Bir milletin geleceği eğitimle, eğitimin geleceği okullarla, okulların geleceği okul müdürleriyle şekillenir.

Evet, yazımda değinmek istediğim kesim, tüm diğer kurumlardaki müdürler için geçerli olsa da, okul müdürlüğüdür. Çünkü okul müdürü her zaman öğrencinin gözünde, öğretmenin gözünde, velinin gözünde rol modeldir. Bir okuldan bahsederken eğer müdürü çeşitli vasıfları taşımıyorsa, tüm okul için genelleme yapılır. Ya da tersi, müdürün olumlu vasıfları varsa, tüm okul içinde aynı genelleme yapılır.

80 öncesiydi, sağ-sol kavgasının yapıldığı yıllar.3 Bin nüfuslu, herkesin birbirini tanıdığı, küçük bir ilçenin lisesinin müdürü yoktu. Okuldaki öğretmenler, veliler, hem olayların önüne geçebilecek, hem de otorite kurabilecek, iri yarı, heybetli, cüsseli, sert bakışlı aynı okulda görev yapan bir öğretmenin müdür olmasını istiyorlardı. Dedikleri olmuştu. Herkes kavgaların sonlanacağını, huzurlu, iyi bir eğitimin yapılacağını düşünüyordu. İstenilen öğretmenin müdürlük koltuğuna oturmasının üçüncü günüydü. Öğrenciler arasında kavga başlamıştı. Herkes müdürün ortaya çıkarak, Heyyy ! Diye bağırmasını, araya girmesini, herkes sınıfına geçsin, diyerek kavgayı bitirmesini beklediği müdürü aradı gözleri. Ama müdür ortada yoktu, öğretmenler haber vermek için gittiğinde, müdür odasının kapısını kilitlemiş, titreyerek sağa sola gidip geliyordu. Polis olayları önledikten sonra, müdürün ilk işi İlçe Kaymakamına istifasını sunmak oldu.

Ertesi gün kaymakam, kimse kabul etmeyince, okuldan bir öğretmeni geçici olarak müdür olarak görevlendirdi. Yeni müdür eskisiyle kıyaslanınca onun yarısı kadar boyu ve cüssesi vardı. Yine öğrenciler arasında kavga çıkmıştı, ama yeni müdür öğrencilerin ortasına dalmış, herkese bağırıyor- çağırıyor, elinde bir sopa ile dinlemeyene yapıştırıyor, kimsede ona karşı gelemiyordu. Mangal gibi yürekle kısa zamanda okula huzur, disiplin gelmişti. Okulda eğitim-öğretim huzur içerisinde devam ediyordu. Tabi ki üniversite başarı da arkadan gelmişti.

Cesaretin boyda posta, cüssede değil yürekte olduğu bir kez daha ortaya konmuştu.

Öğretmen olarak yaşadığım bu olay, benim belleğimde çok önemli bir yer etmişti. Başarılı bir müdürlük için hiçbir şeyden korkmamak gerektiğini beynime kazınmıştı. Aynı lisede ben de sonradan müdürlük yaptım. Uyguladığım disiplin sayesinde üniversiteye girme başarısını yakaladım ve lisenin tarihinde,üniversiteye en çok öğrenciyi gönderdim..

