Konu malum eski İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinde telafi eğitimi diye bir şey yoktu, sadece “Yetiştirme Kursları” düzenlenmişti ve bu başlık altındaki 50. Maddesinde düzenlenmiş olan “İlkokul 4 üncü sınıf ile ortaokul ve imam-hatip ortaokullarında ders yılı içinde öğretmensizlik, salgın hastalık ve doğal afet gibi nedenlerle boş geçen dersler için öğretim yılının ikinci döneminde yetiştirme programları uygulanır.” Şeklinde hüküm vardı.

 

Oysa 26 Temmuz 2014 tarihinde yapılan değişiklikle yeni adıyla Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi ve İlköğretim Kurumları Yönetmeliğinin “Telafi Eğitimi ve Yetiştirme Programı” başlığı altından 33. Maddesinde Yetiştirme Kurslarının başına “Telafi Eğitimi” eklenerek “İlköğretim kurumlarında; eğitim ve öğretimi aksatacak nitelikte olağanüstü durum, sel, deprem, hastalık, elverişsiz hava şartları gibi nedenlerle il veya ilçe hıfzıssıhha kurulunun kararı ile gerekli gördüğü ve mahalli mülkî idare amirinin onayladığı durumlarda okullarda eğitim ve öğretime ara verilir. Bu gibi durumlarda öğrencilerin derslerinde eksik kalan konularda telafisi için okul yönetimleri ve il/ilçe millî eğitim müdürlüklerince gerekli önlemler alınır.” Şekline dönüştürülmüştür. Özetle yeni yönetmeliğe telafi eğitimi eklenerek elverişsiz hava şartları nedeniyle tatil olan günlerle yani kar tatillerinde işlenemeyen derslerin telafi edilmesi zorunlu hale gelmiştir.

 

Bu konuda bir diğer yasal düzenleme ise okulların bir ders yılında iş günü meselesidir. Zira bu konuda yönetmeliğin 5. maddesi “ …ders yılı süresinin 180 iş gününden az olmaması esastır.” Şeklinde düzenlenmiştir.  Daha önceleri 180 iş gününden az olmaması zorunlu idi. Dikkat edilirse son yıllarda “…esastır” kelimesiyle bu zorunluluk yumuşatılmış ve esnetilmiştir. Yani esas olan 180 iş günü olmakla beraber, zorunlu hallerde buna yakın da olabilir demektir. Dolayısıyla bu açıdan da telafi eğitiminin çok gerekli ve zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır.

 

Doğrusu çocukların eğitiminden geri kalmasına kimsenin gönlü razı olamayacağı gibi gerçek manada yapılacak olan telafi eğitimiyle bu açıklarının kapatılmasına da sırf çocukların eğitimi adına kimsenin itirazı olamaz. Eğitim camiasının vicdan terazisi bu durumu doğru tartacak kadar hassastır. Lakin itirazımız, bu işin arkasını önünü çok boyutlu olarak düşünmeden gerçekten uygulanabilir şekilde yasal alt yapısını oluşturmadan göstermelik olarak yarım yamalak “mış gibi” yapılmasınadır.

 

Nitekim bu telafilerin ne zaman yapılacağı, kadrolu ve ücretli öğretmenler için ekders ödeme durumu vb. düzenlemelerin de Ekders Kararında eş güdümlü olarak düzenlenmesi gerekirdi. Zira hâlihazırda bu konuda bir kafa karışıklığı olmakla beraber, mevcut yasal duruma göre kar tatilinde öğretmenlere ödenen ekders zaten toplu sözleşme hakem heyeti kararıyla kazanılmış hak olduğu için telafi eğitimi yapan öğretmenlere ayrıca ekders ödenmesi bence tartışmaya kapalıdır. Keza ücretliler sadece girdiği dersin ücretini aldıkları için kar tatilinde ekders alamazken telafi eğitiminde girdikleri ders sayısı kadar ekders alacaklar demektir, bunda da sorun yok. Ancak, kadrolu öğretmen haftada +10 saatten; ücretli öğretmenler ise hafta 30 saatten fazla alamayacakları için burada sorun çıkmaktadır. Özellikle de normal zamanlarda 30 saat derse giren ücretli öğretmenler telafi eğitimi için derse girdiğinde bu saatler için ekders alamayacaklar demektir. Bu da doğal olarak hak kaybı demektir. Bu tür düzenlemeler Ekders Kararında pekala yapılabilirdi.

 

Ayrıca telafi eğitimin ne zaman yapılacağı düzenlenmediği için her okul farklı uygulamakta ve tam bir karmaşaya neden olmaktadır. Zira ikili eğitim yapan okullar zorunlu olarak hafta sonu yapmakta iken, normal eğitim yapan okullar ders bitiminden sonra yapabilmektedir. Örneğin tatilde yapılacağı yönünde de bir düzenleme olabilirdi.

 

Hafta sonu yapılan telafi eğitimine katılımın olduğunu zannetmiyorum, çünkü gelmeyen öğrenci için devam konusu ile ilgili de özel bir düzenleme olmalıydı. Hafta içi nispeten katılım daha fazla olsa bile altı ya da yedi saatten sonra derslerin verimli olduğunu söylemek zor. Daha doğrusu telafi eğitiminin tümü için verimden söz etmek bile imkansız, dedim ya “mış gibi yapmaktan” öte bir anlam ifade etmeyeceği zaten bu düzenlemeyi yapanlarca da malumdur.

 

Öyleyse bu dostlar alışverişte görsün babından yapılan bunca karmaşa neden? Dahası bu telefi eğitimi için ödenen ekdersler, doğalgaz, elektrik, su ve emek israfı neden?  Bu durum kamu zararı değilse nedir? Üç kuruşun hesabını kamu zararı diye okul yöneticilerinden soran devlet, bu milyonlarca para israfına ve de kamu zararına kendisi bilerek neden imza atar… Hani okulların hizmetlisi, temizliği, kırtasiye masrafı vb. söz konusu olunca ödenek yok diyenlere ithaf olunur. Ödenek bal gibi varmış da sizin eğitim gibi bir derdiniz ve önceliğiniz yokmuş meğer…

 

Sözün özü bundan böyle dualar kar yağmasın diye edilecek vesselam.

 

Cafer GÜZEL