Gözlerimizde yaş ,ormanlarımızın yanışını ciğerimiz yana yana izliyoruz.

Ülke yangın yeri..

Siyaset arenası yangın yeri..

Sosyal medya deseniz kaos sarmalı, komplo teorileri kol geziyor.

Tarafsız yorum yok.

Soğukkanlı analiz yok.

Bilgiye dayalı yaklaşım yok.

Uzman görüşü yok.

Olumlu ile olumsuzu aynı anda ortaya koyma yok.

Meseleyi anlama çabası yok.

Bu ortam var ya bu ortam...

En az yangın kadar tehlikeli.

Ülke bizim dostlar.

Gidecek yerimiz de yurdumuz da yok..

Türk kaçmaz, yılmaz, mücadele eder, pes etmez.

 Tarih kitapları böyle diyor.

Türk'ten mülteci olmaz.

Kişilet ölür ,baki kalan millettir.

Timsah gözyaşları dökenlere de aldanmayınız.

Hele şu duman dağılsın.Kim yangını söndürüyor, kim çarkını döndürüyor , belli olur.

İnsanoğlu olarak ettiklerimizi çekiyoruz belki de..

Öyle hor kullandık ki çevremizi, dilsizlerin ahı tuttu belki de bizi...

Bir öykü ile devam edelim yazıya...

"Kızılderili şefleri trenle,

New York’a getirildi.

Bir heyet kendilerini karşıladı.

Konuklara toplantı öncesi kenti gezdiriyorlardı.

Sokaklardaki insan seli, arabaların, iş makinelerinin gürültüsü kızılderilileri şaşırtmıştı..

Bir ara Oglala Lakhotaları’nın şefi ve şamanı Heȟáka Sápa-Karageyik bir Ağustos böceğinin şarkısını duyduğunu söyledi.

Diğer reisler onayladı ama beyaz adamlar inanmadı.

Kentte Ağustos böceğinin olmayacağını, olsa bile bu gürültüde duyulamayacağını söylediler.

Karageyik ısrar etti.

Arabayı durdurdu.

İndi, ilerideki parka gitti ve bir ağaçta Ağustos böceğini gördü.

Amerikalılar şaşırmıştı..

“Olamaz” dediler, “Sende doğa üstü güçler var.”

“Hayır” dedi Karageyik,

“Ağustos böceğini duymak için doğa üstü güce ihtiyaç yok.”

“O zaman biz niye duymadık?” dediler.

Kara Geyik cebinden metal bir 50 sent çıkardı, kaldırımda yürüyen insanların arasına yuvarladı.

Bir anda herkes “Acaba benden mi düştü?” diye paraya bakmaya başladı.

Karageyik yanındakilere sordu:

“Anladınız mı..?”

“Anlamadık” dediler.

Anlattı;

“Bir insan için önemli olan, nelere değer verdiğidir." Çünkü her şeyi ona göre duyar,

ona göre görür ve ona göre hisseder.

Siz doğaya değer verseydiniz,

Ağustos böceğinin şarkısını duyardınız...

*Men dakka dukka*

Eden bulur vesselam.