Kamuajans.com - Milli eğitim camiasında en çok sorgulanan konulardan birisi de, Milli Eğitim Bakanlığının, isminin başındaki ‘Milli’ nitelendirmesinin hakkını verip veremediği ile ilgilidir.

Bakan Özer: Amaçları öğretmenlerimizin bu haktan yararlanmasını engellemekti Bakan Özer: Amaçları öğretmenlerimizin bu haktan yararlanmasını engellemekti
Kamuajans.com - Türk Milleti’nin emperyalizme karşı bütünleşip kazandığı bir kurtuluş savaşının ardından elbette ki, Eğitim Bakanlığı, önüne ‘milli’ nitelendirmesini hak etmiştir. Yalnız, yukarıda sorguladığımız üzere bazı sorular da aklımıza gelmiyor değil. 

Bakanlık, isminde okunan bu niteliği eğitim-öğretim ile ilgili tüm alanlara fiilen yansıtabiliyor mudur? Yoksa, eğitim öğretimi ilgilendiren ortamlarda ve alanlarda, cumhuriyet tarihimiz içinde upuzun yıllardan beridir milliliğin esamesi dışında okunan fiili bir yanı bulunmamakta mıdır? 

Evet, bu sorgulamalar, cumhuriyet tarihimiz içinde upuzun yıllar boyunca yapılmıştır aslında. Ama ne yazık ki, istendik ve beklendik sonuca bir türlü kavuşamamıştır. 

Onun için bu sorgulamayı, belli bir döneme ithafen yapmamakla birlikte, milli bir duruş sayesinde ülkemizi düşman işgalinden kurtarıp bizlere korumamız ve kollamamız gereken bir vatan ve devlet bırakan yüce Türk Milleti adına yapmayı kendi açımdan bir sorumluluk, görev ve borç sayıyorum. Başlayalım o zaman. Şöyle ki; 

‘Milli’ sözcüğünü internet ağ bağlantısı üzerinden TDK şöyle tanımlamıştır: 

millî 
sıfat (milli:) Arapça millī 

1. sıfat Milletle ilgili, millete özgü, ulusal 

Pekala, bu bağlamda, bizlerin ‘milli’ sözcüğünden anlayacağı ne olmalıdır? 

Bizim ‘milli’ sözcüğünden anlayacağımız; bu devleti ve bu vatanı anti-emperyalist bir duruş ile emperyalist işgalden kurtararak kuran Türk Milleti olmalıdır. 

Bahsettiğimiz bu Türk Milleti ise, Prof. Dr. Afet İnan'ın “Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları” kitabında, M. Kemal ATATÜRK’ün kendi el yazısıyla tanıtılmıştır, Türk Milleti’ne vatanın kurtuluşunda ve yeni devletin kuruluşunda önderlik eden M. Kemal’in kaleminden çıkan tanımlama aynen şöyledir: ’’ Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir” 

Tanımlamada da görüleceği üzere Türk Milleti, ne bir etnisiteye ne bir mezhebe ne de başka bir ideolojik-inançsal esasa dayanmaktadır, yalnızca ve yalnızca, emperyalizm işgalinin karşısına, belirlenen vatan ve yurt sathının savunması niyeti ile o vatan topraklarında yaşayan halkların bütünleşmesi sonucunda ortaya çıkarak, halkların bir devlet çatısı altında, beraber savaşarak kurtardığı vatan toprakları üzerinde yaşayabilmesi için bir temel zemin oluşturmuştur. Ve bu bütünleşme sonrasında kazanılan vatan sathı üzerinde kurulan devletin her bir ferdi, özgür ve eşit birer Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı ve Türk Milleti’nin bir parçası olarak tüm dünya tarafından kabul görmüştür. 

Bu bakımdan düşünüldüğünde diyebiliriz ki, bir Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı kendisini Türk Milleti’nin bir parçası ya da ferdi olduğunu hissedebiliyorsa, bu hissiyat milli duruşu her daim besleyecektir. İnanınız, bu duruş hem kurumsal bazda hem yurttaş bazında milli pozisyonunu asla bozmayacaktır ve ondan asla taviz vermeyecektir. Çünkü; 

Millilik, Türk Milleti’ne adanmışlıktır. 

