İnsanların kutsalına hep saygı duymuşumdur.

Çünkü kutsala saygı duyarsam karşı taraftan da kutsalıma saygı duymasını bekleme hakkım doğuyor.

Yoksa tek taraflı bir saygı ilişkisi kabul edilemez.

Böyle bir saygı ilişkisi de ancak baskı yani despot iklimlerde kendini gösterir ve boy verir.

Tek taraflı bu saygı bir kere ikiyüzlü bir saygıdır. Başa gelen çekilir saygısı da diyorum buna.

Saygının tek taraflı dahi olmaması ise kavga ve akabinde savaş demektir.

Son günlerde haber bültenlerinde izlediğimiz İsrail’in Filistinlilere yönelik saldırıları fikir ve ibadet özgürlüğüne saygısızlığın ötesine geçerek kavgaya dönüşmüş, bilahare savaşa... Savaşlar, insanlık suçunu da beraberinde getirir.

Lakin toplumların ortaya çıkan bu kötü tablodan sorumlu tutulmaması lazım. Bu savaşı körükleyen ağababaları ifşa ederek onlara laf etmek elzem. Yoksa olay, Yahudi olana ya da Müslüman olana öfke patlamasına yol açıyor. Savaşları körükleyen ağababalar, bu gürültünün ortasında insanları biribirine düşürerek gözden bir güzel kayboluyorlar.  Ve meydan hiçbir şeyden haberleri olmayan ve savaşa da niyetleri olmayanlara bırakılarak ortaya insanın insanı kırdığı görüntüler çıkıyor. Ne acı!.. Binaenaleyh önce bu savaş körükleyicilerini ve savaşlardan nemalananları ifşa etmek önceliğimiz olmalıdır... Her taraftan da var. 

Bu bakımdan düşünürsek Yahudi toplumu, fanatikleri hariç, Filistinlilere asla garaz beslemiyor.

Filistinli Müslümanlar ile Yahudilerin birlikte bir yaşama kültürü oluşturup geliştirmesi de asla ütopya değil. Şöyle ki:

Osmanlı toplumunda Yunan, Ermeni, Rum, Arap, Balkan toplulukları sömürücü kışkırtmalardan nasiplerini alıp Osmanlıya kazan kaldırmışlar, bayrak açmışlar, cephe almışlardır. Lakin Osmanlı yıkılana değin Yahudi toplumunun kışkırtmalara ayak uydurmadığı aşikardır... Kimi zaman da Osmanlı padişahlarının en yakınındaki adamlar, danışmanlar Yahudilerden olmuşlardır. Hatta Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşundan 10-15 yıl sonra Almanya Şansölyesi Hitler’in zulmünden kaçarak Türkiye’ye sığınmış olan Yahudi bilim insanlarını görüyoruz. Ve bu bilim insanları,  yetkin oldukları bilim alanlarındaki icraatları ile üniversitelerde atılımın öncü rolünü üstlenmişlerdir. Düşünün Yahudiler güvenli liman olarak bir Müslüman ülkeyi görüyor. Tarih sayfalarında bunun çok örneği var.

Evet, tarihte Yahudi toplumu, Müslüman topluluklarla asla bir sorun yaşamamıştır. Ta ki 19. yüzyıl sonlarından başlamak suretiyle 20. yüzyılı içine alacak şekilde, 21.yüzyıla kadar yani bu zamanlara değin...

Yahudi toplumunu daha ateşli hale getirerek bu toplumun sömürücü tezgahlarında nifak tohumu gibi değerlendirilmesinin önünü açan ve 19. yüzyılın sonlarında baş gösteren fikirsel altyapı yani Siyonizm meydana çıkıyor. Aslında Hitler’in Yahudilere zulmü ile bu fikir, kendine daha da geniş bir alanda top çevirme fırsatı buluyor. Ve Yahudi toplumunun bir hal çaresine bakılması üzerinde yoğunlaşılması ile Siyonizm de bundan nemalanmış oluyor. Ve Siyonistler, Yahudilerin nasiplerine düşen Orta Doğu parçasını da bu fikriyattan beslene beslene yani nemalana nemalana genişletiyorlar. Müslüman Araplar ile birkaç kere savaşa tutuşuyorlar. Kazandıkça da hız kesmiyorlar. İnanınız, hızını alamayanlar bir avuç fanatikler ve nekrofil aristokratlar... Müslümanlar arasında da bir avuç kadar fanatik ve nekrofil aristokrat yok mu? Var. 

Şunu unutmamalıyız ki Yahudiler de Müslümanlar da dünyalıdır. Hristiyanlar da Budistler de Hindular da... Ve asla aralarında bir sorun yoktur. Sorun çıkaranlar, insanı insana kırdıranlar insanlıktan nasiplerini almamış olan hastalıklı bir avuç kitledir. Bu kitlenin içinde her telden, her dinden, her milletten insan görünümlüler vardır. Bu kimselerin oyunlarına gelmemek lazım. Sizi Yahudi düşmanı yapmak isteyenlere, Müslüman düşmanı yapmak isteyenlere asla prim vermeyiniz. Zira o kimseler, savaş oyunlarında kullanmak üzere adam toplamak ya da devşirmek için insanları inandıkları dinler üzerinden kışkırtma yollarına girişiyorlar. Böylece öfke, intikam duygularını da körüklüyorlar. 

Halbuki ömür dediğin göz açıp kapayıncaya kadar geçip gidiyor. Bu kadarcık bir süreyi de öfke ve intikam duyguları ile geçirmemeliyiz bence. Çünkü öfke bir yüktür. İnsana ağırlık yapar. Bu bağlamda dünya insanının -ister Yahudi olsun ister Müslüman- sevgiye, barışa prim vermeleri bu nekrofil sömürücülerin ve ağababaların her türlü tezgahını ve oyununu tarumar edecektir. 

Asla aklınızdan çıkarmayınız şunu:

‘‘Senin dirini değil, ölünü severler. Dirine dünyada her şeyi çok görürler, ölünü de yere göğe sığdıramazlar.’’

Bu nekrofillere son sözüm şudur:

‘‘İnsanları öldüren ve birbirine kırdıran oyunlarınızı ötede oynayın. Savaş hazlarınızı kendi öz çocuklarınız üzerinde yaşamayı deneyin! Ne Yahudi ne de Müslüman çocuklar, sizin oyunlarınızın oyuncakları değiller... Kendinize dünyayı bal ediyorsunuz, insana dünyayı zehir etmeyin hiç değilse... ’’

Ne diyor Tevifk Fikret:

‘‘Milletim insanlık, vatanım yeryüzü...’’

Sayglarımla...

Yusuf SEVİNGEN