Kamuajans.com –Çok fazla iş yoğunluğu ve iş temposunun olmadığı bir devlet kurumuna işim düştüğü esnada tanıdık çıktığım bir memur ağabeyime hal hatır sorduktan sonra görev mahallini ve odasını soruyorum ve aldığım cevap; -“Vallahi hoca en çok nerede izzet-i ikram var, nerede çay kahve var beni oralarda ara, belli bir yerim – görevim yok” oluyor.

Gerçekten de iş yükü ve yoğunluğunun olmadığı diğer memurların da her halinden belli bu devlet kurumuna ne zaman yolum düşse aynı ağabeyi, yazları kurumun arka tarafındaki serin söğüt gölgesinde, kışları ise sıcak çay ocağında sözüm ona mesai arkadaşlarıyla şakalaşırken buluyor ve ikna oluyorum öğretmenliğin ne denli zor ve yıpratıcı bir meslek olduğuna. Öğretmenlerimizin ise böyle bir lüksleri ve alternatifleri yok. Dersleri olduğu dakikalarda öğretmeni muhakkak öğrenci karşısında sınıfı yönetirken, öğrenci anlasın diye konuyu ikinci – üçüncü kez anlatırken, saygısız bir öğrencinin davranış bozukluğuyla uğraşırken bulabilirsiniz. 

Öğretmenlik hangi dönemde yapılırsa yapılsın ciddi anlamda zor bir iş, ülkenin geleceği adına ehemmiyet arz eden bir meslektir. Yorucu, uğraştırıcıdır da aynı zamanda. Eve iş götüren tek meslek grubudur belki de. Maliyede, SGK vs. da çalışan bir memur dilediği zaman çayını kahvesini içebilirken öğretmen dersi olduğu saatte 40 – 45 dakika belki 30-40 kişiyle “mücadele etmek”, kocaman bir sınıfı yönetmekle yükümlüdür. Her bir öğrenciyle, velisiyle ayrı ayrı ilgilenmesi gereken öğretmenin sınıf içerisinde bin bir türlü sorunla baş etmesi de işin cabasıdır, teneffüslerde tuttuğu nöbet dışında. Öğretmenden başka hiçbir devlet memurunun eve iş götürdüğünü, bir sonraki günün hazırlığını yaptığını, ertesi günün stresini çektiğini ben görmedim şu ana kadar. 

Hem zihnen hem beynen yorulan ve yıpranan öğretmenlerimizin yıpranma payları bile yok, öğretmenlik adına herkesin gözünde kolay bir meslek algısı oluştu - oluşturuldu, beklide biz öğretmenler oluşturduk bunu biraz da. Ancak şunu da dile getirmek gerek elbette eğitimin içinden gelen birisi olarak ve üzülerek söylüyorum bunu, artık o eski fedakâr öğretmenlerimizi mumla arar olduk, bu gidişle daha da olacağız. Lider ya da idealist öğretmen kalmadı artık eskisi kadar. Kolay para kazanılan bir meslek olarak görülmeye başladı öğretmenlik. En iyi öğretmen zamanında dersine girip – çıkan, rapor almayan öğretmen oldu. Artık o “amatör”, fedakâr yanımızı kaybettik ve profesyonelliğe doğru gidiyoruz. Yazıyı anlamak için okumayan değerli meslektaşlarım hemen küplere binecekler, siteye de yazara da veryansın edecekler, ama durum bu. Ben öğretmenlerimizi suçlamıyorum elbette, siyasilerden tutun da sendikalara, bilgi teknolojilerine, sosyal paylaşım sitelerine kadar herkes suçlu bu işte.

Geçmişin en değerli mesleği bakın ne hale geldi, inançlarını, motivasyonlarını büyük ölçüde kaybettiler meslektaşlarım, hiçbir öğretmenimizin eski itibarı ve saygınlığı da kalmadı, yalan mı?  Ne öğrenci, ne veli ne de toplum gözünde hem de. Hülasa bu ülkenin geniş kapsamlı; okul öncesinden öğretmen yetiştirmeye kadar her kademede ülkeyi şaha kaldıracak bir eğitim ve öğretmen reformuna derhal ihtiyacı var, ne dersiniz?
                   Gürdal KARABIYIK
            [email protected]