Millilik, Türk Milleti ile aidiyet-iltisak-iltihak-irtibat kurabilmektir. Asla ama asla başka yapılarla ya da gruplarla bu bağı kurmak değildir. 

Millilik, Türk Milleti’nin hissiyatı ve düşünceleri ile aynı doğrultuda ve paralelde gidebilmektir. Asla ama asla başka yapı ya da grupların amaçları ya da çıkarları ile aynı paralelde gitmek değildir. 

Millilik, her zaman Türk Milleti’nin çıkarını ve yararını gözetebilmektir. 

Millilik, Türk Milleti için gerekiyorsa can vermektir, namlunun ucuna bir saniye bile düşünmeden bedenini koyabilmektir. 

Millilik, din ve mezhep ayrımı yapmayan, aklı-bilimi her daim öne alan laikliktir.

Millilik, her türlü dahili ve harici bedhahlara karşı uyanık olabilmektir. Bir saniye dahi gaflet içinde olmamaktır. 

Millilik, bir milletin özünü gelecek kuşaklara şuur ve bilinç olarak aşılayabilmektir 

Millilik, özdeğerlerinden kopmamaktır. 

Millilik, fark gözetmeksizin Türk Milleti’nin her bir ferdine değer ve önem vermektir.

Millilik, özünden kopacak şekilde yabancılaşmamaktır. 

Millilik, siyasi-ideolojik yönlü fikirsel ayrımlardan dolayı tarihinle savaşmamaktır, o tarih içinde bazı yüksek şahsiyetleri bulup (kimi zaman Abdulhamit, kimi zaman M. Kemal) onlarla kavga etmemektir. 

Millilik, tarihini ve o tarihin içindeki değerleri ve şahsiyetleri el üstünde tutabilmektir ve onlara toz kondurmamaktır. 

Millilik, Türk Milleti’ne karşı hissedilen sorumluluk ve onların sana karşı hissettiği güven gereği hakkı-hukuku-liyakatı gözetebilmektir.

Hülasa, millilik, Türk Milleti’nden olabilmektir ve asla unutulmamalıdır ki, millilik kimsenin tekelinde değildir, yalnızca ve yalnızca TÜRK MİLLETİ’ndedir. Ve Türk Milleti’nin elinden çıkan milliliğe her alanda ve yerde unvanımız ne olursa olsun sahip çıkabilmeliyiz. Çünkü milliliğin sahipleri yine bizleriz. Bazen öğretmeniz, bazen okul müdürüyüz, bazen milli eğitim müdürüyüz, bazen bürokratız. 

Onun için Türk Milleti’nin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir bakanlığı olan Milli Eğitim Bakanlığı, devleti kuran Türk Milleti gibi olmak zorundadır. Çünkü milliliğin aslıdır 

Türk Milleti. Ve bunun için önce ‘Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir’ şeklinde tanımlanan Türk Milleti’ni hissedebilmelidir Milli Eğitim Bakanlığı. Aslına rücu edebilmesi için şarttır. FETÖ’den arınan MEB’in bunu başarabileceğine inanıyoruz. 

Bu yolda atacağı ilk adım ise şu olmalıdır; bir sendikanın, bir derneğin, bir vakfın, bir cemaatin, bir tarikatın, bir ideolojik-inançsal-siyasal grubun kendisini ayrıcalıklı hisssetmeyeceği, kesinlikle bu tür gruplara ayrıcalıkların hiçbir alanda tanınmayacağı düzeni kurmalıdır. Şucunun bucunun bakanlığı olarak değil, Türk Milleti’nin değerli her bir ferdinin eşit görüldüğü ve Türk Milleti’nin kendisini görebildiği bir bakanlık olarak nam salmalıdır. İşte bu nam salma, Türk Milleti’nde rahatlamayı, huzuru ve ferahlamayı beraberinde getirir. 

