Başını kaldıramadın.

Sınavlara hazırlık kitapları bindi üzerine.

Habire…

Yalnız çocukken öğrenim hayatında mütemadiyen parmak kaldıran sen değil miydin?

Etrafındakiler seni başarılı addetti.

Parmakla gösterdi.

Göğe çıkardılar.

Yere göğe sığdıramadılar.

Yerin dibine girdiğin bir gün yok tahsil hayatında.

Eğitim sistemi içinde arzuladığını aldın işte.

Eğitim fakültesinde bir öğretmenlik lisans programını okudun.

Tabii sınavların üstüne basa basa tırmandın buraya.

Lakin öğretmen çıkamadın hemencecik.

Okula girerken sana vadedilen ‘‘Öğretmen olacaksın.’’ söylemini de unuttun çoktan.

Okurken öğretmen sanmıştın kendini.

Olmadı, yapmadılar şıpıdık.

Kanırta kanırta öğretmen oldun, biliyorum.

Şöyle ki:

Önüne sınavlara hazırlık kitapları yığdılar yine.

Akraba ve eş dostun ‘‘atanamayan öğretmen’’ yaftasını boynuna taktın birkaç yıl.

Ağlamaklı hallerin gözümün önünde.

Hıçkıra hıçkıra ağladığın haller de…

Deşarj oldun öyle.

Ne yapacaksın, içini dökeceğin eş dost var mı ki?

İşte bu: Postmodern içini dökme yöntemi dedikleri.

Nihayet sen de atandın ve dedin ki:

‘‘Öğretmen oldum ben de.’’

İlan ettin sosyal medyalarda.

Cümbür cemaate, el aleme…

Mekana girince sahibi zannetme kendini.

Mekana girer girmez ‘‘Hop!’’ dedi birileri.

Hemen sevinmesen, olur çok iyi.

Sözleşmelisin önce.

Önce verilene talim et.

Aday sözleşmeli öğretmen, rütbesiyle işe başladın.

Sevinçlerin kursağında kaldı öğretmenliği icra ederken.

Hayallerin bile hayal mi ne?

Mutluluğun için çalıştın ve didindin.

Mesleğe kabul edilince senin mutluluğunu düşünen olmadı.

Kendi yağında kavruldun.

Habire işin zorlaştırıldı.

Adaylığın kalktı, sevindin.

Kadrolu öğretmenliğe geçtin, sevindin.

Kendini engelli koşu yarışmasındaymışsın gibi hissettin kimi zaman.

Öğretmen iken öğrenciliği yaşıyordun sanki.

Alanındaki konulara bir atlet gibi antrenmanlı olman icap ettiğini demin öğrendin.

Nur topu gibi engeller vardı karşında.

Sırf düz öğretmen ezikliğini hissetmemek -bu durumu oluşturanlar mahcup olmalı, sen değil-  ve düz öğretmen maaşını almamak için uzman öğretmenliğe başvuracaksın.

Alimallah, her yaz akrabaların ve eş dostun şu sözlerinin kahrı çekilmez:

‘‘Sen hala düz öğretmen misin, uzman öğretmen olamadın mı hala?’’

Sınavlara hazırlık kitapları baş ucunda duruyor artık.

Nasıl olsa okudukların hep aynı.

Baş ucunda seni aydınlatıyordu o kitaplar tıpkı bir abajur gibi.

Aydınlandıkça nur geldi yüzüne.

Dişi sıksan olursun mübarek öğretmen.

Gerçi öyle bir rütbe yok ama belki öte dünyada yarar işine.

Her neyse…

Nerede kaldık?

Evet, nasıl olsa oku, dön bir daha oku, sınava gir, sonra bir daha sınava gir.

Oku babam oku, sınava gir babam gir.

Öğretmenlik dediğiniz öğrencilik değil mi?

Farkı mı kaldı ki?

Aday sözleşmeli öğretmen oldun, çocuklar gibi sevindin.

Kadrolu öğretmen oldun, ağzın kulaklarına vardı.

Düz öğretmenlikten uzman öğretmenliğe geçtin, eteklerin zil çaldı.

Uzman öğretmenlikten başöğretmenliğe geçince sevinmeye takatin bile kalmadı.

Öğretmenlikte, öğrenciliği yaşadın durdun.

Burnundan fitil fitil getirdiler.

Emekli olunca mezar taşına başöğretmen yazılmasını vasiyet ettin.

Elde kalan yalnızca bu idi.

SEN POSTMODERN ÖĞRETMENSİN…

Saygılarımla…

Yusuf SEVİNGEN