Hazır her yerde öğretmen var iken ve henüz öğretmen müzelik olmamış iken öte yandan ortalık daha uzman öğretmen ve başöğretmen kaynamamışken iki öğretmenin hasbihaline kulak verelim. Tamamen hayal ürünüdür yani kurgusaldır.

(…)

Öğretmen A: Ben A dedim abi. En yakın o geldi.

Öğretmen B: Bana da öyle geldi de… Abi hiç anlamadım yani…

Öğretmen A: Abi, soruların bazıları bin dereden su getiriyor. Bende çözerken şu his oluşuyor: Sanki laf ve anlam kaçırıyor birileri. Çocuk yanlış cevaplasın diye hazırlanmış.

Öğretmen B: Aynen abi, hani çocuk zekasını kullansın değil de yanlış yapsın zor deneme desinler. Olay, iki parmağını birleştirip bu kaç diyen adama:

- iki, diyorsun.

O da:

- Hayır, kalın bir… Muhabbetine dönüyor.

Öğretmen A: Çok doğru söyledin abi. Soruyu hazırlayanlar artistlik yapıyor. Türkçe zor ve karmaşık zaten. Hele bu kuşak malum. Dil ile arası iyi değil.

Öğretmen B: Aynen abi, bazen soruyu anlatacağım. Böyle anlatsam anlamaz diyorum. Artık öyle bir hale giriyorum ki çocuk hocam niye ana sınıfı çocuğuna anlatır gibi anlatıyorsunuz diyor😁

Öğretmen A: Mecbursun abi. Çocuklar sistemin içinde iyiden iyiye kendilerini kaybediyorlar. Sisteme kendilerini bırakıyorlar ve sistem onların pestilini çıkarıp en sonunda ölmüş ve bitmiş bir insan veriyor anne, baba ve toplumun eline. Valla ben okul hayatımda kalem oynatamadım. Kendi kendime yazmayı öğrendim. Kendi kendine kelimelerin gücünü... Sistemin dışına çıkmazsa olmuyor. Bu çocuklar köreliyor. Dilin test sınavı olmaz. Dil, deryadır. Sistem onu dereye çeviriyor.

Öğretmen B: Abi dediklerine katılıyorum. Dili düşünceden ayıramayız. Sistem durup düşünmeye fırsat veriyor mu? Ya da ne kadar düşüncelerimizi ifade edebiliyoruz hayata dair bu sistemin içinde. Çocuk konuşamıyor, yazamıyor. Özgür değil. Bu kitaplardaki bayağı metinlerden hangi fikir ya da akıl yürütmeler çıkabilir. Ne kadar ilgi çekici olabilir. Konu yetiştirmekten buna nasıl fırsat buluruz. Resim dersine girip resim çizdirmek yerine ressamların hayatını anlatan, resim terimi anlatan görsel sanatlar öğretmenleri gibiyiz.

Öğretmen A: Abi, öğretmen iken bile sınıfta daralıyorum. Önüme konulanlar beni kısırlaştırıyor. Sığ ve hissiz, ezber fikirlerin arasında köreliyorum. Allah 'tan okulun dışarısı var da biraz soluk alıyorum. Düşünsene bir gün bir öğretmen arkadaşın sana gelip şunu diyebilir: Ya sen hala öğretmen misin? Hazırlık kitapları alacağız. Öğrenciyi kıstırdın. Öğretmeni de kıstırıyorsun. Bunaltırsan bunalımlı bir eğitim sahası ile karşılaşırsın.

Öğretmen B: O zaten ayrı saçmalık abi. Bir de bizi çocuk gibi. Hadi bunu da yap, çalıştığını anlayayım durumuna getiriyorlar. Şu belgen var mı? Reklamını yap. Özü boş ver. Bunu da yaptın mı? Şunu da yaptın mı?

Öğretmen A: Öğretmen olmaktan mahcup olacağımız günler yakın abi. Ne, sen öğretmen misin!