Milli Eğitim Bakanlığının, kendisine ayrıcalık-ayrım bekleyen ve kendisinin çıkarını-yararını gözeten ideolojik, inançsal gruplara ve siyasal ve sendikal ya da genel tabirle STK’lara, Türk Milleti’nin okkalı Osmanlı Tokadını yapıştıracağına yürekten inanıyoruz. İşte bu duruş ve hareket, milli olacaktır. Bilinmelidir ki, Milli Eğitim Bakanlığı, başında büyük bir sorun olan nepotizmi (adam kayırmacılığı) bitirdiği an, milliliğe adımını atabilecektir. Ama önce her yerde ve iş/işleminde (özellikle atama-yer değiştirme ve görevlendirmelerde vs...) karşısına çıkan bu büyük sorunla yüzleşmelidir. Nepotizm, ayaklarında bu yolda bir prangadır. Bu pranga, ancak Türk Milleti adına atılan okkalı bir Osmanlı tokadı ile çözülebilir. Türk Milleti’nin kurumlarına güveni de, inancı da böyle böyle tazelenebilir. MEB’in, bunu yapabilecek özcesareti ve özgüveni vardır. Mühim olan, bunu kullanabilmektir. 

Bir insan; kendisini bir cemaate, tarikata ya da başka ideolojik-inançsal gruplara adıyorsa, onların çıkarını ve yararını gözetiyorsa, birtakım siyasal amaçlarla hareket ediyorsa, o insandan asla millilik beklemeyiniz. Çünkü o insan, milli eğitim içinde kendisini ideolojik olarak teslim eden birisidir. Milli eğitim içindeki bu insan tipi, ne yazık ki, son 50-60 yıldır, her iş/işleminde, muhtelif unvan ve görevlerde, milli eğitimimize ağır darbeler indirmektedir. Yani bu insan tipi, milli eğitime büyük zararlar vermekte, gelecek kuşaklar heba-heder olmaktadır. Bu insan tipini, milli eğitimin içinden uzak tutmak şarttır. Çünkü bu insan tipi milli eğitimin milli yönünü bertaraf etmektedir. Netice olarak, bilinmelidir ki, kurumlar içindeki insanlara göre şekil alır. Milli eğitime, kişisel-ideolojik çıkarlar ve yararlar gözetmeyen, kendisini Türk Milleti’ne adayabilen, varlığını Türk varlığına armağan edebilen ve her daim bu miletin yararını ve çıkarını kollayan insanlar gerekiyor. Sayın Cumhurbaşkanımızın da milli eğitim üzerine yaptığı konuşmalarda, bizim bu görüşlerimizi destekler nitelikte açıklamaları vardır. 

Ayrıca, MEB, önce liyakat sonra laiklik ile milliliğe kapı aralayabilir, bir ideolojik grubun, bir vakfın, bir cemaatin, bir derneğin, bir sendikanın yararını ve çıkarını gözetirse, işte o zaman bilin ki, MEB ‘milli’liğini yitirmiş demektir. Son 50-60 yıldır MEB’deki zikzakların nedeni, çıkar gruplarının habire siyasal değişmelerden sonra değişmesinden kaynaklanmaktadır. Bu zikzaklar, MEB’in ‘milli’ kalp atışlarını rapor eden kalp grafiğidir aslında. Son 50-60 yılın kalp grafiğine bakıldığında, ortada çok da düzenli ve istikrarlı ‘milli’ bir kalp atışı yoktur yani. 

Onun için önce Türk Milleti’nin her bir ferdine, ayrım yapmaksızın Milli Eğitim Bakanlığının kapılarını açmalıyız. Unutmayınız ki, millilik tek tip olmak değildir, aksine farklılıklarla kaynaşarak vatan savunmasında, vatan çocuklarının geleceğini kurmakta birlik içinde yani Türk Milleti olabilmektir. Vatanımızı kurtaran, devletimizi kuran Türk Milleti’ne, ancak fiili olarak milli yönü kuvvetli bir eğitim bakanlığı misyonu ve vizyonu içinde vatan çocuklarına güzel bir gelecek sunarak borcumuzu ödeyebiliriz. Böylece, görevimizi yapmış oluruz ve gönlümüz de vicdanımız da rahat olur. Bu rahatlık ve ferahlık ile de bayrak teslimini yapabiliriz. 

