Ah Mirim, kusursuzu arıyor, kusursuzu oynuyoruz. İnstagram'da gezindiyseniz bir şey dikkatinizi çekmiştir. Bu platformda herkes cool, herkes neşeli, herkes zengin ,herkes havalı ve herkes mutludur. Herkes miş gibi yapar. Mutluymuş, dertsizmiş, zenginmiş… miş miş miş…

Bak bir varmış, bir yokmuş…

"Efsaneye göre 15.yy'da Japon hükümdarının çok sevdiği çay kasesi kırılıyor ve hükümdar ustalardan bir çözüm bulmalarını ister. Ustalar kâsenin parçalarını birleştirip, çatlakların göründüğü yerlerin üzerini altın tozu ile daha da belirginleştirir. Hükümdar tarafından büyük beğeniyle karşılanan bu tamir işlemi, devam eden yıllarda çok özel bir el sanatı -Kintsugi- olarak tanınır. Hatta kırıkları özel tozlarla kaplanan objeler, eski halinden daha da değerli hale gelir.”

Okuduklarım diyor ki; Kintsugi, Japon felsefesi wabi-sabi’ye dayanıyormuş.  Wabi-sabi'ye göre bir eşya ya da insan bir hasara uğramış, bir acı çekmiş ise bundan bir ders alır ve bu konuda bir hatıraya sahip olur. Bu sebeple artık daha önceki halinden çok daha güzel ve değerlidir.

Nice güzelliğin kırılır kırılmaz değerini yitiriverdiği şu dünyada, kırılmaya bir yok oluş, bir değersizlik değil de; yepyeni bir varoluş biçimi olarak bakan bu sanatı ve yaklaşımı ben çok sevdim...

Leonard Cohen'in sözlerindeki gibi;

“Kusursuzluğu unutun. Her şeyde bir çatlak vardır, ışık içeri ancak böyle girer.”

Yaşam yolculuğunda vardır çatlakların, can kırıkların elbet. Gizlemek, görmezden gelmek yerine; her bir izi şefkat ve gururla sergilemek için bir vesile olsun diye..."

Bütün öğrencilerime ve velilerime anlattığım bir öyküyü sizlerle paylaşmak isterim;

Öğretmen, 2 öğrencisine birer sepet verir ve bahçeye elma toplamaya gönderir.

"En tatlılarını getiren mezun olur. " der.

Öğrenciler 1 saat sonra dönerler. Bir tanesi, arkadaşının sepetine yan gözle bakıp kendi getirdiklerinin muhteşem göründüğünden emin olmanın rahatlığıyla koyar sepetini ortaya . Her biri tornadan çıkmışçasına muntazam, pürüzsüz, göz alıcı elmalar ondadır.

Ardından diğeri koyar sepeti. Eğri büğrü, kötü görüntülü, ezik,  tomurcukken yağmur değmiş, yaralı bereli ne kadar elma varsa toplamıştır.

Öğretmeni sepeti alır ve "Yolun açık olsun" der ve uğurlar öğrenciyi.

Diğeri "Nasıl olur! " diye hayıflanır; bir kendisinin bir giden öğrencinin elmalarına bakarak...

Öğretmen çakısıyla birer parça keser; bir onun harika görüntülü elmasından, bir de giden öğrencinin yaralı bereli elmasından...  "Tat" der. "En tatlısını dedim, kabuğu en güzel olanını değil." diyerek uzaklaşır.

1.Gerçekten de  pazardan aldığınız, üzerine dolu değmiş meyvenin o kısmını koklayın ve tadın, bal gibidir. Kuşların gagaladığı o yer çok tatlıdır.

2.O zaman yaralanarak büyüyor, yaralandıkça tatlanıyoruz, yaralarımızla güzeliz hepimiz .

Kadim kuralı unutmadan kalp kırmadan yaşamaya bakalım.

Unutmayalım, hayat iki kelime;

Hoş geldin,

Güle güle.

Vesselam.

Erhan Ziya SANCAR
Eğitimci Yazar