ve hissetmeye başlarsınız.

Saygılarımla...

Yusuf SEVİNGEN