Zâmâne gençleri bir ot bir pamuk. Bir konuşmaya görün ne kadar da şikâyetçiler. İğneden ipliğe, düzene, siyasete kadar, özellikle eleştiri temelli görüşlere sahipler. Bununla birlikte konuşmalarında adaleti savunmaları, adil bir dünya taraftarı olmaları çok güzel. Gençlerin bu kadar eleştirel hatta agresif olmalarının arkasında yatan sebepler var muhakkak. Bunlardan biri de devletin temeli olan adalete karşı, güven kaybetmiş olmaları.  Bu güvenin kaybedilmesinde haklı sebepler, yaşanmışlıklar olabileceği gibi, özellikle sosyal medya kanalıyla oluşturulan “her yer ve şeyde torpil-iltimas var” algısı da çok etkili. Toplumun kahir ekseriyeti, makamda bulunan hiçbir kimseyi yerine yakıştırmıyor ve  “liyâkat” tartışmalarının önü ardı kesilmiyor.  

Peki, nedir bu liyâkat dedikleri? Liyâkat sahibi kime denir? Kim liyakat sahibidir, kim değildir mesela... Liyâkatten bahsedenlerin samimiyeti nasıl test edilebilir… Acaba, sıkça liyakatten bahsedenlerden bazıları, “torpil istekleri kabul görmeyen, torpil bulamayan” samimiyetsizler olabilir mi? Yoksa, gerçekten bir hakkın teslimi ve “HAKK’ın tecellisi için mi dil dökmektedirler…  

Liyakat kavramından başlayalım o halde. Liyakat, layık olmak anlamına gelir. Uygun olmak, yakışmak ya da yaraşmak anlamlarında sıkça kullanılır.  Türk Dil Kurumu’nun sözlüğüne göre liyakat kelimesi, değerli, iş bilmek ve ehli olmak anlamları taşır. Arapça kökenli bir kelimedir. Liyakat, bir kişinin ona verilen işi ya da amacı üzerinden o işe yeterliliğini, bağlılığını ve uygunluğunu gösteren bir tabirdir.  

 Liyakat sahibi olmak, herhangi bir konuma ya da duruma layık olmak, herhangi bir işe uygun, yetenekli ve elverişli olmak anlamlarına geliyor. Liyakat göstermek ise, bir işte başarı göstermek anlamı taşır. Liyâkat sahibi; iş sahibine, devletine bağlıdır, işinde yeterli, yetenekli, verilen görevi başarı ile yapabilen ve işin gerçekleştirilmesine elverişlidir.  İşte bu ve benzeri çok daha fazla niteliklere haiz olanların ya da olduğu düşünülenlerin, devlet dairelerinde ve özel sektörde işe alımları gerçekleştirilir. Yukarıda sayılan bazı niteliklere, gerçekten sahip olup-olmadıklarının tespiti için adaylara mülâkat ve çeşitli sınavlar yapılır, yapılmalıdır. Geçmişte devlet bakanlığı yapmış birinin, kendisinden mevki-makam isteyen hemşerilerini hemen o görüşme anında, istediği görev ile ilgili mülakata tabi tuttuğunu duymuştuk. Bu notu, bir sohbette paylaştığımızda “kendisi o makama liyâkati ile mi gelmiş ki, başkalarına sınav yapıyor” itirazı gelmişti. Yani; dilin kemiği yok ve her tarafa dönüyor. Bu süreç şeffaf olarak yapılmazsa, görevde yükselmelerde tecrübe, bilgi, ilgi, görgü ve diploma esas alınmazsa bu tartışmaların da sonu gelmeyeceğe benziyor.  

Liyâkat kavramına dair bu değerlendirmelerden sonra “liyâkatsizliğin argo ve avamî karşılığı olarak da kullanılan “torpil” kavramı ise sözlük anlamının çok dışında manalarda mecazi olarak; “kayırma, arka çıkma” anlamında kullanılmakta. Askerî bir terim olarak; savaş gemilerinde sualtı silahı olarak kullanılan büyük bomba olarak tanımlanan kavramın; kayırma, arka çıkma, destekleme anlamlarına nasıl dönüştüğünü de etimologlar değerlendirir herhalde. Aslında liyakatsizlik sözlüklerde daha çok “iltimas” kavramıyla ifade ediliyor. İltimas; haksız yere, kurallara ve yasalara uymadan kayırma yapma ve arka çıkma, öncelik ve ayrıcalık tanıma olarak açıklanmaktadır.  Torpil ve iltimas iddiaları o kadar çok dillendiriliyor ki, bir işten bahsedilirken, konuşmanın sonu “torpil bulmazsan bu iş olmaz” cümlesiyle bitiriliyor. Torpil, iltimas kavramları yanında birde “nepotizm” kavramı da kullanılmakta. Bu kavram; daha çok, akraba kayırma, yakınını kayırma anlamını ifade etmektedir.  

Konuyla ilgili şahit olduğum bir olay şöyle: vatandaşın biri bir devlet kurumuna işe girme sürecinde, kurumun yetkililerine ulaşıyor ve çocuğunun işe alınması için çok farklı kanallardan yetkililere ulaşıyor. Kendisine, sınav puanının belirleyici olduğu bilgisi veriliyor. Kendisi tatmin olmuyor, kurumu zan altında bırakan ifadelerle “torpilsiz iş mi var, kimi kandırıyorsunuz” diyor. Süreç sonunda ilgilinin çocuğu puan üstünlüğüne göre işe girmeye hak kazanıyor. Torpil yaptırmak isteyen kişi ile torpil yaptıramadığı kişi bir ortamda karşılaştıklarında, yönetici pozisyonunda olan kişi; “senin bir çocuğun vardı, ne oldu işe yerleşti mi?” diye soruyor. O da “evet yerleşti” diyor. Bu defa yönetici, “kime torpil yaptırdınız?” diyor. İşe girenin babası: “valla, hakkıyla girdi”, diyor. Bu örneği, memlekette torpil-iltimas-nepotizm yok demek için vermedim. Bütün örnekler torpil algısı üzerinden verildiği için, farklı örnekler de var demek istedim.  

Es-selam.  

D E V A M  E D E C E K