Bizi kurtaracak formül ortak bir geleceği farklılıklarımızla düşlemek olmalıdır,diyerek girmek istiyorum yazıma.

Farklılıklara takıldığımız değil farklılıklara saygı duyduğumuz bir konsensüs cumhuriyeti hayal ediyorum.

Umutsuzluk yok!

Gün gelir;

Gül de açar,

Bülbül de öter, diyor Sezai Karakoç...

Sanmasınlar yıkıldık, sanmasınlar diz çöktük. Bir başka bahar için sadece yaprak döktük, diyor ya Rumî.

Bizde bu aralar herkes felaket tellalı..

Akranlarına ekranları üzerinden ulaşan ,sosyal mesafeler yüzünden asosyal olan fertler gri bulutlar serpiştiriyor ülkemin ufuklarına..

Durun ya Hû.

Ne oluyoruz?

Bilinen örnektir.  

Bir daha zikredelim.

Banka hesabınızda 86.400 TL olduğunu hayal edin.

Bir hırsız hesabınızdan 10 TL çalarsa, geriye kalan 86.390 TL’yi hırsızın yakalanması için harcar mısınız?

Zaman da böyledir.

Her gün 86.400 saniyeniz var.

Birisi 10 saniye canınızı sıkarsa, 86.390 saniyenize yansımasına izin vermeyin.

Hayatımız değerli,  en az karşınızdakinin hayatı kadar !..

Bir öyküyle devam edelim.

Kadın taksiye binmiş ve havaalanına gitmek istediğini söylemişti. Sağ şeritte yol alırken siyah bir araba park ettiği yerden aniden yola, önlerine çıktı. Şoför çarpmamak için sert şekilde frene bastı.

Taksi kaydı, ama diğer arabaya çarpmaktan kıl payı farkla kurtuldu.

Siyah arabanın sürücüsü camdan başını çıkarıp bağırmaya ve küfretmeye başladı.
 
Taksi şoförü ise gayet sakin ona gülümsedi ve içten bir şekilde el salladı. Kadın bütün bu olanları şokunu yaşarken, taksi şoförünün tavrına daha da şaşırmıştı.
 
Sordu: "Neden böyle davrandınız? Adam neredeyse arabanızı mahvedip ikimizi de hastanelik edecekti."
 
Taksi şoförü gülümsemeye devam ederek:
 
"Çöp Kamyonu Kanunu" dedi.
 
Kadın: "Çöp Kamyonu Kanunu mu?" diye sordu, anlamamıştı.
 
Şoför açıkladı:"Pek çok insan, çöp kamyonu gibidir.

Her tarafta içleri çöp dolu olarak dolaşıyorlar; kızgınlığı, öfkeyi ve hayal kırıklığını biriktiriyorlar.

Ancak doldukça çöpleri bırakacak bir yere ihtiyaç duyuyorlar.

Bu bazen ben, bazen de siz olabilirsiniz.

Kişisel almayın.

Sadece gülümseyin, onlar için iyi şeyler dileyin ve yolunuza devam edin. Onların çöpünü alıp işyerinize, evinize veya sokaktaki diğer insanlara dağıtmayın."
 
Başarılı insanlar, çöp kamyonlarının günlerini mahvetmesine ve ellerine geçirmesine izin vermezler.
 
Hayat sabahları pişmanlıklarla uyanmak için çok kısa, dolayısıyla size iyi davranan insanları sevin, iyi davranmayanlar için iyi temennilerde bulunun.'
 
Hayat " %10 " onunla ne yaptığınız, " %90 " onu nasıl alıp karşıladığınızdır.

Bencilliğimize de değinelim bir de..

Günümüzde herkes kendisine aşık olunca  kimseyi de sevemiyor galiba.

Her şeyin hazır ve nazır olması gerektiği yanılgısı, konforun ağır ve yağlı kokusu, yüreklerimizi çürüttü.

Bir yaşamın tanığı olmanın güzelliği yok mu?

Var işte.

Onu var etmeli.

Yaşatmalı.


Kimsesizliği değil, yalnızlığı sever insan.
Bu da karıştırılıyor galiba.

İnsan nasıl uzak düşmek isteyebilir ki insana?

Mesafeleri unuttuk bir de..

Bir ses, bir sohbet, tanıdık bir dost selamı aranmaz mı inatla?

Yaşamanın bir yolunu, bir biçimini icat etmek için didinip durmaz mı her defasında?

Umutsuz insan, aynı zamanda sevgisiz insandır. Sevdası olanın umudu da vardır bence.


