Bazıları için ise anlaşılmamak önemli oluyor.


Çünkü anlaşıldıklarında, aslında anlaşılmayan bir şeyler söyledikleri ortaya çıkıyor. Bu tipler, safsataları ortaya çıkmasın diye bazı şeylerin savunucusu gibi görünüp kahramanlık cakası satıyorlar. Caka'nın cilalı olması için de bazen kendi kültürlerini küçümseyip, batı kültürünün amansız takipçisiymiş gibi davranıyorlar bazen de din, inanç ve milliyetçilik konusunda “yeni yaklaşım ve anlayışları” amansız savunuyor, bayraktarlığını yapıyorlar...


İşte bu yüzden birileri Merdiven altı entelektüelliği, merdiven altı dindarlığı ve merdiven altı milliyetçiliği yapıyorlar bu ülkede, yapmaya da devam edecekler.


Onları hiçbir zaman net olarak göremedik çünkü bazen karanlıkta çıkıyorlar; sahte bir ışık gibi, bazen aydınlık bir anda karabulutlar gibi kapatıyorlar ışığımızı…


Işık, net değilse renk te net değildir. İnsan, renkten renge giriyorsa ışık kaynağında sorun var demektir ve tanımlanamıyordur.


Bunun başka bir ifade şekli de var. Bu tür insanlara bukalemun diyoruz.
Bukalemun?


Sürüngenlerden olan, bulunduğu yere göre renk değiştiren; renk değiştirme özelliği ile tanınan, dilinin uzun olması nedeni ile de böcekleri yakalayarak böcek yiyerek beslenen yaklaşık 25 ile 35 cm uzunluğunda dört ayaklı yavaş hareket eden bir sürüngen hayvandır. Fakat toplumda kendi çıkarını düşünen kendi çıkarı doğrultusunda hareket eden kendi çıkarı için sürekli fikir değiştiren yani çıkarı için renkten renge giren kişilere de bukalemun denilir.


Bukalemun her renge girer ama bukalemunun rengi yoktur.


Aynı türden olan timsahların rengi garip, tipi korkunç olsa da bir kimliği vardır. Veya bir kertenkele yine o türden bir canlı olarak küçüktür, ürkektir ama onun da bir kimliği vardır.


Kendi gibidir.
“Mış gibi” değildir.
İnsan da net olmalıdır.
“Mış gibi” olmamalıdır.


Son zamanlarda maalesef rengi net olan insan pek göremiyoruz. Işık kaynağı değişiyor bazı kesimlerin ve dolayısı ile rengi de değişiyor. Yani ortalıkta bir rengini bilmezlik ve kendi rengini beğenmeme hastalığı var. Hanımefendi ve/veya beyefendiler buna bir de ahlaki-dini değerleri de katıyorlar ama maalesef nerede duruyorlar ve renkleri nedir fark edilmiyor. Bukalemun gibi renklerinin ne olduğu anlaşılmıyor.


Oysa her şeyin bir rengi olmalıdır. Rengi olmayan şeyi tanımlamak zor, hatta imkânsızdır.
İnsan ortama ayak uydurayım; her rengi üzerimde taşıyayım derken, bukalemun gibi renksiz kalır. Çünkü içinde tüm renkleri barındıran gökkuşağı bile çok kısacık ve sahte bir gerçekliktir.
Mantık, insanı diğer canlılardan ayırt edici en önemli özelliklerdendir. İnsanın eylemleri mantıkla çelişiyorsa içerik önemsizleşir. 


Bu günlerde bu türden mantıksızlıklarla çokça karşılaşır olduk. Hepimizin zaman hırsızlığının birinci suç ortağı olan TV programları, internet ve sosyal medyada  özellikle siyasi konular iklimden dolayı çok tartışılıyor. Tartışma, özellikle belirli bir eğitim düzeyindeki bireyler arasında geçiyor. “Mürekkep yalamış” diye tabir edilen tipler arasında daha çok. İşin içine “mürekkep yalamışlık” girince bukalemunlukta biraz daha artıyor maalesef. Çünkü yalanmış mürekkepler cinlik için kullanılıyor.
Nasıl ki uzun dilli; renk tanımsız yaratık bukalemun, uçan sineği havada yakalıyorsa, bizim mantık ilkelerinden yoksun ama dili uzun-laf ebeleri de; her gördüğü sakallıyı dedesi sanıp sözünü dinleyen safları dilleriyle yakalayıp eziyorlar. Zavallı, sinek beyinli insanlarımızda bu bukalemunların farkına maalesef varamıyor.


Bukalemunlar kaplamış etrafımızı.


Her şeyi eleştirmek mümkün ancak eleştirmek sadece yermek değildir. Hak edene hakkının verilmesi olmalıdır.


Eleştirmek birikim isteyen bir şeydir. Birikim de tek başına yeterli değildir. Birikimi mantık çerçevesi içinde kullanmak gerekir. Mantıklı düşünmek için ise kimliğin ve kişiliğin farkında olunması gerekir. Yer, zaman ve zemine göre renk değiştirmemek, kendini bir başkasıymış gibi lanse etmemek gerekir. Olduğun gibi görünüp, göründüğün gibi olmaktır.


Unutmayın bukalemunun rengi yoktur!


Ne renksin?!

İbrahim KELEŞ