Bir milletin geleceği eğitimle, eğitimin geleceği okullarla, okulların geleceği okul müdürleriyle şekillenir.  

Her ne kadar MÜDÜR, yasalar, yönetmelikler çerçevesinde uygulama yapması, hareket etmesi beklenir ise de müdürün ruh hali, cesurluğu, korkaklığı, çalışkanlığı, aktifliği-pasifliği, atak-kararsız, aşırı heyecanlı, aşırı sinirli oluşu vb. Her hali okulun eğitim kalitesini ve paydaşların motivasyonlarını doğrudan etkiler. Yine müdür yardımcılarının ve öğretmenlerin ruhsal durumları da önemlidir. Ama müdür okulun tamamını temsil etmesi nedeniyle çok daha önemlidir. 

Bence eğitim yöneticileri seçilirken belirli kıstasların yanında, yöneticinin ruhsal tepkilerini ölçen bir rapor da olmasında çok büyük yarar vardır. 

Ben meslek yaşamımda birçok okulda ruhsal dengesizliği olanların, öğretmenlik yaptığına, yöneticilik yaptığına şahit oldum. Hepimizin çevresinde de böylelerine rastlayabiliriz.
Okul müdürü her zaman öğrencinin gözünde, öğretmenin gözünde, velinin gözünde rol modeldir. Bir okuldan bahsederken eğer müdürü çeşitli vasıfları taşımıyorsa, tüm okul için “kötü okul”, ya da tersi, müdürün olumlu vasıfları varsa, “iyi okul “genellemesi yapılır. Bu niteleme okuldaki öğrenci sayısını da etkiler. İyi okula çok öğrenci gelmek isterken, kötü okuldan çoğu gitmek ister. Bundan dolayı “OKUL MÜDÜRÜ KADARDIR” demişler.

Anarşinin kol gezdiği yıllar… Heybetli, iri yarı bir müdür, beklendiği gibi çıkmamış okulda her gün yaşanan olayları önleyememiş, kısa sürede istifa etmişti.  

Ertesi gün kaymakam, okuldan başka bir öğretmeni geçici olarak müdür olarak görevlendirdi. Yeni müdür eskisiyle kıyaslanınca, onun yarısı kadar boyu ve cüssesi vardı. Yine öğrenciler arasında kavga çıkmıştı, ama yeni müdür öğrencilerin ortasına dalmış, herkese bağırıyor- çağırıyor, itiştiriyor, kimsede ona karşı gelemiyordu. Cesur yürekle kısa zamanda okula huzur, disiplin gelmişti. Okulda eğitim-öğretim huzur içerisinde devam ediyordu. Tabi ki üniversite başarı da arkadan gelmişti. Cesaretin boyda posta, cüssede değil yürekte olduğu bir kez daha ortaya konmuştu.

Yasa dışı olayların yoğun olduğu bir beldede müdür olarak göreve başlamıştım. Öğrenciler çeşitli şekillerde benim cesaretimi test ediyorlardı. Her defasında da karşılığını alıyorlardı. Bir gün kapıya kanlı gömlek asmışlardı. Yani ölümle tehdit ediliyordum. Öğretmen arkadaşlar çok korkmuşlardı. Güvenlik güçlerine ve il-ilçe milli eğitim müdürlerine durumu iletmiştim. Hepsi de ilgililerle konuşuruz, diye baştan savmışlardı. İş başa düşmüştü. Öğretmen arkadaşlara, merak etmeyin, milli eğitim müdürü, kaymakam okula gelecek, diye moral veriyordum. 

Ama gelen giden yok. Bir taraftan okulun önüne sokak serserileri gelmekteydiler. Yani beni sindirmeye, bir başka deyişle devleti oradan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Ama ben müdürün korkmasının ne anlama geldiğini çok iyi biliyordum. Önce okul içerisinde, sonra okul kapısında sorun yaratanları üzerlerine giderek, korkmadığım hissettirerek okuldan uzaklaştırmıştım. Kantinci; “Müdürüm senin bırak kendini, araban bile göründüğü zaman okulda her şey düzeliyor” diyordu. Hatta gece 2 de, 3 de okulu kontrole geliyordum.  

Öğrencilerim ve öğretmen arkadaşlarım bu huzur ortamında eğitimi sürdürmenin karşılığı alıyorlardı. Yeni açılan gecekondu lisesinden birçok öğrenci üniversiteyi kazanmıştı. 

Muhakkik olarak gittiğim bir okulda, okulun döküklüğünü gördüm. Müdüre,”Hocam okul neden dökük” diye sorduğumda;” Hocam devlet yapsın, bana ne?” diye cevap verdi. Hocam devlet kim?  Sen burada devlet değil misin? İlgili yerlere başvurunu yaptın mı, yaptıysan takibinde bulundun mu? Sorular bir anlam taşımıyordu. Kadrolu olmanın verdiği güvenceyle pişkince oturuyordu. 

Ortaokula tayinim çıkarsa rahat edeceğimi düşünerek, tayin istemiştim. Başka ilçede bir ortaokula müdür olarak atanmıştım. Tabi liseye göre daha rahattı. Öğrencileri yaşlarının küçük olması, disiplin sorununu azaltıyordu. Ama burada da çevrenin sorunları okula yansıyordu. Bir gün bir gurup sokak serserilerinin okulun kapısında öğrencilere laf attığını haber verdiler. Nöbetçi öğretmenler ve müdür yardımcısı, arkasında da öğrenciler telaşla odama doldular. Kapıdaki durumu haber verdiler. 

 Hemen fırladım. Çıkarken arkam epey kalabalıktı. Kapıya varırken arkama baktığımda kimse kalmamıştı. Ama ben aynı hırs ve cesaretle grubun üzerine dalmıştım. Hepsi bir tarafa kaçışmıştı. Bir daha da gelemediler. Eğer ben de diğer arkadaşlar gibi sinseydim, sanırım orada huzurlu bir eğitim yapma şansımız kalmazdı.
“Buradaki iradem, cesaretim olayları başlamadan bitirmişti. Artık okulumuz en başarılı, en disiplinli, en güvenilir okul olmuştu. Ve TEOG da ilçenin en başarılı okuluydu. 

Öğretmen olarak çalıştığım bir okulda da müdür çok pasifti. Ama muavinlerden birisi bu açığı kapatıp öne çıkmak istiyordu. Bu durum önce diğer muavinler arasında, sonra da öğretmenler arasında hoşnutsuzluğa neden olmuştu. Çok başlılık hem öğretmenleri hem de okuldaki disiplini olumsuz etkilemişti. Tabi eğitimin kalitesi de düşmüştü.


Sonuç olarak müdür seçilirken, ruhsal durumunun müdürlük stresini kaldırabilecek,  düzeyde olduğunu belirtir bir psikiyatri raporu alması eğitimin kalitesi, paydaşların motivesi açısından çok önemlidir.  

Şemsettin CERAN
EĞİTİMCİ-YAZAR