Dinlemeyen, gülmeyen, şaşırmayan, bir şeylere sevinmek için adeta bahaneler üretmeyen insanlar ömür çürütürler. Ne beklentileri biter ne de kibirleri.

Umutsuz olacak hiçbir şey yok. Yaşamak müthiş bir şey! 

Yaşamı onarmak için gayret etmekse çok çok daha güzel.


Tanıdığım bütün mutsuz insanlar, başkalarına bir şeyler ispat etmeye çalışıyorlar.

Bir yerlere varmaya çabalıyorlar. Daha kendine gelememiş, başka yerlere yetişmeye çalışıyorlar.

Kendini doğru sevemeyen, bu sevginin tanıklığını da sağlıklı bölüşemiyor. İçindeki güzeli diyemiyor.


Tek başınalık diye bir şey yok. Bunlar suni, plastikten kaçışlar sadece. Çözümü de basit:

“İnsanları fazla yargılarsanız onları sevmeye zaman bulamazsınız.”

Gözleriniz kusura odaklı.

Sevmeye kör.

Kendinize yürüme dersleri verin.

Uzun uzun; hissetme, düşünme, sevme çalışın...

Telefonları atalım haftaninn bir günü en azından çöp kovasına..

Yaşamak belki de zamanı ve mekânı aşmak!

Türkülere bakın, onca çile içinde, ağıt içinde, sevinçle halaya durmaya teşne insanlar görürsünüz. Niçin?

Çünkü insan omuz omuza verince, bir başka insana dokununca, içindeki sızıyı gökkubbeye dökünce, can yürür her bir zerresine.

E ölümün gücü yeter mi insanın böylesine...

Türkü söyleyen insanları sevin bence de..

Velhasılıkelâm hüzün de güzel

Ayrılığın da eşsiz bir tadı vardır.

Bir de rezil olmaktan utanıyor kimi insanlar.

Meselâ şiir okumaktan utanıyor.

Türkü söylemekten utanıyor.

Birini seviyor, sevdiğini söylemekten utanıyor.

Milyarlarca utanç içinden bula bula bunları buluyor utanmak için.

Kibirli insan yardım istemez, kimseyi dinlemez, değer vermez, içe kapalı...

Dünyada bunca adaletsizlik, bunca haksızlık ve bunca hukuksuzluk varsa, hepsi insanın insanı yitirmesinden.

İnceliklerini unutmasından.

Daha fazla bölüşmeli, daha fazla yaşama tutunmalı.

Enseyi karartıp küsmenin alemi yok.

Pırıl pırıl yaşayın ve direnin!

Daha neler göreceğiz!

“Babana bile güvenme”
“Her koyun kendi bacağından asılır” gibi lafları unutun.

İnsanı insandan koparan bir anlayışın, yaşamı onarmak gibi bir derdi olamaz.

Sürekli tedirginlik, sürekli korku, sürekli bir hin oğlu hinlik...

Onurlu bir insan böyle bir ruh ikliminde nasıl yaşar?

Bizden çalınan ilk şey sevincimiz.

Kendimizi bir aptal gibi hissetmemizi, kusurlu ve eksik olduğumuz duygusuyla dolmamızı isterler.

Birbirimize iyi gelmesini öğrenmek zorundayız. Birbirimizden başka gidecek yerimiz yok.

Sevgimize, umudumuza, emeğimize düşman olanlara karşı hep birlikte direnmeliyiz.

Ekmeğimizi, suyumuzu, sohbetimizi bölüşmeliyiz.

Biz bu karanlığı dağıtır,  mis gibi bir ülke oluruz yine..

Hiçbir şey olmaz.

Seni sen yapan değerler var.

Duyguların var.

Düşlerin var.

Film çekmek istiyorsun, şiir yazmak istiyorsun, sahneye çıkıp gönlünce repliklerini okumak istiyorsun, beyaz bir önlük giyip bir hastanın derdine derman olmak istiyorsun.

Bir çocuğun kalem tutan eli oluyorsun

Aydınlık bir geleceğe atılan imza oluyorsun.

Zaman seçer
Pandemi geçer,
Siyaset biter..

"Kuş ölür.
Sen uçuşu hatırla. "

Aynı gökkubbenin çocuklarıyız.
Ve gidecek başka yurdum yok benim.

Teşekkür ederim Rabbim

İnsanız işte, pırıl pırıl...

Ağlamak gerekse de zırıl zırıl

İnadına gülümsüyoruz

Diklenmeden dik duracağız.
Gülümsemeye devam edeceğiz vesselâm.

Erhan Ziya SANCAR
Eğitimci Yazar