Son olarak, Sayın İlker BAŞBUĞ’un yazımızın konusuyla ilgili olduğunu düşündüğüm, ‘Sorunlarla Yüzleşmek’ adlı kitabından alıntıladığım bazı görüşlerini aşağıda sizlerle paylaşmak istiyorum: 

‘’Türkiye Cumhuriyeti; eğitim ve öğretimin ‘milli’ olmasını kuruluş gününden beri bir prensip olarak kabul etmiştir. Bu prensiplere bağlı kalınması, siyasi iktidarların eğitim ve öğretim sistemine siyasal ve ideolojik açıdan bakmaması zorunludur. Aksi takdirde yarın, bugünden daha kötü sonuçlar doğurabilir. Netice olarak, Milli Eğitim Sistemi’nin Dayanacağı Ana Prensipler şöyle olmalıdır:

-İnsan haklarının öneminin kavranılması, haklar, sorumluluklar ve özgürlükler. 
-Milletin çimentosunu oluşturacak; ‘Ortak Milli Değerler’, vatan ve millet sevgisi, bağımsızlık.
-Eğitim ve öğretim sisteminin, aklın, ilmin ve bilimin rehberliğine dayanması.
-Toplumsal eksikliklerin ortadan kaldırılması; şeref, onur, ahlak, etik ve erdemli insan olma.
-Toplumsal ve özellikle ekonomik hayata etkili ve yardımcı olabilecek nesillerin yetiştirilmesi.’’

‘’M. Kemal; 22 Eylül 1924’te Samsun’da yaptığı konuşmada, ortak milli değerlere/ortak düşünceye şöyle değinmiştir: ‘Bir toplumun mutlaka ‘ortak düşüncesi’ vardır. Varlığımızı, istiklalimizi kurtaran bütün fiiller ve hareketler milletin ortak düşüncesinin, isteğinin, kararının yüksek oluşumunun eserinden başka bir şey değildir. Eğitimdir ki, bir milleti ya hür bağımsız, şanlı, yüce bir millet halinde yaşatır, ya da bir milleti esirliğe ve yoksulluğa düşürür. Görüleceği gibi; M. Kemal eğitimi ve öğretimi hem bağımsızlığın korunması, hem de ekonomik gelişmişliğin sağlanmasında, en önemli araç olarak görmekteydi. Zaten, daha sonra yapacağı ‘milli siyaset’ tanımında bu hususu açıkça ifade etmiştir. Milli siyaset; varlığımızı korumak ve milletin gerçek refah ve saadetine çalışmaktır. Varlık ile kastedilen; ülke ve ülke toprakları üzerinde yaşayan insanlardır.’

NOT: MİLLİLİK, TÜRK MİLLETİ’NİN, AYIRMAKSIZIN, HER BİR FERDİNİN HAKKINI VE HUKUKUNU KORUMAKTIR. ONA HAKKINI VE HUKUKUNU VAKTİNDE TESLİM EDEBİLMEKTİR. VAR OLDUĞUNU HER DAİM ONA HİSSETİREBİLMEK VE ONU HER DAİM HİSSEDEBİLMEKTİR. VE HER ZAMAN MANEN VE MADDEN TÜRK MİLLETİ ADINA İŞ/İŞLEM YAPABİLMEKTİR. ‘VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN’ DİYEREK KENDİ HESABINDAN ÖNCE TÜRK MİLLETİ’NİN HESABINI ÖNCELEYEBİLMEKTİR... 

MEB’İN MİLLİ YANINI FİİLEN ORTAYA KOYMASI, ASLINDA TÜRK MİLLETİ’NİN VARLIĞINI MUHAFAZA VE MÜDAFAA ETMESİDİR... VATAN ÇOCUKLARI VE EVLATLARI DA BU MİLLİ ŞUUR İLE MUHAFAZA VE MÜDAFAA EDİLEBİLİR ANCAK... 

HER ALANDA VE YERDE TÜRK MİLLETİ OLABİLMEK DİLEĞİYLE... İŞTE SİZE MİLLİĞİN AÇIK ADRESİ... 

Saygı ile... 

Yusuf SEVİNGEN 
KamuAjans.com - Özel Haber