Sorumuz şu:

‘‘Eğitim sahasında nelerden muzdaripsiniz?’’

Bu soruyu bilumum paydaşlara soruyoruz.

Hiyerarşik miyerarşik gözetmeden sıralıyorum:

Öğretmeninden, öğrencisine, velisine, yöneticilerine ve sivil toplum örgütlerine kadar…

Eğitim paydaşları tek yanıtta konsensüs etmişçesine ağızlarındaki baklayı çıkarıyorlar, gerçi ağızlarında bakla ıslanmıyor ama neyse… Ve ağız birliği etmişçesine slogan atar gibi bağırıyorlar bize doğru, hasım kuvvetlere ok atıyorlar sanki valla, mübarekler bizim suçumuz ne, diyorlar ki:

‘‘Disiplinsizlik de disiplinsizlik…’’

Yadırgamıyoruz.

Nasıl böyle dersiniz, demiyoruz.

Üzerimize almadan -neme lazım canım, başımıza iş açmayalım şimdi- bu cevabın üzerine üzerine giderek ızdırap veren sorunu çözme derdine düşüyoruz. Sorunu çözme derdine düşüyorsanız aslında sorunla yalnızca siz baş başa kalmışsınız demektir. Etrafınızda şikayetler ayyuka çıkar lakin müştekiler kulaklarının üzerine yatar ya da gözlerini yumar. Eeee boşuna açtı ağzını yumdu gözünü dememişler. İşgüzarız biz de valla… Neyse…

Disiplini resmen mumla arıyoruz, diyorlar.

Hadi canım sen de, diye atak geliştirmiyoruz.

Ya, ya, vay anasına, ünlemleri ile onlara hak veriyoruz.

Disiplini atsak okullara yere düşmeyecek, diye mübalağalı deyim uyarlamalarına başvuruyorlar.

O kadar da değildir ya, diyecek mecalimiz yok,

Süt dökmüş kedi gibiyiz.

Elimize düşmüş iken tüm camia bunu değerlendirelim diye iyi ve ponçik niyetler besliyoruz.

Ve hepsine hak veriyoruz.

İki dinleyip bir bile söylemiyoruz. O zaman üç dinliyoruz.

Deyimleri de delik deşik ettik ya…

Disiplinsizliği deyimler ile yazarken deyimler de yoldan çıktılar.

Kurallara değil, karambole teslim etmişler kendilerini onlar da.

Adettendir, teamüldür, hemen hepsi vız gelip tırıs gidiyor.

Tamam, herkese hak veriyoruz vermesine ama ne olacak okullardaki yani eğitim sahasındaki bu disiplinsizlik demeden kendimizi alamıyoruz.

Dert dinlerken, çözüm yolları ararken biz de yolumuzu kaybediyoruz.

İşin içinden çıkamıyoruz.

Eli kalem tutanlardan değil, eli maşalılardan medet umar duruma gelmek üzereyiz.

Resmen istim üstündeyiz.

Ya da sokak jargonu ile ‘’başıboşluk veyahut başıbozukluk’’ diyerek olayın vahametini yüzlerine vuralım ya da çarpalım yoluna girip girmeme noktasında ikircikliyiz.

İki arada bir okulda takılı kaldık.

Deyimler iyiden iyiye zıvanadan çıkıyorlar.

Sizin yani her birinizin mesuliyeti var ya, demek için çırpınıyoruz o kadar serzenişin, veryansının arasında…

Kimse üzerine alınıp da bana mı söyledin demiyor.

Giderek ortam kızışıyor.

Ağzı olan konuşuyor, izlenimi veren paydaşlar kulaklarını unutmuş durumdalar.

Herkes birbirine veya bir başkasına çıkışıyor.

Söylene söylene, sızlana sızlana iş yapanlarsa cabası…

Varsa yoksa ah şu disiplinsizlik…

Gelin görün ki mesuliyeti üzerine alan kimsecikler yok, suçu başkasına atan ise çok…

Üzerimden salayım da nereye giderse gitsin hiç önemli değil, kafası egemen…

En sonunda fatura bu sorunu yazanlara kesiliyor.

Ya da iyi ve ponçik niyetle bu sorunun içine dalanlara….

Gel de çık çıkabilirsen şu disiplinsizliğin içinden…

Kemal Sunal’ın bir filminde memurların ellerindeki dosyaları Şaban’ın kafasını koyduğu masaya boca etmesi gibi…

Amirin geliyor olduğu haberi üzerine o masada Şaban’a tek dosya bırakmayarak dostlar alışverişte görsün hesabını güden memur halleriyle…

Şunu da söylemezsem çatlarım:

‘‘Gelinen noktada eğitim sahasında elitlere kurallar, elimine olanlara karamboller söküyor ne yazık ki.’’

Acı gerçek bu...

Karambollere mahkum ve mecbur milyonlar var.

Günün sonunda ise EĞİTİM PAYDAŞLARI olur EĞİTİM SAKİNLERİ…

Saygılarımla…

Yusuf SEVİNGEN