Önce israftan başlamak gerekirse bana göre okulların yarıyıl ve yaz tatillerinde açık tutulması yasal dayanağının dışında hiçbir makul nedeni olmayan ciddi bir israftan başka bir şey değildir. Zira tatillerde okulların mesai saatleri içinde açık tutulması gerektiği ve idarecilerle hizmetli personelin yıllık izinleri dışında okulda bulunma zorunluluğu bilinmektedir.

 

     Bu tatil sürelerinde okullarda yapılan iş ve işlemlerin ne olduğu, daha doğrusu kayda değer bir iş yapılıp yapılmadığı merak ediliyorsa, dürüstçe hemen belirtelim ki kayda değer bir iş yapıldığını söylemek mümkün değildir. Aksini iddia etmek ya idarecilere ödenen ekdersten kaynaklı iyi niyetten uzaktır ya da bu süre zarfında okulların içi yüzünü bilmemekle izah edilebilir. Zira okulların dönemlik ya da yıllık genel temizliği ile üç beş yazıya cevap yazmaktan başka iş yapıldığını söylemek zordur, varsa da istisnadır.

 

     Nitekim artık kayıtlar bakanlık tarafından merkezi sistemle yapıldığı için ve de kayıt döneminde bırakın kayıt parası almayı normal bağış kabul etmek bile yasak olduğu için idarecilerin yapacağı herhangi bir iş de kalmamıştır. Anasınıfı kayıtları ve diğer iş ve işlemler ise zaten eylül ayı içerisinde yani bir başka ifadeyle seminer döneminde pek ala yapılabilecek işlerdir. Kaldı ki zaten uygulama da çoğunlukla bu şekilde yürümektedir. Yarıyıl tatillerinde ise genel temizliğin dışında bir iş yapıldığını söylemek fazla iyi niyet olur.

 

     Hal böyleyken yani herhangi bir iş yapılmazken tatillerde okulların açık tutulması, yöneticilerin ve hizmetlilerin okulda bulunma zorunluluğu ve buna bağlı olarak yapılan zorunlu israfın mantıklı bir izahını yapmak mümkün değildir.  Hasbelkader fi tarihinde o günün koşullarına göre yasalar bu şekilde düzenlenmiş ve de böyle gelmiş böyle gider mantığıyla bu israfı sürdürmek ise diğer tarafta okulların içinde bulunduğu içler acısı parasızlık durumu karşısında tam bir çelişkidir. Dahası bu ülkeye, bu ülkenin çocuklarına, okul yöneticilerine ve nihayet milli servete yazıktır, günahtır…   

 

     Söz gelimi şu günlerde içinde bulunduğumuz yarıyıl tatilinde binlerce okul açık durumda ve bu okulların bir çoğunda kalorifer yanmakta ya da en iyimser ihtimalle bir odada elektrikli soba yanmaktadır.  Ayrıca diğer elektrik israfı, su israfı ve daha birçok israfı buna ilave etmek mümkündür. Dahası tatil süreleri içinde idarecilere ödenmekte olan ekders de işin cabası…tüm bu israfın çok ciddi bir yekun tutacağı açıktır.

 

     Oysa basit bir takım yasal düzenlemeler yaparak bir tarafta israf diğer tarafta sefalet şeklinde sürüp giden garabete son vermek mümkündür. Örneğin 222 sayılı kanunda öğretmenlerin ve idarecilerin izinlerini düzenleyen maddelerde ve 657 sayılı kanunda hizmetli personelin izinlerini düzenleyen maddelerde ve buna bağlı olarak Milli Eğitim Bakanlığı İzin Yönergesinde yapılacak basit bir düzenleme ile yönetici ve hizmetli personelin öğretmenlerle birlikte izin kullanmaları düzenlenebilir ve diğer yasal düzenlemelerle de okullar öğrencilerin okulda bulunmadığı tatil sürelerinde kapalı tutulabilir. Doğal olarak eğitime ve okullara ilişkin yapılacak iş ve işlemler de buna göre planlanabilir ve pekala israfsız bir şekilde okulların en temel sorunu çözülebilir.

           

     Bu israftan tasarruf edilen paraya gelince bir kısmı ile temizlik şirketlerinden hizmet satın alma yoluyla okulların hizmetli sorunu çözülebilir, bir kısmı ile de doğrudan öğrenci başına yapılacak bir hesaplama ile tüm okullara yıllık ödenek aktarılarak okulların kaynak sorunu nispeten de olsa çözülebilir. Böylece aslında okulların en büyük sorunu olan hizmetli ve para sorunu az da olsa çözülmüş olur.

           

     Bu sayede kayıt parası, bağış parası, maddi imkânsızlık, personel yetersizliği, temizlik sorunu, bakım onarım ve bilumum ihtiyaçlar nedeniyle okul idarecilerinin bir türlü fırsat bulamadıkları gerçek işlerini yapmaya yani “İdare Müdürlüğü değil, Eğitim Liderliği”  yapmaya fırsatları olur.

 

 

26.01.2014

 

Cafer GÜZEL

 

[email protected]