Öğretmen B: Öyle görünüyor bizi iyice küçültüyorlar. Bakalım ne kadar daha küçüleceğiz?

Öğretmen A: Abi, birileri bize resmen öğretmenliği aşağılık gösteriyor.

Öğretmen B: Havucu uzatıyorlar.

Öğretmen A: Abi, havucu bir tavşan edasıyla hazır kıta bekleyen öğretmenler var. Tavşan hazırlığı... Ama ne yazık ki buna mecbur ve mahkum ediyorlar. Az maaş ver. Çok maaşın yolunu göster. Tavşan kaç tazı tut misali...

Öğretmen B: Adamlar bence bundan aşırı da haz alıyor Sanki egosunu tatmin eden öğretmenler vardır ya, onlar gibiler, nasıl da oynatıyorum bunları diyorlar, ne de olsa binlerce atanamayan öğretmen de var, ne yapabilirler hesabı…

Öğretmen A: Abi, senin dediğin aklıma geldi. Sen hep dersin ya. Üstünlük kurmaktan zevk alma ve üstünlüğü hissetme... Yani eşitsizlik tatlı geliyor birileri için.

Öğretmen B: Aynen öyle abi, insan olmak değil,  daha kötü şartlarda küçük de olsa imtiyaz kazanmak… Aslında en büyük zulmü kendilerine yapıyorlar.

Öğretmen A: Aynen öyle abi. Ama aymazlık var. Hissi ve fikri olmayan insanların, çıkarlarından başka görecekleri bir şey yoktur. Onlar için bizim sözlerimiz tatavadır. Bu tipler çoğaldı abi. Bir yerden sonra herkes üstünlüğün ve eşitsizliğin yollarını arayacak.

Öğretmen B: Abi, biz güçsüzüz. Söz sahibi olmak için işi bilmek, iş için değerli olmak , ülkeye faydalı olmak mühim değil. Bu adamların tek ideali kendi gelecekleri… O yüzden güçsüzsen onun geleceğine faydan ya da zararın dokunmayacaksa ufacık bir böceksin adamların gözünde.

Öğretmen A: Abi, Kafka babası aşağıladıkça öyle psikolojiye girmiş ki bir yerden sonra bunu romanında böceğe dönüşerek dışa vurmuş. Aşağılanmanın akıbeti bizim ruhlarımıza hep böyle yansıyor. Önce eşitiz diye avlıyorlar. Sonra ellerine düşünce onlar kendi aralarında eşitliğin tadını çıkarıyor. Biz ise kendi aramızda...

Öğretmen B: İşlerini görene kadar. İstediklerini elde edince sırtlarını dönüp hayatlarını yaşıyorlar. Bizi parmaklarında oynatıyorlar.

Öğretmen A: Ne diyordu abi Seyit Rıza: "... Ben sizin yalanlarınızla ve hilelerinizle baş edemedim." Yalanlarıyla saf yürekleri avlıyorlar. Kimi zaman hümanist yanımızı kimi zaman da duyarlılığımızı istismar ediyorlar. Yeşil Yol filmindeki şu replik hep çınlar kulaklarımda: " Onları birbirlerine hissettikleri sevgileriyle öldürdü." İstismarın tek hali yok abi.

Öğretmen B: Abi her yerden vurdular. Kürtlük, Liberalizm… Herkesi bir yerden vurdular, herkesi de harcadılar.

Öğretmen A: "Herkesi bir yerden vurdular ve herkesi harcadılar." Özet geçtin abi.

Öğretmen B: Aynen valla senin söylediklerinden yola çıkarak abi. Güzel kapı aralıyorsun.

Öğretmen A: Teşekkürler abi, epey ufuk açıyor hasbihaller. Teşekkür ederim. Saygılar, selamlar abi. İyi geceler...

Öğretmen B: Aynen abi, vallahi her konuşmamızda da yaşıyorum. Teşekkürler…

SON…

Saygılarımla…

Yusuf SEVİNGEN