Artık , 'Modası geçmeyen tek okulun' Moda İlkokulu'nun müdürüyüm.

Bir ilkokul müdürü olarak  her zaman başarıdan önce mutluluğu önceliyorum .

Eski okulumun kapısında 'Mutluluğa Açılan Kapı' yazardı.

Şimdi ise Moda İlkokulu'nun ana giriş kapısında "Çocuk gülümsemelerine açılır." yazmakta.

Beşiktaş'ta  çalışırken bölge insanına yönelik  2 tespitim vardı.

 Derdim ki; Buralarda insanlar alırken liberal verirken muhafazakar...

ve Etiler'de herkes cennete gitmek istiyor ama kimse ölmek istemiyor.

İste bu girizgâhtan sonra  bu haftaki yazımda mutluluğu ararken mutsuzluğun modern dehlizlerinde kaybolan biz zavallı bireyleri anlatmaya çalıştım.

Yazı birey olalım derken yalnızlaşıp depresyonun karanlığına teslim olmamızı anlatıyor.

Ancak Mirim,yeni bir mutsuzluk tipi var artık.

Durmadan mutluluğu aramanın mutsuzluğu.

Aradıkça daha da uzaklaşıyor.

Şair ne diyor; "Oysa defalarca sormuşlardı: Büyüyünce ne olacaksın? diye…

 “Mutlu” diyemedik.

Çünkü, çocuktuk; akıl edemedik…"

Hayatın amacını araçlarda arayan zavallılara döndük.

Etrafımda "miş'' gibi yaşayan insanları sorarlarsa diyeceğim şudur;  

"İyiydiler, hoştular, halleri vakitleri de yerinde gibiydi.

 Ama ne yalan söylemeli.

Zarif alınlarında, bakımlı ellerinde tatminsiz hırsların, umarsız arayışların yorgunluk çizgilerini gördüm sanki."

Mutluluk denen şey, içinde bir ömür geçirilen ülke değil ki bir otobüse atlanıp gidilsin.

Devamlı mutlu olmak diye bir şey yok ki formülleri olsun.

Mutluluk yok, mutlu anlar var.

Sosyal medyada miş gibi verilen pozlarla mutluluk satanların silkinip ayağa kalkmaları, etraflarına bakmaları gerekecek.

Basitçe uyum istiyoruz, anlamak ve anlaşılmak istiyoruz.

Çoğu zaman bir parça huzur istiyoruz.

 Ama bize sürekli sihirli mutluluk reçeteleri veriyorlar.

Bir yanlışlık var bu işte!

Aydınlanma çağı sonrasında bireysel hazlar ve arzular yüceltilmeye başlanınca mutluluk bir tür "kazanç" veya "başarı" gibi pazarlanmaya ve öyle de algılanmaya başladı.

Oysa sorun tam da orada!

Mutluluk için kan ter içinde mücadele etmek.

Tuhaf hattâ tutarsız değil mi?

Belki mutlu olmak için hayatla kavga etmekten vazgeçme hâlinin ta kendisidir mutluluk!

Belki hikmetine akıl erdiremeyeceğimiz bir armağanıdır Yaradanın.

Başınıza gelmiş, veya ne yaparsanız yapın zaten gelecek olumsuzluklara omuz silkip "Gönderene selam olsun" demektir, mutluluk.

Mutluluk anı yakalamak, anı görüntülemek değil anı yaşamaktır.

Mutluluk geçmişi sorgulamak, yarını kurgulamak değil, anı yaşamaktır.

Mutlu olmak her şeye sahip olmak değil, sahip olduklarını her şey yapabilmektir.

 İşte bir eğitimci olarak sorum şu;

 Başarı odaklı eğitim mi yoksa mutluluk odaklı bir eğitim mi?

Üniversite sınavlarında Türkiye 56.sı olmuş, Boğaziçi’ni birincilikle, Harvard’ı 4.00 ortalamayla bitirmiş, üstüne de Cambridge’de doktora yapmış Özgür Bolat tüm bu başarıların ardından şaşırtıcı şekilde bunların önemsiz olduğuna kanaat getirmiş ve şunları söylüyor:

“Ben Türkiye’deki insan yetiştirme modelini hem ailelerde hem de okullarda değiştirmek isteyen biriyim.

Var gücümle bunun için uğraşıyorum.

Dünyanın en saygın araştırma şirketi Gallup’a göre dünyada mutluluk sıralamasında 74.üncü sırada bir ülkeyiz.

Ailem, akrabalar, komşular, herkes, “Özgür, yine birinci olmuş!” deyince, babamı mutlu görünce, benim bilinçaltıma şöyle bir şey yerleşti:

İnsanlar, beni birinci olduğum için, başarılı olduğum için kabul ediyor ve seviyor.

Babam da…

Ben de başarımla kabul göreceğimi düşündüm.

Ve o andan itibaren de sürekli başarılı olmak için uğraşıp durdum.Sanki sadece başarılı olursam onların gözünde değerli olacaktım.

İşe yarayan neymiş biliyor musunuz?

Tek başınıza kaldığınızda, huzurlu  hissedebilmek.

Var olan durumu olduğu gibi kabul etmek.

Şimdiki aklım olsa o okullara gireceğim diye kendimi paralamazdım.

Çok bir şey ifade etmiyor aslında.

Dünyanın en depresif öğrencileri Harvard’da.

Neden?

Çünkü hepsi başarı odaklı.

Oraya giriyor ama aynı anda depresyona da giriyor.

Peki sizin için hangisi önemli?

Çocuğunuzun okuldaki başarısı mı, yaşamdaki başarısı mı?

Robin Williams niye intihar etti?

Marilyn Monroe peki?

Hollywood’un en ünlü, en başarılı insanlarından biri niye intihar ediyor?

Çünkü içindeki boşluğu, dışarıdan gelenler; başarı, para, şöhret dolduramıyor.

Yetmiyor.

 Kimseye yetmez.

Benim çocuğum ne olsun biliyor musunuz?

Bir işyerinde çalışsın, isterse garson olsun, yeter ki iç huzuru olsun.” *

Bahçelerinde lahana ekenler bizden üç veya dört kat mutlular, vesselâm.

'Carpe Diem'**

Baska ne diyem?

*Özgür Bolat

**Ânı yaşa.