Sonradan bölücü sempatizanlarının yoğun olduğu başka ilde bir lisede müdür olarak göreve başlamıştım. Öğrenciler çeşitli şekillerde eğitimi engellemeye çaqlışıyorlar, benim cesaretimi test ediyorlardı. Her defasında da karşılığını alıyorlardı. Bir gün kapıya kanlı gömlek asmışlardı. Yani ölümle tehdit ediliyordum. Öğretmen arkadaşlar çok korkmuşlardı. Güvenlik güçlerine ve il-ilçe milli eğitim müdürlerine durumu iletmiştim. Hepsi de ilgililerle konuşuruz, diye baştan savmışlardı. İş başa düşmüştü. Öğretmen arkadaşlara, merak etmeyin, herkes bizim arkamızda, milli eğiti müdürü, kaymakam okula gelecek, diye moral veriyordum. Ama gelen giden yok. Bir taraftan okulun önüne sokak serserileri gelmekteydiler. Yani beni sindirmeye, bir başka deyişle devleti oradan uzaklaştırmaya çalışıyorlardı. Ama ben müdürün korkmasının ne anlama geldiğini çok iyi biliyordum. Önce okul içerisinde, sonra okul kapısında sorun yaratanları okuldan uzaklaştırmıştım. Kantinci; “Müdürüm senin bırak kendini, araban bile göründüğü zaman okulda her şey düzeliyor” diyordu. Hatta gece 2 de, 3 de okulu kontrole geliyordum. Böyle bir okulda dört koca yıl görev yaptım.

Çok yıpranmıştım, şeker hastalığım ortaya çıkmıştı. Ortaokula tayinim çıkarsa rahat edeceğimi düşünerek, tayin istemiştim. Başka ilçede bir ortaokula müdür olarak atanmıştım.

Tabi liseye göre daha rahattı. Öğrencileri yaşlarının küçük olması, disiplin sorununu azaltıyordu. Ama burada da çevrenin sorunları, her yerde olduğu gibi okula yansıyordu. Bir gün bir gurup sokak serserilerinin okulun kapısında öğrencilere laf attığını haber verdiler. Nöbetçi öğretmenler ve müdür yardımcısı, arkasında da öğrenciler telaşla odama doluşlular Kapıdaki durumu haber verdiler. Hemen fırladım. Çıkarken arkam epey kalabalıktı. Kapıya varırken arkama baktığımda kimse kalmamıştı. Ama ben aynı hırs ve cesaretle grubun üzerine dalmıştım. Hepsi bir tarafa kaçışmıştı. Bir daha da gelemediler. Eğer ben de diğer arkadaşlar gibi sinseydim, sanırım orada huzurlu bir eğitim yapma şansımız kalmazdı.

Aynı okulda ilkokulla bahçe ortak kullanılıyordu. Bir gün öğle tatilinde akli dengesi bozuk biri, bir çocuğun kulağını çekmiş. Dışarıdan “çocukları taciz ediyorlar” diye bir hengâme, bir gürültü kopmuş, yüzlerce veli okulda toplanmıştı. Herkes haber vermek için ilkokul müdürünü arıyordu, haber vermek için odasına gidenler müdürü yerinde bulamamışlar. İlkokul müdürü kalabalığı görünce okuldan kaçmış. Bir anda o kalabalık benim odama yığılmıştı. Mazlum olarak beni seçmişlerdi. Dinlemeye çalışırken kalabalığın hızla arttığını fark ettim. Hemen güvenlik güçlerine telefon ettim. Bu arada kalabalığın bahçeye toplayarak bir konuşma yaptım; “siz merak etmeyin, duruma ben el koydum, bundan sonra öyle bir kişi değil okulun bahçesine, çevresinden dahi geçemeyecek. Lütfen bana güvenin ve dağılın. “

Daha önceki yaptıklarımı hatırlayan veliler, bu müdür çok cesur, gözünü budaktan sakınmaz, bundan sonra kimse gelemez şeklinde aralarında konuşarak dağıldılar. Güvenlik güçleri, kalabalık dağılıp, her şey bittikten sonra geldi.

Burada da yaptığım çıkışlar, olayları başlamadan bitirmişti. Artık okulumuz en başarılı,en disiplinli, en güvenilir okul olmuştu. Ve TEOG”da da ilçenin en başarılı okuluydu.

Sonuç olarak müdür korkak olursa, her şeyi başkasından beklerse, okulda dirlik düzenlik, otorite ve en önemlisi huzurlu bir eğitim- öğretim olmaz.

Boşuna dememişler;”Okul, müdürü kadardır.”  

Şemsettin CERAN
[email protected]
EĞİTİMCİ-YAZAR