“Öğretmen” diyoruz,  ancak konu tabii ki bütün kamu çalışanlarını oldukça yakından ilgilendiriyor.  Kamu kurumlarında çalışanlar olarak genel anlamda ortaya çıkan sıkıntılarla hukuksal olarak mücadele etme yol ve yöntemleri, 657’nin kapsamı, mobbing vb. baskılar gibi birçok alanda haklarımızı yeterince bilmememizden kaynaklı yaşanan hak mahrumiyetleri, bizim için çok önemli bir sorun teşkil etmektedir.

Ancak sanıyorum bu mağduriyet milli eğitimde, özellikle de öğretmen camiasında daha sık yaşanmaktadır. Bu sebeple değerlendirmelerimizi bazen öğretmenler üzerinden, bazen de tüm kamu çalışanları üzerinden yapacağız.

Kamu çalışanlarının yaklaşık üçte biri sendikalı değildir, ancak sendikalı olmak da haklarını korumak için yeterli değildir.

Kamu kurumlarında çalışan arkadaşlarımızın yaşadığı sorunlar zaman zaman büyük travmalara sebep olmakta, içinden çıkılamayacak bir hal alabilmektedir.

Burada vereceğimiz birkaç örnek durumu anlatmak için yetersiz kalsa da, yaşananlarla ilgili duruma ışık tutması yönünden önemlidir diye düşünüyorum:

“Göreve yeni başlayan öğretmenlere, okul müdürü tarafından göreve başlama formların yanı sıra sendika üye formu da verilerek bir sendikaya zorunlu üye yapılmak istenmesi.”

“Bir okul müdürünün, ücretli öğretmene, seni okulda istemiyorum, diyerek Milli Eğitimden görevine son verilmesini talep etmesi.”

“Öğretmenler odasında, iki arkadaş arasındaki bir konuşmaya kulak misafiri olan bir idarecinin, konuşmanın suç teşkil edebileceği gerekçesiyle öğretmen hakkında suç duyurusunda bulunması.”

“Bir idarecinin Okul Whatsap grubundan öğretmenlere mesaj atarak yarım ağız tehditle siyasi bir kişinin karşılanması için baskı oluşturulması.”

“Bir kaymakama, elini uzatarak hoş geldiniz, diyen öğretmene kaymakam tarafından, sen kim oluyorsun da bana elini uzatıyorsun? şeklinde hakaret edilmesi.”

“Salgının başladığı dönemde, terminalde resen görevlendirilen bir öğretmene, görevini bir polis memurunun telefonla bildirmesi ve öğretmenin göreve gitmemesi sonucunda öğretmene soruşturma açılması.”

“Bir sendika başkanının okul müdürünün koltuğunda otururken okul müdürünün adeta hazır olda beklemesi ve odaya çağrılan bir öğretmenin önüne üyelik formunun konularak imza atmasının istenmesi.”

“Bir öğretmenin sendikadan istifa edip başka bir sendikaya geçmesi sonucunda idareci tarafından odasına çağrılarak istifa ve üyelik formunu yırtılarak imha edilmesinin istenmesi.”

“Yönetmeliklerin dışına çıkılarak haftada birden fazla nöbet verilmek istenmesi, nöbetçi öğretmenlere servis denetleme görevi verilmesi.”

“Bazı öğretmenlerin kılık kıyafetinin okul idarecileri tarafından kendi standartlarına uygun bulunmaması.”

Binlerce öğretmen, binlerce dert demek. Bilmediklerimiz belki de bildiklerimizin yüz katı…

Verdiğimiz örneklerde daha çok sendika merkezli sorunları görmekteyiz.

Oysa TCK 118. Maddeye göre, “Bir kimseye karşı bir sendikaya üye olmaya veya  olmamaya, sendikanın faaliyetlerine katılmaya veya katılmamaya, sendikadan veya sendika yönetimindeki görevinden ayrılmaya zorlamak amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.” İfadesiyle çalışanların bu konudaki hakları garanti altına alınmıştır.

Burada daha vahim olan ise, öğretmenlerin yaşadığı birçok baskı, yıldırma ve hakaret olayının gizli tutulması, çalışanların bunları açıklaması durumda ise başlarına daha büyük olumsuzlukların gelebileceği düşüncesidir.

Elbette ki yaşanan mağduriyetleri her zaman bir idareciye veya sendikaya bağlamak da doğru değildir. Kendi görev ve sorumluluklarını, haklarını, mesleğiyle ilgili kanun ve yönetmelikleri bilmemekten kaynaklanan mağduriyetler de vardır.

İşte bunun için diyoruz ki, kamu çalışanlarının hizmet koşulları, atanma ve yetiştirilmeleri, nitelikleri, ilerleme ve yükselmeleri, hak, ödev, yüküm ve sorumlulukları, ödenek ve aylıkları ve diğer özgürlük işleri konusunda sıkıntılarla karşılaşmamaları veya karşılaştığı sorunları daha kolay, zarar görmeden aşmaları 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nu ile meslekleriyle ilgili diğer hak ve sorumluluklarını bilmekten geçer.

 

Neticede Milli Eğitim Bakanlığı personelini örnek verecek olursak, okuldaki bir hizmetliden bakanına kadar herkes belli kanun ve yönetmelikler dahilinde, hem birbirleriyle hem de kurumlarla ilişkilerini belirlerler. Yani devlet kademelerinde keyfi uygulamalar söz konusu olamaz; kanun ve yönetmeliklerin dışına çıkılarak verilecek iş ve sorumluluklar, bu görevi verenler için de nüfuzunu kullanarak baskı oluşturma, görevini kanunların öngördüğü şekilde kullanmama kapsamında değerlendirilir ki, bu da “görevi kötüye kullanma” suç kapsamına girer.

Bütün bu sebepleri düşündüğümüzde, bir kamu personelinin göreve ilk adım attığı andan emekliliğine, hatta hayatı boyunca her sıkıştığında, kimseye muhtaç olmadan, açıp bakabileceği, fikir alabileceği, hak ve sorumluluklarını görebileceği kısa, öz, anlaşılır bir başucu kitabı olmalıdır.

Böyle bir kitabın oluşturulması için, bir hukukçu arkadaşla beraber, konuyla ilgili bütün kanun ve yönetmelikleri tarayarak, yaşananlardan da ders çıkararak,  Öğretmenin El Kitabı” veya daha da kapsamlı bir hale getirerek “ Kamu Çalışanının El Kitabı” diye bir kitapçık oluşturmayı düşünüyoruz..

Öğretmenlerin daha verimli çalışmaları, mesleklerini ve iş ortamlarını sevmeleri, hak ve sorumluluk bilinci içinde olumsuz dış etkilerin en aza indirilmesiyle mümkündür.

Bu sebeple bütün meslektaşlarıma sorunsuz, mutlu, verimli bir çalışma ortamı diliyorum.